.: Menü :.
 

Ana Sayfa
Yazılarım
Özgeçmişim
Şiirlerim
Kitaplarım
Videolarım
Hüseyin Ekici'nin objektifinden fotoğraflar
Afyon-Şuhut
Abdal Musa
Türk Kadınlar Birliği
Ankara Kurultay
Hacı Bektaş 1
Hacı Bektaş 2
Hubyar Tekke
Gazeteciler Cemiyeti
Kayseri
Karaca Ahmet
Kırıkkale
Pir Sultan Abdal
12 İmam ve Hz. Ali resimleri
Semah Vakfı
1990 Üsküdar Bld 1
1990 Üsküdar Bld 2
1990 Üsküdar Bld 3
1990 Üsküdar Bld 4
Hüseyin Ekici Portreler
Haberler
Haber Arşivi
Seçim Haberleri
Konuk Yazarlar
Şiir Köşesi
Atatürk köşesi
İletişim





 
,201

********************************************************
09.04.2010

Ekse Teknoloji Bilgisayar Yazılım Firması tarafından Güncelleme yapıldı.
********************************************************
25 Ocak 2010

YİYECEKLERİMİZ

Hasibe KAYA

İncir: Bağırsakları çalıştırır, enerji verir. Cinsel güce yardımcıdır.
Elma: Böbreklerin temizlenmesine, sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım eder.
Kayısı: Kan yapıcıdır. Güzel bir cilt ve saça olumlu etkisi vardır. Kanserin önlenmesinde yardım eden iyi bir karotenoid kaynağıdır.
Muz: Kalbe ve kas sistemine yararlıdır. Yorgunluğa ve ishale birebirdir.
Vişne: Mineral ve vitamin deposudur. Koyu renkli vişneler, açık renklilere oranla daha fazla mineral içerir.
Greyfurt: Sindirimi uyarır. Diş etlerinin kanamasını azaltır, soğuk algınlığına iyi gelir. Lifleriyle yenirse, kolesterolü düşürür.
Portakal: Soğuk algınlığı, grip, incinme, kalp hastalığı ve felçten korunmaya yardım eder.
Mandalina: Enfeksiyonlarla savaşmayı kolaylaştırır.
Üzüm: Böbreklerin çalışmasını uyarıp kalp atışını düzenler. Karaciğeri temizler. Siyah üzüm kabukları ve çekirdekleriyle yenirse hücre yenileyicidir.
Kavun: Endişe ve uykusuzluğa iyi gelir. Bağırsak ve cilt kanserine karşı Amerikan Kanser Topluluğu’nca tavsiye edilmiştir.
Karpuz: Kabuğundaki çinko iktidarsızlığa iyi gelir. Böbreği temizler.
Kiraz: Kolesterolü düşürür, özellikle sapları idrar söktürücüdür.
Armut: Kalp - damar sağlığı, alçak kan basıncı ve fiziksel performansa iyi gelen vitaminleri barındırır.
Çilek: Sigara dumanının etkilerini azaltır. Sigara içilen bir odadayken gün boyunca ağza iki çilek atılması önerilir.
Sivribiber: Şişkinliği azaltmada faydalıdır. Saçlara, tırnaklara ve cilde çok iyi gelir.
Brokoli: Mide ve yemek borusu kanseri tehlikesini azaltır.
Lahana: Yaşlanmayı önleyici mineral olarak kabul edilen selenyum sağlıklı bir cilt verir, erkeğin cinsel gücünü artırır.
Havuç: Enerji verir. Karaciğerin safra salgılamasına ve kolesterolü dengelemesine yardım eder.
Salatalık: Kasları gençleştirir. Deri hücrelerine elastikiyet verir.
Sarmısak: Tansiyonu düşürür, kan pıhtılaşmasını azaltır. Bazı mide kanserlerini önlediği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği kanıtlanmıştır.
Ispanak: Karaciğeri, lenf bezlerini ve kan dolaşımını uyarır.

BAŞ AĞRISINA KARŞI ELMA İLE KEREVİZ

Uykusuzluk: Havuç ve kereviz sapının suyunu karıştırın.
Sakinleştirici: Havuç ve lahana suyunu karıştırın.
Sindirimi kolaylaştırıcı: Karnabahar, havuç ve maydanoz suyu.
Yorgunluk: Tek başına havuç ya da elma, kereviz ve maydanozdan herhangi biriyle birlikte sıkılmış meyve suyu.
Grip: Bir bardak kızılcık suyu ya da elma + kızılcık, elma + üzüm + ananas suyu.
İktidarsızlık: Lahana, brokoli, kıvırcık, yapraklı lahana suyu.
Sigara dumanına karşı: Kereviz ya da çilek suyu.
Ezilme, çürüme: Portakal suyundaki bioflavonoid kan damarını ve kılcal damarları güçlendirir. Ezik ve çürükler daha çabuk iyileşir.
Kabızlık: Patates + havuç + elma + maydanoz suyu iyi bir tercihtir. En çok işe yarayan meyve suyu ise elma + armuttur.
Ağrıyan kemikler: Havuç, lahana ve maydanoz karışımının suyu.
Mide asidi: Havuç + salatalık + pancar suyu ya da havuç + lahana + kereviz suyu mideyi yatıştırmaya yardım eder.
Hemoroid: İçinde özellikle patates bulunan içecekler öneriliyor. Patates + havuç + elma + maydanoz suyu ya da patates + elma + armut suyu.
Boğaz ağrıları: Turp + limon.
Mide ülseri: Lahana ya da patates suyu.
Baş ağrısı: Elmayla birlikte karıştırılan kereviz suyu

MİNE SEVGİ ÖZERDEN PAYLAŞIM..
SEVGİLERİMLE.

********************************************************
23 Ocak 2010

GREYFURT SUYU HAKKINDA BİR MÜHENDİSİN UYARISI ...!

Hasibe KAYA

Merhaba;

Mutlaka bilmeniz gereken bir olaydan bahsedeceğim.

Bundan yaklaşık 1.5 yıl önce eşim çok ciddi bir baş dönmesi
yaşadı.

Aylarca sürdü.

Baş dönmesi o kadar kötüydü ki oturduğu yerden yere düşüyor.

TV bile izleyemiyor hiçbir şeyi okuyamıyor.

Tek başına yürüyemiyordu.

Hatta uykusunda bile yataktan düşebiliyordu.
Rüyasında bile başının döndüğünü söyledi.
Bu baş dönmeleri sonucunda da sürekli kusuyordu.
Bir sürü farklı doktor gezmemize rağmen çare
bulamadılar. Tüm doktorlar klasik 1-2 baş dönmesi ilacı verdi o kadar. Ama hiçbiri çare olamadı.

2-3 ay sonra baş dönmesi geçerek tekrar eski haline geldi.
Sonra çok araştırdım. Neden böyle olmuştu?
Sonra bunu bulmayı başardım arkadaşlar.

Problem : GREYFURT idi.

Eşim hasta olmadan 1 hafta önce çok ağır grip olmuş ve doktor bir sürü ilaç yazmıştı yanında da Greyfurt suyu içmişti C vitamini takviyesi diye.

Grip geçtikten sonra da bu baş dönmeleri başlamıştı.

GREYFURT, içilen ilaçların karaciğerde parçalanıp atılmasını engelleyen dünyadaki tek meyveymiş.
Böylece greyfurt ile ilaç alıyorsanız ve ilaca 1 hafta
boyunca devam ederseniz tüm ilaçlar sanki bir kere de yutulmuş gibi vücutta duruyormuş. Bu ilaçların türüne göre ölümler bile olabilmekteymiş.

Biz baş dönmesi ile kurtardık. Sizlere de bu uyarıyı yazmak istedim. Birkaç yerde bununla ilgili mesajlar görmeye başladım ama çoğu insan hala bilmiyor.

Lütfen ilaç kullanırken GREYFURT yemeyiniz veya suyunu
içmeyiniz.

Bu yazıyı arkadaşlarınıza gönderirseniz, insanların
bilinçlenmesini sağlamış olursunuz.

Kanser olan hastalarda kemoterapi esnasında da doktorlar greyfurt yenmesini istemez. Çünkü kemoterapiyi etkisiz hale getirir.

NEŞE YAĞSIN YÜREĞİNİZE.
MİNE SEVGİ ÖZERDEN PAYLAŞIM
**********************************************************
07 Haziran 2009
ANADOLU SEVGİ BİRLİGİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ İKTİSADİ İŞLETME KURARAK KİTAP YAYININA BAŞLADI






İğdeli Köyünün bir aydınlık yüzü daha ve Eğitim Ordumuzun temel taşlarından KADİR TATAR Hakka yürüdü. Hepimizin başı sağolsun. 26.05.2009

Acı Haber 2- Burunören Köyünden Silifke'de ikamet eden Arif Ekici'nin oğlu DURAN EKİCİ hakka yürümüştür. Ailesinin, sevenlerinin başı sağolsun.26.05.2009

Acı Haber 3- İğdeli Köyünden Turan-Keziban Alkan'ın oğlu Almanya'da ikamet eden ÖZCAN ALKAN hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhuma Allahtan Rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine'de Sabır ve Taziyelerimizi sunarız.
Başımız sağolsun.02 Haziran 2009
--------------------------------------------------------------------------
26 Nisan 2009

DSP GENEL SEKRETERİ VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ SÜLEYMAN YAĞIZ


“İKİ DEVLET TEK MİLLET”DUYGUSUNA ZARAR VERİLEMEZ
Yağız, “Yaşanan sıkıntılı sürecin Azeri-Türk kardeşliğine zarar vermemesi için her iki taraf da çok dikkatli olmalıdır. Bu bağlamda, ‘iki devlet tek millet’ duygusuna zarar verecek tek bir adım dahi atılmamalıdır” dedi. DSP Genel Sekreteri Süleyman Yağız’ın açıklaması şöyle:

Türkiye ile Azerbaycan arasında bir süredir bir gerginlik yaşanıyor. Bu gerginliğin sorumlusu, ne yazık ki, Ermenistan konusunda Azerbaycan’ın duyarlılıklarını göz ardı ederek hareket eden ülkemiz yöneticileridir. Bu yüzden Azeri kardeşlerimiz, doğal olarak derin bir üzüntü duyuyorlar.

Azeriler, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine, yıllar önce merhum Haydar Aliyev’in dillendirdiği, “iki devlet tek millet” duygusuyla bakıyorlar. Türkiye de bu duyguyu içtenlikle paylaşmıştır. Dolayısıyla bu duygu, iki ülkenin ortak duygusu olmuştur.

O nedenledir ki, yaşanan sıkıntılı sürecin Azeri-Türk kardeşliğine zarar vermemesi için her iki taraf da çok dikkatli olmalıdır. Bu bağlamda, “iki devlet tek millet” duygusuna zarar verecek tek bir adım dahi atılmamalıdır.

Biz kardeşliğimizi yolda bulmadık. Kardeşler birbirlerinin duyarlılıklarını göz ardı edemezler. Hiçbir kardeşin buna hakkı yoktur. Unutmayalım ki, kardeşlerinin duyarlılığını önemsemeyenler, başkalarıyla da sağlıklı ilişki kuramazlar.

Cumhurbaşkanı Sayın Gül'de Başbakan Sayın Erdoğan'da bunun idraki içinde olmalıdır. Ermenistan meselesi elbette ki çözülmelidir. Ama bu konuda adım atılırken, bazı dış çevrelerin gazına gelerek hareket edilmemelidir.

ABD’nin yeni Başkanı Obama’nın, sözde Ermeni soykırımını, Ermeni dilindeki “büyük felaket” sözüyle tanımlaması, dış çevrelerin bu konuda içtenlikten uzak olduğunu, geçmişte olduğu gibi bugün de kandırma ve oyalama siyaseti izlediğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Türkiye’yi yönetenler artık bu tür kandırmaların tuzağına düşmemelidir. Elbette ki dış ilişkilere de önem vermeli ama kimseye teslim olmamalıdır. Kendi ülkesinin ve ulusunun gücüne inanarak hareket etmelidir.

AY CAN AZERBAYCAN

Bu vesileyle yaklaşık 10 yıl önce kaleme aldığım “AY CAN AZERBAYCAN” adlı şiirimi, Azeri-Türk kardeşliğine armağan etmek istiyorum. Şiirim şu dizelerden oluşuyor:

men sana kardaş diyerem
men sana yoldaş
men sana can diyerem
sen mene can
ay can, Azerbaycan
iktifa eyleyemem ne desem
kucahlamak istiyerem
men sana men diyerem
sen mene men
özlerem, özlerem can
ay can, Azerbaycan
menim köynüm sende
senin mendedir
közlerim yolda
üreğim sendedir
indi sene gelirem can
ay can, Azerbaycan
kagazlar yetmez kaleme
yazsam neçe kelime
dünnen de bugün de sevirem seni
men de sana gel diyerem
gel mene can
ay can, Azerbaycan

*********************************************************
03 Mart 2009
Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği'nden 2002 yılında HOŞGÖRÜ ÖDÜLÜ alan

YUSUF HAYALOĞLU HAYATINI KAYBETTİ

Bir süredir hastanede tedavi görmekte olan şair-şarkı sözü yazarı Yusuf Hayaloğlu hayatını kaybetti.

Akciğer kanseri olan Hayaloğlu'nun tedavi gördüğü Acıbadem Bakırköy Hastanesi'nde sabah karşı çoklu organ yetmezliğinden öldüğü açıklandı. Hayaloğlu'nun sanatçı arkadaşları hastaneye akın etti.

Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya'nın ağabeyi Şair Yusuf Hayaloğlu, bir süredir kanserle mücadele ediyordu. 13 şubat tarihinde baş ağrısı, halsizlik ve kusma şikayetiyle Bakırköy'deki Acıbadem Hastanesi'ne giden Hayaloğlu'nın yapılan tetkiklerin ardından akciğer kanseri olduğu ortaya çıktı. Akciğerde oluşan kanserli hücrelerin vücuduna yayıldığı öğrenildi.

"CENNETE GİTTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM"

Hayaloğlu'nun ölümü ile ilgili olarak yapılan basın açıklamasında Hayaloğlu'nun vücudunu saran kanserli hücreler ile ilgili olarak kemateropi tedavisine alındığını ancak bu tedaviye cevap vermeyince, geçtiğimiz Pazar günü hastanenin yoğun bakım ünitesine yatırıldığı ancak bu sabah karşı 07:30 sıralarında hayatını kaybettiği açıklandı. Hastanede bulunan Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya ve Hayaloğlu'nun kızı Hazal Hayaloğlu gözyaşlarına boğuldu. Babasının ölümünün çok erken olduğunu söyleyen kızı Hazal Hayaloğlu, 'Yarım kalan projeleri bulunuyordu. Cennete gittiğini düşünüyorum.Çok üzgünüm' şeklinde konuştu.

"GÜZEL ŞEYLER ÜRETTİ"

Ahmet Kaya'nın eşi ve Hayaloğlu'nun kız kardeşi olan Gülten Kaya ise ağabeyinin ölümü ile ilgili olarak, “ Kendisi çok gençti. Ölümü bize erken geldi. Ağabeyimin bütün şiirlerini gerek Ahmet olsun gerekse ben çok severdim. 'Ah ulan rıza' ve 'Biz üç kişiydik' şiirlerinde bize göre ağabeyim kendisi ve Ahmet'i anlatmıştır. Hatta şiirde ismi Bedirhan olan karakter eşim Ahmet, Suphi olan isim ise ağabeyim Yusuf'tur. Güzel şeyler üretti. Çok güzel ve çok yakışıklı olarak aramızdan ayrıldı.Diğer sevdikleriyle buluştuğunu düşünüyorum' diye konuştu.

"O EN ÖNEMLİ ŞAİRLERDEN BİRİYDİ"

Gazetecilerin “Hayaloğlu'nun Ahmet Kaya ile aynı yere gömülmesini vasiyet ettiği' sorusuna “Ağabeyim çok gençti. Vasiyet yazmak aklına bile gelmedi. Öyle bir şey yoktur" şeklinde cevap verdi. Hayaloğlu'nun hayatını kaybettiği haberini alan Suavi, Onur Akın gibi sanatçı arkadaşları da hastaneye gelerek aileye başsağlığı dileklerinde bulundu. Hastaneye gelen sanatçı Onur Akın 'Yaklaşık 5 ay önce görüşmüştük. Uzun süredir Dülger hastalığının bulunduğunu biliyorum ancak böyle bir rahatsızlığını bende bilmiyordum .O en önemli şairlerden biriydi. Yeri doldurulamaz bir arkadaşımız ağabeyimizdi' dedi Hayaloğlu'nun cenazesinin nerede ve ne zaman defnedileceği henüz belirlenmediği açıklandı.

Yusuf Hayaloğlu yarın 04 Mart 2009 Yeniköy Merkez Camii’nde kılınacak ikindi namazına takiben Yeniköy Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

********************************************************
08.01.2009


DSP Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız:
AKP SORUN VE KRİZ ÜRETEN BİR ÖRGÜT GİBİ ÇALIŞMAKTADIR

* * DSP Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer başkanlığında toplanan DSP Başkanlık Kurulu’nun, adına “Ergenekon” denilen dava ve soruşturmayla ilgili değerlendirmesini açıkladı ve “AKP pervasızca, sorun ve kriz üreten bir örgüt gibi çalışmaktadır” dedi.

* * Türkiye’nin bir diktatörlüğe doğru hızla sürüklendiğine dikkat çeken Yağız, Türkiye’de gerçek gündemin üzerinin örtüldüğünü kaydetti ve “AKP kinle, intikamla bu ülkeyi yönetmeye çalışmaktadır. Bu gidişe DSP olarak kesinlikle izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

ANKARA- DSP Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer başkanlığında toplanan DSP Başkanlık Kurulu’nun adına “Ergenekon” denilen dava ve soruşturmayla ilgili değerlendirmesini açıkladı ve “AKP pervasızca sorun ve kriz üreten bir örgüt gibi çalışmaktadır” dedi.
DSP Başkanlık Kurulu, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer’in başkanlığında adına ‘Ergenekon’ denilen dava ve soruşturmayla ilgili değerlendirmelerde bulunmak üzere toplandı. DSP Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, Başkanlık Kurulu toplantısının ardından DSP Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi. Yağız, DSP Genel Başkan Yardımcıları Tayyibe Gülek, Hasan Macit, Melda Bayer, Osman Kılıç ve DSP Genel Saymanı Hasan Suna ile birlikte düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
“Adına Ergenekon denilen soruşturmada çok sinsi bir planın devreye sokulmak istendiği artık çok açık olarak ortaya çıkmıştır.Bu plân, Türkiye’de sistemin değiştirilmek istenmesidir. Bu yapılırken ülkenin saygın insanları, evrensel insan haklarına ve temel hukuk kurallarına aykırı biçimde soruşturma kapsamına alınarak ve zanlı gibi sunularak aydınlarımızın ve tüm AKP muhaliflerinin, dolayısıyla laik demokratik cumhuriyetimizden yana olan bütün insanlarımızın üzerinde yoğun bir baskı kurulmaya çalışılmaktadır.İnsanlarımız korkutulmaktadır.
Hemen herkes, ‘Beni de bir gün götürebilirler’ endişesini yaşamaktadır.
Bu ülkede yurtseverlikle eşdeğer olan ulusalcılık bile ne yazık ki suç kapsamına alınmıştır.
Bu arada evleri basılanların veya gözaltına alınanların arasına bazı kuşkulu isimler monte edilerek, adına Ergenekon denilen operasyona sözüm ona inandırıcılık kazandırılmaya çalışılmaktadır.
Bu, bu büyük oyunun bir büyük kurnazlığıdır.
Demokratik hiçbir ülkede hiçbir insanın suç işleme hakkı yoktur.
Ortada bir suç ve suçlu veya suçlular varsa bunlar mutlaka ortaya çıkarılmalı, adalete teslim edilmelidir.
Ama bu yapılırken mutlaka ve mutlaka demokratik zeminlerde kalınmalı ve temel hukuk kuralları hiçbir biçimde zedelenmemelidir.
Hele hele kesinlikle yargı üzerinde oyunlar oynanmamalıdır.
Yargı ikiye bölünmemelidir.
Mevcut yargı mensupları üzerinde, ‘Bak emekli olduğunda seni de Ergenekon’a dâhil ederiz’ baskısı ve tehdidi oluşturulmamalıdır.
Sayın Sabih Kanadoğlu’nun soruşturma kapsamına alınması bu açıdan ciddi bir olaydır. Çok açık ki, bu olayla, başka yargı mensuplarına da bir mesaj verilmek istenmiştir.
Gelişmeler ortaya koymuştur ki, bu soruşturma kapsamında ‘Ergenekon toplama kampları’ oluşturulmuştur.
Dahası, sıranın infazlara geleceği mesajı verilmeye çalışılmaktadır.
Bu dava ve soruşturma, Türkiye’nin enerjisini ve moralini tüketmektedir.
İlk toplananların iddianamesi bir yılı aşkın bir süre sonra açıklanmıştır.
Sonraki süreçte toplananların iddianamesi ise daha ortada yoktur.
Dolayısıyla kim neyle suçlandığını bile aslında tam olarak bilememektedir.
İlk toplananlar için hazırlanan iddianame de birçok saygın hukukçu tarafından garip içerikli olarak değerlendirilmektedir.
Birçok hukukçu, ‘Böyle bir iddianameyi hayatımda görmedim’ demektedir.
Bu arada zanlı olarak sunulanlarla ilgili olarak AKP yandaşı medyaya yönlendirilmiş haberler sızdırılarak bu insanlar peşinen mahkûm edilmektedirler.
Bu anlamsız süreçte yaşanan acıların ve mağduriyetlerin, ölümlerin hesabını veren çıkmamıştır.
Ancak krizlerin odağı konumundaki AKP, sivil darbe girişimlerini sürdürmektedir.
AKP pervasızca, sorun ve kriz üreten bir örgüt gibi çalışmaktadır.
Dün yapılan son operasyon hamlesi ile AKP’nin Türkiye’yi tüm kurumlarıyla ele geçirme girişimlerinde gözünü kararttığını açıkça göstermiştir.
Türkiye’de demokrasi ciddi tehdit altındadır ve çok büyük yara almıştır.
Türkiye AKP zihniyeti yüzünden kan kaybetmektedir.
Türkiye bir diktatörlüğe doğru hızla sürüklenmektedir.
Halkımız, gidişattan derin endişe duymaktadır.
Belli aralıklarla gündeme getirilen ve adına rakamlar verilerek sürdürülen operasyon dalgalarıyla gündemde asıl olması gereken her şeyin üstü örtülmektedir.
Örneğin yolsuzlukların üstü örtülmektedir.
Örneğin Deniz Feneri’nin üstü örtülmektedir.
Örneğin belediyelerdeki yolsuzlukların, soygunların üstü örtülmektedir
Örneğin artık iyice derinleşen ekonomik krizin üstü örtülmektedir.
Yine örneğin kriz yüzünden yaşanan intiharların, kapanan veya tatile çıkarılan işyerlerinin, yeni işsizliklerin üstü örtülmektedir.
Böyle bir süreçte Sayın Başbakan, mafyalarla ve çetelerle mücadele ettiklerini iddia ederek hedef şaşırtmaktadır.
Bir yandan da adına Ergenekon denilen soruşturma ve davanın savcılığına soyunmaktadır.
Bu, yargıya çok açık müdahale anlamını taşımaktadır.
AKP kinle, intikamla bu ülkeyi yönetmeye çalışmaktadır.
Bu gidişe Demokratik Sol Parti olarak kesinlikle izin vermeyeceğiz.
AKP’nin sivil darbe girişimlerini mutlaka etkisiz hâle getireceğiz.
Bu arada, ülkemizi 2002 baskın seçimlerine götürerek AKP’yi iktidara taşıyan güçleri de unutmayacağız”

RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYINIZ

1989-1992 Yılları arasında Üsküdar Belediye Başlığını yürüten Dr. Niyazi Yurtseven'in annesi NURİYE YURTSEVEN Üsküdar'daki evinde vefat etmiştir.Cenazesi 10 Ocak 2009 Cumartesi Üsküdar Yeni Camiden öğle namazına müteakip kaldırılacaktır. Yurtseven Ailesine başsağlığı ve merhumeye Allahtan Rahmet dileriz.
ANADOLU SEVGİ BİRLİĞİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU ADINA BAŞKAN
HÜSEYİN EKİCİ

*********************************************************
01 Ocak 2009

“Hava ve Deniz Araçlarıyla Uluslar Arası Taşımacılık” işini organize eden İstanbul Merkezli Firmanın;

Anakara’ya açacağı 2.inci Ofisi’nin işlemlerini yürütmek için;
“Sekreter Bayan Lise Mezunu 4 kişi ve
Üniversite mezunu 1 kişi çalıştırılacaktır."


Yöremizden iş arayanların yararlanacağı fırsat olarak değerlendireceği, ama çalışkan ve dürüstlüğü temel felsefe olarak taşıyanlar beni arayabilirler. Topladığım istekli bilgilerini firmanın İş Geliştirme Müdürü Yöremiz insanı kardeşime ulaştıracağım. Yüz yüze görüşmeyi kendisi yapacaktır.

Ragıp TATAR

(0312.405 60 70 / 0532.293 04 14)
*********************************************************
22 Aralık 2008

OZAN ÜNAL KARDEŞİMİZİ KUTLUYORUM

Rabiye DEMİR

İzmir'e yolu düşen tüm hemşerilerimizin İsa ÜNAL ağabeyimizin oğlu OZAN kardeşimizin yapmış olduğu eseri görmeye davet ediyorum.Kendisiyle gurur duyduğumuzu belirtmek ve böyle başarılı eserlere imza atan kişinin bizim insanımız olmasının ayrıcalığını herkesin hissetmesini isterim.

İzmir Karşıyaka Belediyesi, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Otelinde yakılan 33 vatandaşımızı unutmamış,Onların anısına Karşıyaka'da bulunan Dünya Barış Anıtı önüne bağımsız ayrı bir anıt olarak heykeltıraş Ozan Ünal'a yaptırılan ve kendisi tarafından tasarlanan 2 Temmuz Anıtı içeriği ile büyük anlam taşıyor.15 yıl geçmesine ve Türkiye’yi derinden yaralamasına rağmen; olayla ilgili yapılmış ilk anıt olma özelliği taşıyor.

Anıt da yazan; Nazım’ın meşhur “Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak; nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dizelerini vurgularcasına başı dik bir şekilde gücünü hissettiriyor.

Yananlara da saygıyı elden bırakmadan; birlik ve beraberlikle sıkıntılardan kurtulunabileceğini anlatmaya çalışan bu anıt da olduğu gibi hepimizin birlik ve beraberliğe ihtiyacı var. Bu anıt bunu hatırlamamıza kesinlikle yardımcı olacaktır.

Böyle bir olayın bir daha yaşanmamasını ama asla da unutulmamasını diliyoruz.

*********************************************************
14 Aralık 2008
G Ü N C E L H A B E R L E R G Ü N C E L H A B E R L E R

DEVAM EDECEK

24 Kasım 2008


DENİZ BAYKAL'I RESİMLERLE ANLATMAK
SUSALIM DENİZ BAYKAL KONUŞUYOR!...

Sayın Deniz Baykal kafasına danışıyor bakalım ne karar alacak

BAYKAL-Tamam buldum, bu türbanlının yanında resmim görünmeli.

BAYKAL-Önce gayet masumane davranmalıyım. Recep Tayyip Erdoğan'a siyasi haklarını nasıl kazandırmışsam şimdi de türbanlılara bu haklarını kazındırmalıyım, sonrası gelir... çok sıkıştırıyorlar!.. ama benim yerimde kendileri olsun bakıyım bu kadar başarılı olurlar mı? Türk halkını bu kadar kim benim kadar oyalayıp kandırabilir ki...

BAYKAL-Eyvah Türk Halkı yürüyüş yapıyor. Ya bana geliyorlarsa ben ne diyeceğim. Acaba 1963 de Milliyetçi bir parti üyesiydim mi desem? yoksa.....benimkilerde beni yalnız bıraktılar görüyor musun? Hani sıkışınca yardım edeceklerdi?

BAYKAL-Tamam tehlikeyi atlattık. Bu tesettürlü ünüformalı hanım güzel ona bir şey demez bizim Atatürkçüler. Bir süre daha oyalarım. Hadi rozetin hayırlı olsun. Akapeye iyi bakın aman ha sakın iktidardan onu düşürmeyin. Sizlere güveniyorum...

BAYKAL-Size ne kardeşim ben istediğimi partiye alırım. Sizin babanızın malı mı CHP. Oturun oturduğunuz yerde. 80 yıl sizin elinizde idi parti şimdi görev değişimi olacak. Bundan böyle partiyi onlar yönetecek. Size ne. Türbanlılar, ünüformalı tesettürlüler sizden daha iteatkarlar gerçek vatandaş onlar, kesin sesinizi..dettt..

BAYKAL-Sesleri çıkmıyor nasılsa çaktırmadan bunları da aradan çıkarayım. Biraz daha hedefe yaklaşmış olurum. Bizimkiler bundan çok memnun olacaklar, bunu beklemiyorlardı.

BAYKAL-Bu seyreden kızlarımızda sıra bunları da CHP içine alırsam tam istediğim kıvama getiririm partiyi. Kongrede aldığım tam yetki işe yaramaya başladı. Artık tek adam olduğumu kanıtladım. Partililer de kanıksadı artık. Bunu demokrasi zannediyor enayiler...

BAYKAL-Seçim geliyor artık dikkatli olmalıyım. Dur bir resim çektireyim. CHP'ye herkesin ihtiyacı var sloganı tutar.

BU DA BİZDEN: Sayın Baykal "Ya göründüğün gibi ol, Ya da olduğun gibi görün" biz seni tanıyoruz. Yeni keşfedecek değiliz. Sayın Baykal'ı Yeniden keşfetmek isteyenlere de bir çift sözümüz var. Atatürk Cumhuriyeti öyle kolay kazanılmadı, bu kadar ucuz siyasetçilere papuç bırakacak lüksümüzün olmadığını biliniz. Büyük Atatürk'ün Devrimleri'nin takipçisi milyonların olduğunu unutmayınız. Eğer belge istiyorsanız Atatürk'ün Gençliğe Hitabesini bir kez daha okumanızı öneririz.

BAYKAL-Alevilerin talepleriymiş geç kardeşim geç, siz nasil olsa çantada kekliksiniz, asıl mesele karaçarşaflılar ve ünüformalı türbanlıları ben partiye getirmeliyim.

BAYKAL-Alevi kardeşlerim size de çok üzülüyorum, biliyorum çok haksızlığa uğradınız, ama beni hoşgörün, hüh hüh hüh, beni ağlattınız...bu türban meselesi daha önemli.

BAYKAL-Sayın valim, pardon sayın Başbakanım sana ve patronlara karşı mahçubum ancak bu kadar yapabiliyorum. Sosyal Demokratları oyalamak o kadar kolay değil, taktir edersiniz. Ancak bu kadar gidiyor, biraz sabır.

BAYKAL-Çok zekiyim. Aklımı seviyorum, nasılda atlattım, şimdilik daha zamanım var.Birşeyler yapmalıyım.

BAYKAL-İkimizinde hedefi aynı. Suçlu millet, kim diyur okuyun, okumayın milli eğitim sorunu olmasın, çalışmayın kardeşim, kim diyor size çalışın asgari ücretle geçinin diye, alın ananızı gidin, yatın evinizde, Allahtan kravatlarımızı biraz farklı takmışız, yoksa beni vali, pardon başbakan sanacaklar.

BAYKAL-Bu afiş beni bir süre daha idare eder, hedef göstermem işe yarar

BAYKAL-Rica ederim Sayın Başbakanım tebrik etmenize gerek yok görevimiz, umarım ikimizin aynı yere hizmet ettğini anlamazlar.

BAYKAL-Bana bakın sizin imiğinizi sıkarım, başbakanımla aynı kravatı takmışsak nolmuş...Erkekseniz çıkın karşıma aday olun da göstereyim size dünyanın kaç bucak olduğunu.

BAYKAL-Bravo Başbakamın sen bir harikasın. Taktiklerin çok güzel tutuyor. Gönülden alkışlarım seni.

BAYKAL-Buyrun size Alevi ve Kürt olmayan bir başkan, rahatlıkla partiye üye olabilir, girip çıkabilirsiniz, oy vermeniz şart değil.

BAYKAL-Başbakan beni izliyor, mutlaka dikkatli olmalıyım, açık vermemeliyim. Kimse anlamamalı danışıklı siyaset yaptığımızı.

BAYKAL-Patron geldi selam vermeliyim. Yardımcım da selam verse iyi olur, bana daha çok güvenirler.

BAYKAL-Cumhurbaşkanlığı benim hakkımdı, Çengelköy'de bana çengel attı Başbakan. Ama, Bahçeli'de beni unutmuşa benziyor, sağlık olsun, yine de buna şükür etmeliyim..

BAYKAL-Sen ey bana muhalefet eden!.. gelirsem şimdi yanına sana dünyanın kaç bucak olduğunu gösteririm. Sen beni tanıyor musun? Seni Allah yarattı demem haberin olsun. Daha uslanmadınız mı? Sizi partiden uzaklaştırdım hala adam olmamışsınız. Ne işiniz var benim partimde?

BAYKAL-Oyalayacak biraz daha yalanlar bulmalıyım.

BAYKAL-Bunu dersem benim yaptığım anlaşılmaz. Çünkü bunu ben devamlı diyorum, eğer bana oy vermezseniz şeriat gelir diyorum. Böyle slogan atarsam dikkatleri başka yöne çekerim.
BAYKAL-Yaklaş haaannnııımmmfendi.Haaammm edeyim.Fırsatı deeğeeerleeendiiireeeyiiimmmm. Meraaakkk etttmmeee..çaktıırrmaadaan biiir haaaammmm.edddeemmmm

BAYKAL-Bu gelenleri bir yerden gözüm ısırıyor. Eyvah bu gelenler Mustafa Kemal'in Kuvvayıcılarına benziyor. Soğuk kanlı olmalıyım.

BAYKAL-Bana bakın!... tümünüzü tutar atarım dışarı!.

BAYKAL-Sizin efendiniz benim. Kim demiş "Köylü Milletin
Efendisidir" diye. Kim dediyse doğru dememiş. Efendi benim, bakın yüzüme anlarsınız.


BAYKAL-Partiyi bu hale getiren benden önceki Genel Başkanlar, Yöneticiler, bu partiyi işgal eden siz Aleviler, Kürtler, Lazlar, Türkmenler, Cumhuriyetçiler, Atatürkçüler, Kuvayı Milliyeciler, Vatanperverim diyen herkes, bu partiyi siz bu hale getirdiniz.

BAYKAL-Sizin partimde ne işiniz var. Ben sizi partiden atıyorum yine geliyorsunuz. Çıkın dışarı yoksa palis çağırırım.

BASINDAN-Yorumsuz. Her şey ortada.

BAYKAL-Kim dedi bakim, Baykal istifa etsin diye. Yüreği olan ortaya çıksın. Bana efelenen kimmiş bir görim..

BAYKAL-Bana laf söyleyecek kişiyi dünyaya geldiğine pişman ederim. Bana kafa tutanları biliyorsunuz. Hepsini gönderdim. Kimsenin gözünün yaşına bakmam. Bu böyle biline.

BAYKAL-Beni istifaya zorlayan canına susamışlara diyorum. Bu bir tehdit değil, aklını başına devşir diyorum.

BAYKAL-Vatandaş bana elinin ucunu verdi bana güvenmiyor, ne yalanlar bulsam da inandırsam. Ben sanki ona inanıyor muyum? Durumu idare etmeliyim. Etrafa çaktırmadan, samimi görünmeliyim.

BAYKAL-Sayın Başbakan güzel taktikler veriyor. Bunları can kulağı ile dinlemeliyim. Hata yapmamalıyım. Başbakan vücut dilini iyi kullanıyor. Ben de ondan aşağı değilim.

BAYKAL-Su Mustafa Kemal'i önce maskelemeliyim. Ben öne çıkmalıyım. Beni gölgede bırakıyor bu Mustafa Kemal. Ufak bir el hareketi sihirbazlar nasıl yapıyordu, "Okus Pokus" tamam böyle. Çok güzel, Atatürkçüler inşallah fark etmezler. Herkes benim elimden kuş çıkacak diye bakıyor. Güzel güzel kendimi çok seviyorum. Aşığım valla kendime. Bana Narsist diyorlar varsın desinler, umurumda değil, narsist olsam ne yazar.

BAYKAL-Bizim misyonumuzu bilmeyen bir Başbakanla karşı karşıyayız. Ama ona haddinizi bilin diyorum ama ağzını bozuyor, yakında haddini bildireceğim, biraz sabır edin glöreceksiniz. Uğraşma bizimle diyorum ama yine bildiğini okuyor. Verdiği sözü tutmayan bir Başbakan var. Şahitlerim debile var. Çengelköy'de bana çengel attığını artık söyleyeceğim. Köşke kimin çıkacağını birlikte kararlaştırmıştık. Bana kazık attı bu başbakan.

Ülkeyi bu şartlarda kurtaranların kemikleri sızlaya dursun, azıcık utanacak yüz kaldı mı bilmiyoruz. Ama kim nelerin peşinde bakar mısınız? Vah Atatürk, vah benim canım Anadolu insanım, sen canını, kanını verdin bizimkiler de zevk ve sefasında. Koltuk kapma yarışında gökdelenlerde, asrın lüks arabalarında yaşamlarının şaşalı zevkinin doruklarını yaşıyorlar. Ne dersiniz?
DEVAM EDECEK SAKIN BİZDEN AYRILMAYIN
********************************************************
23 Kasım 2008





ANADOLU SEVGİ BİRLİGİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU VE

YAYIN KURULU
Devamı için Tıklayınız

***********************************************
Türkmen Günü Şenliği ile ilgili resim ve haberleri www.anadolusevgibirligi.org/Duyurular sayfasında bulabilirsiniz.

http://www.anadolusevgibirligi.org/Sayfa.asp?yasir=48
**********************************************************
20.11.2008

NAZIM HİKMET

Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet
ben tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...
Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum,
hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler.
Hem bir tek elmadan, hem süpürülen topraktan, hem
zindandan dönen insan ruhundan, hem kitlelerin
daha güzel günler için savaşından, hem bir tek
insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler yazmak
istiyorum, hem ölüm korkusundan, hem ölümden korkmamaktan
bahseden şiirler yazmak istiyorum.
********************************************************
TRAFİK CANAVARI BU HAYVANDAN NE İSTEDİ DERSİNİZ?


Hayvana kapalı kasa kamyonla vurup 15-20 metre sürükleyip üzerinden geçmek ne zaman insanlık oldu? Şimdi yaşam mücadelesi veren bu hayvanın vebalini bu canavar nasıl ödeyecek? Eğer öldürmek için üzerine araba sürmek insanlıksa biz neyiz? Konuyla ilgili yazımız devam edecek.H.E
********************************************************

Refika-Tuncay Yalçın ve Hürü-Hüseyin Özdemir çifti Almanya'da tişört bastırarak Türkmenlerin Sesi Radyosu'nun açılması için eylemlerini sürdürmeleri sonucu bizim duyarsız davranmamız düşünülemezdi. 30 Ağustos Zafer Bayramında zorunlu olarak Radyomuzun açılması gerçekleştirildi.

********************************************************
09.10.2008



TÜRKMENLERİN SESİ RADYOMUZ AVRUPA BASININDA

TÜRKMENLERİN, Sesi Radyosu 1 yaşında! 1.Yıl kutlamaları çerçevesinde 1.Türkmen Günü Şenliği düzenlenecektir. Düzenleyen Anadolu Sevgibirliği Dayanışma Derneği. Etkinliğimizde: Değerli yazarların konuşmaları, şairler, aşıklar atışması ve müzik dinletisi olacaktır. Etkinliğimiz: Türkmenlerin sesi Radyosu'ndan canlı olarak yayınlanacaktır. Tarih: 11 Ekim Cumartesi 2008, saat 12.00-20.00 arasında. Yer: Çamlıca Kısıklı Mah. Bulgurlu Cad. Tepelik sok. No.10 Üsküdar/İst. Tel: 0(216)4436098/4430356, Fax: 0216/3169369. http://www.anadolusevgibirligi.orghttp://www.huseyinekic.com.tr http://www.igdelininsesi.com adreslerinden ulaşabilirsiniz.
********************************************************
30.09.2008


Murat EKİCİ

Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir.

Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir.

Bayramlar,milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir.

Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle, Şeker Bayramımız kutlu olsun!

******************************************************
19.09.2008
DSP'NİN İFTAR YEMEĞİNDE BULUŞMA

DSP Üsküdar İlçe Başkanlığının iftar yemeğinde DSP İstanbul Milletvekili Ayşe Jale AĞIRBAŞ ve Anadolu Sevgi Birligi Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı S.M.Mali Müşavir Hüseyin EKİCİ ve arkadaşları DSP'li partililerle birlikte


********************************************************
14.08.2008

TÜRKMENLERİN SESİ RADYOMUZ AVRUPA BASININDA





Anasayfa - Değişik

"TÜRKMENLERİN, Sesi Radyomuz" yeniden yayına açılıyor. Türkmenlerin Sesi Radyosu, muhabirler arıyor. Muhabirler Birliği, Tanıtım Kurulu, Danışma Kurulu. (Derneğe üyelik halinde yayın kurulunda) görev almak isteyenlerin radyomuza başvurmaları rica olunur. Bize; www.igdelininsesi.com.tr www.huseyinekici.com.tr www.anadolusevgibirligi.org tan ulaşabilirsiniz.

SCHUFA, Probleme! Wir helfen! http://www.torrox.yopage.de

ÜRETİCİDEN, baskıyla market ve herçeşit poşetler. Tel: 0049206/5424411, 0049(0)177/6117179.

İMSAKİYE, kuşe, yaldızlı, özel imsakiye ve A'dan-Z'ye reklam ürünleriyle tüm Avrupa'ya hızlı servis. Tel: +49(0)8221/916711 www.intpro.eu
*********************************************
DEĞERLİ DOSTLAR

Almanyada yaşayan Refika-Tuncay Yalçın çiftinin Radyonun yeniden açılması için başlattıkları imza kampanyası sonucu 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Derneğimizce yapacağımız etkinliğin Radyomuzda canlı olarak naklen yayın yapılmasına karar vermiştik.

Almanya'da yaşayan Tuncay-Refika Yalçın çifti bizden önce davranıp Almanya'da yayınlanan Hürriyet Gazetesi'nde yukarıdaki ilan yayınlatılmış bile.

Bize güvenen, bizimle birlikte olan ve radyomuzu destekleyen başta YALÇIN çifti olmak üzere herkese candan teşekkürlerimizi arz ederiz.

İmza kampanyasında imzası bulunan tüm dostlarımız Radyomuzun Danışma Kurulu üyesidirler.

Radyomuzda yapılacak canlı yayında herkes telefonla, msn ile, ileti yoluyla veya bizzat katılabilir.
Düşüncelerini canlı olarak paylaşabilirler.

Saygılarımızla,

Türkmenlerin Sesi Radyosu
Yayın Kurulu Başkanlığı

*******************************************************
02 Ağustos 2008

SEVGİ, BARIŞ, KARDEŞLİK VE HOŞGÖRÜNÜN MERKEZİ
İĞDELİ KÖYÜ ŞENLİĞİ'NDEN RESİM VE HABERLER



Hiçbir güç vatanımıza ihanet edenlere karşı olan direncimizi kıramaz. Atam sen rahat uyu, vatanın yılmaz bekçileriyiz. Bu anıtla yer, yök ve tüm kainat şahidimizdir.
DÜNDEN BUGÜNE İĞDELİ ŞENLİKLERİNE KATILIM BİR AYRICALIKTIR

Sunucu: Oğuzhan CEYLAN

ESKİMEYEN OZAN ALİ KIZILTUĞ 7.İNCİ İĞDELİ KÖYÜ ŞENLİĞİ'NDE UNUTULMAZ BİR GÜN YAŞATTI


Ali Kızıltuğ Türkmen Köylerinde gönüllere seslendi


Türkmenler gönüllerince halaylarını çekip eğlendiler

İğdeli Köyünün Modern Kütüphanesi. Okumaya, bilime önem veren insanlarda insan sevgisi, vatan sevgisi herşeyin önüne çıkar. Gericiliğe ve çağdışılığa yer olmaz.

İğdeli Köyü Şenliklerine 2007 de katılan Hoşgörü Ödül Sahibi Mustafa Özarslan'da Anadolu'nun Merkezinden dünyaya haykırarak türkülerini buradan dillendirdi.

İğdeli Köyü Şenliklerine gelenlerden Aşık Gülabi'de şeref listesinde yerini aldı.

Değerli canlar,
Anadolumuzun her köşe bucağında, kuskusuz hem ezen
hem de ezilenler vardır. Işte bu ezilenlerin yıllar yılı
dert ve duygularını plaklar, kasetlere sesiyle sizleri
uyarmaya çalışan MAHZUNİ ŞERİF'in en büyük oğluyum.
Ben sizlerin duygu düşüncelerine birazcık hitap edebildiysem ne mutlu benim için...
Dünyada en büyük sevgi hak ve halk sevgisidir;
ömrüm oldukca sizlere layık kalmaya çalışacağım hürmetlerimle. Diyerek söze başlayan
Emrah MAHZUNİ'de İğdeli Köyü Şenliklerinde şeref konuğu oldu.

Türkmenlerin muhteşem ve onurlu insanları saygı ile sanatkarlarını izlerken

İğdeli Köyünün Sanatçıları Haluk Özkan ve Tanju Duman köyünün şenliklerinde akrabalarıyla böyle buluştu

Türkmenlerin geleneksel davul zurna ile oynanan halayları, Sivas Ağırlaması,Lümberde, Kangallının Kayası oynanmadan o şenlik şenlik olur mu?

Turani Baba yöremizin ve İğdeli Köyünün daimi sanatçısı. Şenlikte mutlaka vardır ve onur kaynağımızdır.

Ozan Emaneti(Servet Yıldırım) Ankara Halk Ozanları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, aslen Şarkışla'nın Saraç Köyünden Aşık Yüzbaşıoğlu'nun oğlu İğdeli Köyü Şenliklerinde Türkmenleri onurlandıran ozanlarımızdan

Türkmen geleneğine göre Gelin Alaylarında mutlaka Türk Bayrağını en önde taşırlar. Bayrağı taşıyan kişiye de BAYRAKTAR denir.Bayraktar bayrağını kimseye teslim edemez.Vatanına,bayrağına, Atasına saygı gereğidir bu.

Türkmen geleneğine göre at üstünde gelin getiriliyor. Çağdaş İğdeli Köyünün insanları silahla değil, alkışlarla sevinçlerini belli ederek gelin alaylarını oluşturuyorlar.

Çağdaş dünyaya yüzünü dönen aydınlık yüzlü insanlar, korkusuz, birbirine olan saygıyla, sevgiyle, örf ve adetlerini yerine getiriyorlar kendi gönüllerince. Çağın gerisinde kalan bağnaz, tutucu, her türlü baskıcı zihniyete inat yollarında onurlu adımlarla ilerliyorlar.
Fotoğraf : Hüseyin ÖZKAN
******************************************************
Temmuz 2008

MNG KARGO'DAN DEV ÇEVRE PROJESİ


Hasan TATAR - İnsan Kaynakları-KAYSERİ

Kargo poşetleri kutuya, çocuklar okula

Doğal kaynakların verimli kullanılması amacıyla her sektörün üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiği anlayışından yola çıkan MNG Kargo, sürdürülebilir kalkınma hedefiyle başlattığı kargo poşetlerinin geri dönüşümü projesini Türkiye çapında uygulamaya başladı. Kargo Poşetleri Kutuya, "Çocuklar Okula" sloganıyla başlayan proje ile Türkiye çapında kargo sektörünün bir ayda ürettiği yaklaşık 20 milyon adet plastik kargo poşeti toplanacak.

KARGO POŞETLERİ ÇOP TORBASI OLACAK

Toplumsal sorumluluk projesi olarak yaklaşık bir yıldan bu yana proje üzerinde çalışan MNG Kargo, Kargo Poşetleri Kutuya, "Çocuklar Okula" mesajının yazıldığı geri dönüşüm kutularını, kargo sirkülasyonun yoğun olduğu 20 bin noktaya yerleştirilecek. Toplanacak kargo poşetleri daha sonra lisanslı firmalarda geri dönüştürülecek ve yerine çöp torbası üretilecek. Kargo poşetlerinin geri dönüşümüyle elde edilecek gelir ise Milli Eğitim Bakanlığı'nca belirlenecek ve ihtiyaç duyulan yerleşim merkezlerinde okul yapımı için harcanacak. Belirli bir kotanın üzerinde atık poşet toplayarak " Kargo Poşetleri Kutuya, Çocuklar Okula" projesini destekleyen bireyler ya da kuruluşların adlarına ağaç dikilecek.

POŞETLERİ MNG KARGO GÖNÜLLÜLERİ TAPLAYACAK

Hazırlanan geri dönüşüm kutuları, MNG Kargo'nun 444 06 06 ücretsiz telefonundan isteyen tüm kurum ve kuruluşlara gönderilecek. Dolan atık kutular, MNG Kargo'nun gönüllü çalışanları tarafından düzenli olarak toplanacak. Her gün 1.150 yerleşim biriminde 250.000 adrese hizmet götüren MNG Kargo, Türkiye genelinde 600'ü aşkın şubesi, 23 ildeki toplam 26 aktarma merkezi, 2.000 karayolu aracı ve 6.000'i aşkın çalışanıyla, projenin alt yapısını kusursuz yöneteceğini taahhüt ediyor.

KARGO POŞETİNDEN "BİR AYDA İKİ OKUL" ÇIKABİLECEK



MNG Kargo'nun "Kargo Poşetleri Kutuya Çocuklar Okula" projesini toplumsal sorumluluk çerçevesinde gerçekleştirdiği söyleyen MNG Kargo Genel Müdürü Aslan KUT, konuyla ilgili olarak düzenlenen basın toplantısında, kargo sektöründe faaliyet gösteren firmaların şu anda ayda 20 milyon adet poşeti piyasaya sürdüklerini ve bu poşetlerin çöpe atıldığını söyledi. Kut sözlerini şöyle sürdürdü: "Naylon poşetlerin doğada yok olmadığını hepimiz biliyoruz. Çevreye olan duyarlılığımız kapsamında poşetlerin geri dönüşümü için gerek müşterilerimizin işyerlerine gerekse isteyen tüm firmalara karton kutular bırakıyoruz. Geri dönüşüm kutuları dolduğunda bunları toplayarak lisanslı firmalara vereceğiz. Buradan elde edilen değeri ise eğitime aktaracağız. Tüm kargo kullanıcılarının duyarlılık göstererek aldığı poşetleri dönüşüm kutularına atması halinde ayda 2 okul yapılacak büyüklükte bir değer ortaya çıkabilir."


MNG Kargo Genel Müdürü Aslan KUT

ASLAN KUT : Çevre Bakanlığı'nın öncü rolü projenin gücünü artırır.

Projede öncü rol üstlenmesi amacıyla Çevre Bakanlığı ile görüşmelerin sürdüğünü ve Bakanlığın projeyi desteklemesi ile geri dönüşüm çalışmalarının güçlenerek ülke için ciddi bir katma değer yaratacağını söyleyen Aslan Kut, geri dönüşümde dünya örneklerini ve Avrupa Birliği standartlarını anlattı.

Su kaynakları ve çöplerde görülen tonlarca naylon torba atığının, hem doğada hem de kanalizasyon ve sulama sistemlerinde milyonlarca dolarlık kayba yol açtığını belirten Aslan Kut, naylon torba üretimi için kese kâğıdına göre yüzde 20- 40 arasında daha az enerji ve su tüketildiğini söyledi. Burada en büyük sorun bu torbaların tekrar kullanıma sokulmadan bilinçsizce kullanılıp atılmaları.

Kut, konuşmasına şöyle devam etti: "Dünya ülkelerindeki uygulamalara baktığımızda; Avustralya'da bu yılın sonundan itibaren süpermarketlerde naylon torba kullanımına son veriliyor. Çin'de 1 Haziran 2008 tarihinden başlamak üzere çok ince plastik torba üretilmiyor ve bu torbaların süpermarketlerde kullanılması yasaklanıyor. ABD'nin New York kentinde ise 5 bin ve daha fazla metrekareden büyük ya da 5'ten fazla şubesi olan mağazalara, plastik torba geri dönüşüm kutusu yerleştirme zorunluluğu getirildi."

İstanbul günde 10 bin ton çöp üretiyor, bunun yüzde 10'u naylon ve plastik

Türkiye'nin, özellikle çevre konusunda pek çok alanda AB'nin norm ve standartlarına ulaşması gerektiğine dikkati çeken Kut, "Çevre standartlarında en önemli alanlardan birini ambalaj ve ambalaj atıkları oluşturuyor. Avrupa Birliği mevzuatına uyumlu hazırlanan ve 1 Ocak 2005 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren "Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Yönetmeliği", ambalajın üretiminden, geri kazanılmasına kadar her aşamada ilgili taraflara çeşitli sorumluluklar yüklüyor" dedi.

İSTAÇ (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Atık Maddeleri Değerlendirme Sanayi ve Ticaret AŞ) verilerine göre de, sadece İstanbul'da günde 10.000 ton çöp üretiliyor ve kişi başına çöp üretim miktarı yaklaşık 1 kg . civarında. Üretilen bu çöpün yaklaşık yüzde 10'luk bir kısmını ise naylon torbaların olduğu plastikler oluşturuyor. Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Yönetmeliğine göre, organik maddelerle ambalaj atıklarının, kaynağında ayrı ayrı toplanılması ve plastik ile kağıt atıkların birbirine karıştırılmaması gerekiyor.

Haber amaçlı yazı dizisidir.

******************************************************
30 Temmuz 2008

AKP NEYDİ NE OLDU?



Anayasa Mahkemesi'nin 'kapatılmaması' yönünde karar verdiği AKP bugünlere nasıl geldi.

İşte 30 adımda AKP'nin 30 Temmuz 2008 gününe gelişindeki önemli olaylar ve tarihler.

1- 14 Ağustos 2001 AKP kuruldu

28 Şubat süreci, 1970'te kurulan Milli Nizam Partisi ile başlayan Milli Görüş geleneğini ikiye böldü: Gelenekçiler ve Yenilikçiler. İki grup, Fazilet Partisi'nin 14 Ağustos 2000'deki ikinci kongresinde mücadele etti. Necmettin Erbakan'ın siyasi yasağı sebebiyle gelenekçi kanadı Recai Kutan temsil etti. Yenilikçilerin adayı Abdullah Gül'dü. Kutan, 1195 delegenin 633'ünün oyunu alarak yeniden seçildi. Ancak Gül'ün topladığı 521 oy, Bülent Arınç, Mehmet Ali Şahin, Salih Kapusuz ve Abdüllatif Şener'in de içinde bulunduğu yenilikçi kanadın gücünü ortaya koydu. Fazilet'in 22 Haziran 2001'de kapanması ise yeni partinin yolunu açtı. Bu tarihten kısa bir süre sonra da Erdoğan liderliğindeki AKP kuruldu.

2- 3 Kasım 2002 İlk seçimde tek başına iktidar

DSP-ANAP- MHP koalisyon hükümetindeki anlaşmazlık had safhaya çıktı. Devlet Bahçeli, 7 Temmuz 2002'de erken seçim istedi. ANAP ve DSP bu talebe direnemedi. 3 Kasım gecesi bir başka sürpriz yaşandı. AK Parti, Erdoğansız girdiği seçimden 'tek başına iktidar' çıktı. Yüzde 34.28'lik oy oranı ile 363 milletvekili kazandı. Meclis'e sadece CHP girebildi. Bahçeli, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller siyasetten çekildi. Abdulah Gül'ün kurduğu 58. hükümet 28 Kasım'da güvenoyu aldı.

3- 15 Mart 2003 Yasak kalktı, Erdoğan başbakan

İktidar olan partinin lideri, Parlamento'ya girememişti. (Erdoğan, 1997'de Siirt'te okuduğu şiir yüzünden siyaset yasağı cezası almıştı.) Bu durum ne kamuoyunun ne de Meclis'in içine sindi. Ana muhalefet lideri Deniz Baykal bile bu 'demokrasi gediği'nin kapatılmasını istiyordu. Yüksek Seçim Kurulu ise Siirt Pervari'ye bağlı Doğan köyündeki seçimi bazı ihlaller sebebiyle iptal etti ve 9 Mart'ta tekrarlanmasını kararlaştırdı. Bu süreçte Anayasa değişti; Erdoğan'ın seçime girmesinin yolu açıldı. 15 Mart'ta Gül'den başbakanlığı devralan Erdoğan 59. hükümeti kurdu.

4- 13 Mart 2007 Baykal, emekli General Eruygur'u kabul etti

Darbe planı ve fişleme yaptığı ortaya çıkan eski Jandarma Genel Komutanı emekli General Şener Eruygur (Ergenekon davası kapsamında tutuklu), CHP lideri Deniz Baykal'ı ziyaret etti. Yanında emekli 2 komutan daha bulunan Eruygur, başlatacağı mitingler için Baykal'dan destek istedi.

5- 14 Nisan 2007: Cumhuriyet mitingleri başladı

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı Şener Eruygur, ilk mitingi düzenledi. 'Cumhuriyet Mitingi' ismi verilen eylemlerin amacı, AK Partili bir ismin cumhurbaşkanı olmasını engellemekti. Eski İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Nur Serter'in aktif olarak rol aldığı mitinglere Deniz Baykal, Zeki Sezer ve Yaşar Okuyan gibi siyasetçiler destek verdi.

6- 24 Nisan 2007: Başbakan Erdoğan: Adayım Abdullah Gül kardeşim

Başbakan Erdoğan, aylardır süren Köşk tartışmasına son noktayı koydu. Grup toplantısında cumhurbaşkanı adayını şu sözlerle açıkladı: "Mevki, makam gibi gelip geçici heveslerin peşinde hiç olmadık. Kimse bizden milletimizi bırakmayı beklemesin. Ülkemizde yapacağımız çok şeyler var. İstiyoruz ki Çankaya, halkıyla daha da fazlasıyla bütünleşsin. Yaptığımız değerlendirmeler bir ismi ortaya çıkardı: Bu hareketi beraber kurduğumuz Abdullah Gül kardeşimiz..." Bu sözler AK Parti grubunda uzun süre ayakta alkışlandı.

7- 27 Nisan 2007 Gece yarısı bildirisine sert cevap

TBMM'de 11.Cumhurbaşkanı seçiminin ilk turu yapıldı. CHP, DYP ve Anavatan Meclis'i boykot etti. Meclis tutanağına göre 368 vekilin katıldığı turda Gül, 357 oy alınca oylama ikinci tura kaldı. CHP ikinci turu beklemeden konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. Aynı günün gecesi saatler 23.30'u gösterdiği sıralarda Genelkurmay Başkanlığı'nın Internet sitesinde sürpriz bir açıklama yayınlandı. Açıklamada, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinin laikliğin tartışılması konusuna odaklandığı ileri sürüldü. Bu durumun Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlendiği belirtilerek, "Unutulmamalıdır ki, TSK bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur." denildi.

Hükümet, bildiriye aynı tonda cevap verdi. Bir gün sonra basının karşısına geçen Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Genelkurmay'ın Başbakan'a bağlı ve hükümetin emrinde bir kurum olduğunu hatırlattı. Gece yarısı yayınlanan metnin zamanlamasına dikkat çeken Çiçek, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Anayasa Mahkemesi'nin etkilenmek istendiğini kaydetti.

8- 1 Mayıs 2007 Anayasa Mahkemesi'nden 367 şoku

Cumhuriyet tarihinde ilk kez Köşk seçimi yargı tarafından durduruldu. CHP, cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunda Meclis'te 367 milletvekili bulunmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açmıştı. Mahkeme CHP'nin talebine uydu. Kararda, Genelkurmay'ın yayınladığı e-bildiri ve CHP lideri Baykal'ın 29 Nisan'daki, "Mahkeme '367'ye gerek yok' derse ülke çatışmaya sürüklenir." sözünün etkisi olduğu iddia edildi. 3 gün sonra TBMM, erken seçim kararı aldı.

9- 22 Temmuz 2007 İki kişiden birinin oyunu aldı

Türkiye, 'Cumhuriyet mitingleri, Köşk seçimi, e-bildiri ve 367 kararı'nın gölgesinde bir seçim yaşadı. AK Parti, yüzde 46,6 oy oranı ve 340 milletvekili ile yine tek başına iktidar oldu. CHP, DSP ile yaptığı ittifaka rağmen yüzde 20,8'de kaldı. MHP 70 milletvekili (yüzde 14,3) tekrar Meclis'e girdi. Merkez sağın iki partisi ise Köşk seçiminde Meclis'i boykot etmenin faturasını ödedi. Erkan Mumcu'nun partisi Anavatan seçime giremedi. DP yüzde 5.4'te kalınca, genel başkan Mehmet Ağar siyaseti bıraktı. Erdoğan başkanlığında kurulan 60. Hükümet, 5 Eylül'de TBMM'den güvenoyu aldı.

10- 28 Ağustos 2008 Abdullah Gül Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı

22 Temmuz seçiminin ardından toplanan Meclis'in ilk işi 11. Cumhurbaşkanını seçmekti. AKP'nin adayı yine Abdullah Gül'dü. CHP, AKP'li bir adaya karşı çıktığı için MHP 'kilit' konumundaydı. Anavatan ve DP örneğini göz önünde bulunduran MHP demokratik duruşu tercih etti. Sebahattin Çakmakoğlu'nu aday göstererek Meclis'e girdi. Neticede Meclis, Nisan 2007'de başlayan cumhurbaşkanlığı seçim sürecini tamamladı. Dışişleri Bakanı ve AK Parti Kayseri Milletvekili Gül, Türkiye'nin 11. cumhurbaşkanı oldu. 448 milletvekilinin hazır bulunduğu oylamada Gül 339 oy alırken, rakipleri MHP'li Sabahattin Çakmakoğlu 70, DSP'li Tayfun İçli 13 oyda kaldı. 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Köşk'ten 4 ay gecikmeli ayrıldı.

11- 21 Ekim 2007 Cumhurbaşkanını halk seçecek

Türkiye demokrasi tarihinin en önemli olaylarından birini yaşayacağı güne acı haberle uyandı. Terör örgütü PKK, Hakkari Dağlıca Karakolu'na düzenlediği saldırıda 12 askerimizi şehit etti, 8 eri kaçırdı. CHP ise 'oy kullanmayın' çağrıları yapıyordu. Buna rağmen Türk halkı, Anayasa Mahkemesi'nin, '367 kararı' ile Köşk seçimine koyduğu blokajı kaldırmak için sandık başına gitti. Katılımın yüzde 68 olduğu referandumda yüzde 69 oranında 'evet' çıktı. Artık cumhurbaşkanını halk seçecek. Cumhurbaşkanının görev süresi 7 yıldan 5 yıla indi. TBMM'de, tüm oturumlar 184 milletvekiliyle açılacak.

12- 13 Aralık 2007 MHP başörtüsü sorununun çözümünü istedi

Köşk seçiminde '367 krizi'nin aşılmasında önemli bir rol oynayan MHP, başörtüsü yasağının kaldırılması için de sürpriz bir adım attı. Swiss Otel'de basın toplantısı düzenleyen Devlet Bahçeli, yasal düzenlemeyle sorunun çözülmesini istedi: "MHP, başörtüsü yasağına rıza göstermemektedir. Anayasa'da mı, başka yerde mi yeni düzenleme yapılabilir? Kamusal ve özel alan sınırı çizilerek kısıtlamalar kaldırılabilir."

13- 14 Ocak 2008 Erdoğan: MHP 'varım' diyor

Başbakan Erdoğan, İspanya'da düzenlediği basın toplantısında üniversitelerde başını örtenlere 'başörtüsünü siyasî simge olarak kullanıyorsun' şeklinde baskılar yapıldığını söyledi. Erdoğan, "Velev ki bir siyasî simge olarak taktığını düşünün. Bunu suç kabul edebilir misiniz?" dedi. İspanya dönüşünde de muhalefete şu çağrıyı yaptı: "Bunun çözümü çok kolay. MHP 'ben varım' diyor. CHP yoksa yok."

14- 24 Ocak 2008 İki partinin kurmayları uzlaştı

AKP ve MHP kurmayları eğitim özgürlüğünü sağlamak için uzlaştı: Anayasa'nın 10. ve 42. maddeleri değiştirilecek. Bu değişikliklerin Meclis'ten geçmesi halinde de YÖK Kanunu'nun ek 17. maddesinde düzenleme yapılacak

15- 9 Şubat 2008 411 el eğitim özgürlüğüne kalktı

Üniversitelerde eğitim özgürlüğünün önünü açan Anayasa değişikliği 411 oyla kabul edildi. Bu rakam milletvekillerinin yüzde 75'ine tekabül ediyor. Oylamaya katılanlar baz alındığında yüzde 80'i geçiyor. Kamuoyu anketlerinde de toplumun yüzde 80'inin yasağa karşı olduğu ortaya çıkmıştı.

16- 27 Şubat 2008 Eğitim özgürlüğü Anayasa Mahkemesi'nde

CHP, DSP ve Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç, eğitim özgürlüğüyle ilgili anayasa değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. 112 vekilin imzasını taşıyan dava dilekçesinde değişikliğin 'yok sayılması' ve yürürlüğün durdurulması istendi.

17- 14 Mart 2008 İftar çadırı bile kapatma sebebi

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti hakkında kapatma davası açtı. İktidarı, 'laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmakla suçlayan Başsavcı, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan başta olmak üzere 71 kişi hakkında siyaset yasağı istedi. Kapatma talebine gerekçe olarak gösterilen hususların çoğu gazete ve televizyonlarda çıkan yalanlanmış haberlere dayanıyordu. Delil olarak gösterilen birçok haber Google'dan alınmıştı. Başsavcının kapatma gerekçesi olarak gösterdiği hususlar arasında, 'Ramazan ve Kurban bayramlarında düzenlenen bayramlaşma törenleri' ile 'iftar çadırları' da vardı.

18- 29 Mart 2008 'Başörtüsü olmasaydı davayı açmazdım'

Başsavcı Yalçınkaya, Referans Gazetesi'nden Nuray Başarana 'Başörtüsü düzenlemesi' olarak bilinen Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerindeki değişiklikler yapılmasaydı davayı açmayacağını söyledi.

19- 28 Mart 2008: Raportör: Mahkeme iddianameyi iade edebilir

Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Dr. Osman Can, AKP hakkında açılan kapatma davasının iddianamesiyle ilgili raporunu tamamladı. Can, raporunda iddianamenin iade edilebileceğini söyledi. Ancak 3 gün sonra toplanan mahkeme iddianameyi kabul etti. Dava oybirliğiyle kabul edilirken, Gül'ün yargılanması konusunda görüş ayrılığı yaşandı.
4 üye Cumhurbaşkanı'nın yargılanamayacağını savundu.

20- 4 Nisan 2008 CHP'li Elekdağ: Bu iddianame ile parti kapatılamaz

CHP Parti Meclisi toplantısında üyelere kapatma davasının iddianamesi dağıtıldı. Kısa süre sonra söz alan İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, iddianamedeki bazı gerekçeleri okudu ve bunların kapatmaya delil olamayacağını vurguladı. Elekdağ, "Özetle şunu söylemek istiyorum ki, bu iddianame çok zayıftır. Bu iddianame ile bu parti kapatılamaz." dedi. CHP yöneticilerinden Cevdet Selvi ve Önder Sav, Elekdağ'a tepki gösterdi. Selvi, Elekdağ'ın sözlerini toplantı tutanağından çıkardı.

21- 30 Nisan 2008 Ön savunma: Yargı, siyasî muhalefet yapamaz

AKP, Anayasa Mahkemesi'ne 98 sayfalık ön savunmasını verdi. Savunmada, kapatma davasının devlet ve cumhuriyete olan sadakati tartışmalı hale getirdiği vurgulandı. AK Parti'nin 'gizli ajandası ve laikliğe karşı eylemi' olmadığının altı çizilirken, demokrasilerde iktidarlara yönelik muhalefetin siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, medya ve aydınlar tarafından yapılabileceği, yargı kurumlarının siyasi muhalefet aracına dönüştürülemeyeceği ifade edildi.

22- 13 Mayıs 2008 Çömez, Paksüt ve Baykal'la görüştü

AKP'den ihraç edilen Turhan Çömez (Ergenekon soruşturması kapsamında aranıyor), ilginç temaslarda bulundu. Çömez önce Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'le Kavaklıdere Tenis Kulübü'nde yemek yedi. Bu görüşme, Paksüt'ün, 'takip ediliyorum' iddiaları sebebiyle gölgede kaldı. Çömez bir gün sonra CHP Genel Merkezi'ne giderek Deniz Baykal'ı ziyaret etti.

23- 13 Mayıs 2008: Paksüt, Orgeneral Başbuğ ile görüşmüş

Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'ün, AKP hakkında kapatma davası açılmadan önce (4 Mart 2008) Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'u ziyaret ettiği ortaya çıktı. Taraf Gazetesi'nin haberine göre, 75 dakika süren görüşmede, güvenlik kameralarına karartma uygulanırken, komuta kademesi boşaltıldı. Bir gün sonra Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu, görüşme bilgisini kendisinin de aldığını ancak Paksüt'ün bunu yalanladığını söyledi. Paksüt, Kavaklıdere Tenis Kulübü'nde basın toplantısı düzenleyerek, Başbuğ ile 3 kez görüştüğünü açıkladı. Ancak davaların gündeme gelmediğini savundu.

24- 30 Mayıs 2008 Suç işlenmese de parti kapatılabilir

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, esasa ilişkin görüşlerini Anayasa Mahkemesi'ne sundu. Talebinde ısrar eden Başsavcı, parti kapatmak için Ceza Kanunu'nda suç olan fiilleri işleme zorunluluğu bulunmadığını savundu. Yalçınkaya, ilginç değerlendirmelerde bulundu: "Partilerin kapatılması çoğulcu demokratik sistemin kendini koruma araçlarındandır. Suç niteliği taşımayan eylemler ile suç olmaktan çıkarılan fiiller, partiler için yasak olma niteliğini sürdürebilir. Kapatma bir ceza değildir. Delillerin gazete kupürlerinden temin edilmesi kanuna uygundur. Türban, siyasî simgedir. İnsan hakkı olarak savunulamaz."

25- 5 Haziran 2008 Anayasa Mahkemesi, eğitim özgürlüğünü iptal etti

Anayasa Mahkemesi, eğitim özgürlüğüyle ilgili anayasa değişikliğini iptal etti. Mahkeme, 9'a 2 oyçokluğuyla verdiği kararda düzenlemenin yürürlüğünü de durdurdu. 1982 Anayasası'nın yürürlüğe girmesinin ardından ilk kez bir Anayasa değişikliği esas yönünden iptal edilirken, Mahkeme kendi içtihatlarına aykırı davrandı. Artık Meclis'in çıkartacağı bütün anayasa değişiklikleri esas denetimine tabi tutulabilecek.

26- 24 Haziran 2008 Erdoğan, Orgeneral Başbuğ'u kabul etti

Başbakan Erdoğan, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'la görüştü. Erdoğan'ın daveti üzerine Başbakanlık Resmi Konutu'nda gerçekleşen görüşme iki saat sürdü. Başbakanlık Basın Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada, "Sayın Başbakan'ımızın daveti üzerine gerçekleşen görüşmede, önümüzdeki dönemde bölücü terör örgütü ile mücadele kapsamında öngörülen gelişmeler ve alınacak tedbirler ile son günlerde gündeme gelen bazı konular ele alınarak değerlendirilmiştir." denildi.

27- 1 Temmuz 2008 HAK-PAR için özgürlükçü yorum

Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) hakkında açılan kapatma davasını reddeden Anayasa Mahkemesi, kararın gerekçesini Resmi Gazete'de yayımladı: "Siyasi partilerin kendilerine göre öne çıkardıkları ülke sorunlarına ilişkin farklı çözüm önerileri getirmeleri, demokratik siyasi yaşamda üstlendikleri işlevin doğal sonucudur. Siyasi partiler, Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları ile AİHM'nin 'örgütlenme', 'düşünce ve ifade özgürlüğü' konusundaki 10. ve 11. maddelerinin koruması altındadır."

28- 1 Temmuz 2008 Ergenekon'da büyük gözaltı

Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, emekli 1. Ordu Komutanı Hurşit Tolon, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün ve yazar Erol Mütercimlerin aralarında bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı. İddianame 25 Temmuz'da kabul edildi. Çete, Danıştay saldırısı, Gazi Cem evi’nin taranması, Necip Hablemitoğlu suikastı, Cumhuriyet Gazetesi'nin bombalanması ve onlarca suikast girişiminden sorumlu tutuldu.

29- 3 Temmuz 2008: Dava demokrasiye tuzak

AKP, Anayasa Mahkemesi'nde sözlü savunma yaptı. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek ile AKP Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ'ın yaptığı savunma 6,5 saat sürdü. Hukukun çelikten olmadığını savunan Çiçek, demokratik toplumların alıngan olamayacağını anlattı: "Hava bulutlu iken 'vay bana niye ördek dedin'e giden çarpık bir mantık zinciri yoktur. Bir halk deyimiyle 'leblebiden nem kapmak' da yoktur." Siyasal tasfiyenin ülkeyi istenmeyen rejimlerin kucağına iteceği uyarısında bulunurken verilecek kararın demokrasinin ve yeni yüzyılın mihenk taşı olacağını vurguladı.

30- 16 Temmuz 2008: Raportör: Kapatılmamalı

Raportör Osman Can, AKP'nin kapatılmamasını isteyen raporunu teslim etti. Can, AİHM, Venedik Kriterleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne atıf yaptı; kapatma kararının düşünce ve ifade özgürlüğünü yaralayacağı uyarısında bulundu.

31- 30 Temmuz 2008: Anayasa Mahkemesi 'kapatmama' yönünde karar verdi.

********************************************************

********************************************************
15 Temmuz 2008

GENÇ KALMANIN YOLLARI


DR.MEHMET ÖZ


Dünyaca ünlü doktor Mehmet Öz, genç kalmanın sırlarını anlattı...

Amerika’nın en önemli kalp cerrahları arasında gösterilen ve sağlıklı yaşam tavsiyeleri verdiği kitaplar peynir ekmek gibi satan Mehmet Öz, bu kez de “Garanti sürenizi uzatın” sloganıyla yeni kitabını piyasaya çıkardı. ABD’nin bir numaralı diyet uzmanı Michael Rozien ile birlikte kaleme aldığı “Siz: Genç Kalmak” kitabında genç kalmanın reçetesini veren Öz’ün sn kitabı dünyanın en büyük online kitap sitesi Amazon.com’da 1 numaraya yerleşti.

İŞTE ÖZ-ROZİEN İKİLİSİNİN GENÇLİK TAVSİYELERİ

Domatesi mutlaka pişmiş yiyin. Haftada 10 ya da daha fazla yemek kaşığı domates sosunun kansere karşı etkili olduğu biliniyor. Kanserle mücadele eden “Lycopene” maddesinin içerdiği antioksidanların harekete geçmesi için domatesin pişirilmiş olması gerekiyor.

Günde bir diş sarmısak, kanın incelmesine yardımcı oluyor böylece tansiyonu düşüyor.

Kalbinizi korumak için siyah üzüm, yaban mersini, domates ve soğandan vazgeçmeyin. Renkli meyve ve sebzeler kalbe zarar verebilecek serbest radikallerin sistemden atılmasına yardımcı olur.

Haftada 3 öğün balık yiyin. Balıkta bulunan Omega 3 asitleri damarlar için çok yararlıdır. Omega 3 kanda pıhtılaşmayı önler, kalp krizi sonrası ritim bozukluğu riskini azaltır, tansiyonu düşürür, damar tıkanıklığını azaltır. Özellikle somon, dil balığı, alabalık tercih edilmeli.

Ekmeğinizi mutlaka yüzde yüz buğdaydan yapılanlardan tercih edin. Soya fasulyesi, pancar, kuru üzüm ve ıspanak gibi magnezyum içeren besinler kan basıncını düşürür ve damarların genişlemesini sağlayarak kalpte ritim düzensizliği riskini azaltır.

Kadınları için günde bir erkekler için günde en fazla iki bardak alkollü içecek tüketmek iyi kolesterolü yükseltiyor ve kalbe yarar sağlar. Sakinleştirdiği için tansiyon da düşürür. Kırmızı şarap en iyi tercih çünkü antioksidan da içerir.

Yılda 100 kez seks yapın. İktidarsızlık ve kısırlık riski azalsın.

Katkı maddesi kullanılmadan üretilen zeytinyağı iyi kolesterolü yükseltmeye yardımcı olur. Günlük beslenmede alınan yağın yüzde 25’inin zeytinyağında bulunan sağlıklı yağların oluşturması gerekir. Doymamış yağ oranı bakımından zengin olan zeytinyağı hem kalp hastalıklarına hem de kansere karşı savaşıyor.

Bitter çikolata tansiyonu düşürür, iyi kolesterolü yükseltir, kötü kolesterolü düşürür.

Kansere karşı en etkili silahlardan biri D vitamini takviyesidir. Yeterli D vitamini almak için günde 20 dakika güneşe çıkın.

B vitamini eksikliği bağırsak kanserini tetikliyor. Ispanak, domates ve portakal suyu gibi besinlerde B vitamini bulunuyor.

Yeşil çaya acı tadını veren antioksidan etkili polyphenol maddesi kansere karşı korur. Bu madde taze çay yapraklarından yapılan yeşil çayda yüzde 40, siyah çayda ise yüzde 10 oranında bulunuyor.

Beyninizi geliştirmek için mutlaka bulmaca çözün, yeni bir beceri geliştirin daha çok okuyun.

Günde 30 dakika yürüyüş kaslarınızın genç kalmasını sağlar.

iVillage
********************************************************
2 TEMMUZ 1993 SİVAS KATLİAMI VEYA SİVAS MADIMAK OLAYI 15.İNCİ YILINDA


İşte size can alıcı bir canavar. Bu bir insan olabilir mi?

İki saldırgan canavar da bu ateşte kendini yaktı


2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 33 Alevi yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir.

Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pek çok aydının yanı sıra Aziz Nesin bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti.

2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.

Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000'e ulaşan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000'e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak oteli tutusturalan perdelerler ve alt kattaki bulunan esyalarla birlikte yakildi otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in de bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.

Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Gene olaylar sırasında Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.

YARGILAMA :

Olaydan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190'a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124'ü hakkında "laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma" suçlamasıyla dava açıldı,[1] geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994'te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15'er yıl, 3 sanık hakkında 10'ar yıl, 54 sanık hakkında 3'er yıl, 6 sanık hakkında 2'şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını "taraflı, hukuka ve adalete aykırı" olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın "Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu" belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay'ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

28 Kasım 1997'de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası'nın 146/1 maddesine göre idama[2] ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına[1] mahkûm edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998'de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000'de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.[1]

Sanıkların avukatlığını Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlendi ve bakanlığı sırasında onları hapisanede ziyaret etti.[3]

Geçen bu zaman zarfı içerisinde sanık sayısı tahliyelerle 33'e düştü.[3] Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak[1] ve Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamamıştır.[3]

Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davadır.

HAYATINI KAYBEDENLER

Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
Gülender Akça - 25 yaşında
Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar
Ahmet Alan - 22 yaşında
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci
Sehergül Ateş - 30 yaşında
Behçet Aysan - 44 yaşında, şair
Erdal Ayrancı - 35 yaşında
Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar
Belkıs Çakır- 18 yaşında
Serpil Canik - 19 yaşında
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası
Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
Serkan Doğan - 19 yaşında
Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi
Murat Güneş,Murat Gündüz - 22 yaşında
Gülsüm Karababa -22 yaşında
Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya - 12 yaşında
Menekşe Kaya - 17 yaşında
Handan Metin - 20 yaşında
Sait Metin - 23 yaşında
Huriye Özkan - 22 yaşında
Yeşim Özkan - 20 yaşında
Ahmet Öztürk - 21 yaşında
Ahmet Özyurt - 21 yaşında
Nurcan Şahin - 18 yaşında
Özlem Şahin - 17 yaşında
Asuman Sivri - 16 yaşında
Yasemin Sivri - 19 yaşında
Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
İnci Türk - 22 yaşında
Kenan Yılmaz - 21 yaşında

SİVAS KATLİAMI ÜZERİNE BESTELENEN TÜRKÜLER

Edip Akbayram, Türküler Yanmaz
Emekçi, Sivas Ağıdı
Grup Yorum, Sivas (Gün Tutuşur)
Mahzuni Şerif, Sivas Dramı
Zülfü Livaneli, Yangın Yeri
Almora, Güneşin Ozanları
Radical Noise, Çığlık
Akın Eldes, Madımak
Moğollar, Issızlığın Ortasında
Antisilence, Died On 2nd Of July
Aşık Gülabi, Sivas Madımakta Canlar
Metin - Kemal Kahraman, Renklerde Yaşamak
Ferhat Tunç, Kızılırmak Boylarında Bir Şehir
***********************************************************
HALK OZANI DAVUT SULARİ’Yİ ANIYORUZ



KONUŞMACILAR

Hüseyin EKİCİ - Şair-Yazar, Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve dayanışma Derneği Başkanı
Nuri DERİN – Araştırmacı-Yazar
Süleyman ZAMAN - Araştırmacı-Yazar

MÜZİK DİNLETİLERİ

Berrin SULARİ – Özlem SULARİ – Öznur SULARİ (Davut Sulari'nin Halk Müziği Sanatçısı torunları)
Ayrıca Derneğimize kayıtlı-kayıtsız tüm şair ve sanatçılar davetlidir

YÖNETMEN

İsmail AYDOĞMUŞ - Şair

DÜZENLEYEN

Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği

Tarih : 07 Haziran 2008 Cumartesi
Saat : 14:00-18:00
Adres : Çamlıca, Kısıklı Mah. Bulgurlu Cad. Tepelik Sok. No.10
Üsküdar-İstanbul

Tel : 0216-443 60 98 – 443 03 56 Fax : 0216-316 93 69

http://www.anadolusevgibirligi.org

ETKİNLİĞİMİZ ÜCRETSİZDİR

******************************************************
TÜRKMENLERİN SESİ RADYOSUNDAN DUYURU


Radyomuzun yazılı yayına kapatılmasıdan bu yana yapılan yergiler, övgüler ve her türlü düşünceler dikkate alınarak aşağıdaki kararları almıştır.

1- Radyo kişisel olarak bir kişinin yetki ve sorumluluğundan çıkarılarak kurumsallaşmasına,

2- Radyonun yayın politikasına en uygun olan Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneğine devredilmesine,

3- Derneğin Yönetim Kurulunun alacağı kararlar doğrultusunda radyo yayınının aynen sürdürülmesine,

4- Radyo yayınlarındaki her türlü maddi ve manevi destek için üyelerle bir Danışma Kurulu ve Yayın Kurulu oluşturulmasına,

5- Danışma Kurulunda ve Yayın Kurulunda görev alacakların tespit edilmesine,

6- Radyoya haber akışlarını temin edecek Muhabir kadroların oluşturulmasına,

7- Bu tarihten itibaren Derneğin Yönetim Kurulunun alacağı kararlar doğrultusunda Radyo'nun Yayın Politikasına aynen uyulmasına,

8- Üçüncü şahıslardan gelecek yazılı ve sözlü teklif ve önerilere açık olunmasına,

9- İleride gerekli görülecek hallerde yeniden gelişmeler dikkate alınarak durum değerlendirmesi yapılmasına,

Karar verilmiştir.

Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği
Yönetim Kurulu

********************************************************
HALK OZANI AŞIK MAHZUNİ ŞERİF'İ ANIYORUZ...



Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen Aşık Mahzuni'nin aramızdan ayrılışının 6.ncı yılı İstanbul Şişli Haldun Dormen Sahnesinde yapılacaktır.

KONUŞMACILAR

Sadık GÜRBÜZ
Halk Ozanı

Hüseyin EKİCİ
Şair-Yazar
Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve
Dayanışma Derneği Başkanı

Süleyman ZAMAN
Araştırmacı –Yazar

Şakir GÜL
Berçenek Mahzuni Çevre Köyleri
Kültür Derneği Başkanı

MÜZİK DİNLETİSİ

Berrin SULARİ
Halk Müziği Sanatçısı

Cem ÇELEBİ
Ozan

Erdal YOKSULİ
Ozan

Erdoğan ESKİMEZ
İTÜ Türk Halk Müziği Devlet Kon.San.Öğ.Gör.

YÖNETEN
İsmail AYDOĞMUŞ

Şair

DÜZENLEYEN

HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI
İSTANBUL ŞUBESİ


(ŞİŞLİ BELEDİYESİNİN KATKILARIYLA)

YER : ŞİŞLİ HALDUN DORMEN SAHNESİ
Adres : Ergenekon Caddesi İdil Pasajı Pangaltı/Şişli- İstanbul
Telefon : 0212 230 67 51
İRTİBAT : 0212 238 01 02 – 021 238 02 62

TARİH : 17 Mayıs 2008 Cumartesi
SAAT : 14:00 – 18:00

WWW.HACIBEKTAŞVAKFI.COM

Vakfımızdan araç kaldırılacaktır

ETKİNLİĞİMİZE GİRİŞ ÜCRETSİZDİR

* * * * * * * * * * * * * * * *
26.04.2008
TAHRİKÇİ VE PROVAKTİF YAZILARIYLA GAZETESİNİ ŞİDDETLE KINIYORUZ...

* * * * * *
ALLAH'IN İŞİNE BAK!…

GAZETESİ YAZARI
HÜSEYİN ÜZMEZ TECAVÜZDEN TUTUKLANDI


Vakit Gazetesi Yazarı Hüseyin Üzmez

Bursa'nın Mudanya ilçesinde bir yazar, 14 yaşındaki kıza tecavüz ettiği iddiasıyla sevk edildiği mahkemece tutuklandı. Mahkeme, kızın annesini de tutuklayarak cezaevine gönderdi.

Alınan bilgiye göre, 14 yaşındaki L.Ç. ve babası B.Ç.'nin 2 ay önceki şikayetiyle Emniyet Müdürlüğü ekipleri soruşturma başlattı. Yapılan teknik takip sonucu 14 yaşındaki kıza tecavüz ettiği iddia edilen Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez (77) ve kızın annesi L.C., polis tarafından dün gece gözaltına alındı.

Bugün saat 14.00 sıralarında Mudanya Adliyesi'ne sevk edilen Vakit Gazetesi Yazarı Hüseyin Üzmez, 5 saat süren sorgulamanın ardından "tecavüz" iddiası, kızın annesi L.Ç. ise "tecavüze yardım" iddiasıyla tutuklanarak Bursa E Tipi Kapalı Cezaevi'ne gönderildi.
Çıkışta basın mensuplarının sorularına kısa açıklamayla cevap veren Hüseyin Üzülmez, "Ben sizinle daha sonra hesaplaşacağım" dedi. Vakit Gazetesi Yazar Hüseyin Üzülmez, olayın büyük bir komplo olduğunu söyleyerek, "Konunun ne olduğunu mahkeme bittikten sonra göreceksiniz. Mahkeme safhasında konuşmak yanlış. Mahkemeden sonra hesaplaşacağız. Bu büyük bir komplo" dedi.

Polisin, Mudanya Adliyesi'nde yoğun güvenlik önlemi alması dikkat çekti.

NOT:26.4.2008 TARİHLİ MYNET COM.HABERDEN ALINMIŞTIR
********************************************
23 Nisan 2008

ANADOLU SEVGİ BİRLİĞİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ BAŞKANI HÜSEYİN EKİCİ’NİN BASIN VE KAMUOYUNA AÇIKLAMASI…


Hüseyin EKİCİ


Ülkeyi kargaşa içerisine sürüklemek için elinden geleni ardına koymayan ve Atatürk Laik Cumhuriyetini dinamitleyip yok etmek için adeta kargaşa yaratmak isteyen Vakit Gazetesi’ni Türk halkına şikayet ediyoruz.

Bu kadarına da pes dedirttirecek kadar pervasız yayınlarıyla sürekli aydınları ve kendileri gibi düşünmeyen kim olursa olsun hedef gösteren Vakit Gazetesinin yöneticilerini Türk Halkına şikayet etmekle kalmıyor Cumhuriyet Savcılarına da suç duyurusunda bulunuyoruz.

Kimleri hedef gösterdilerse tümünü teker teker ortadan kaldırtan ve tahrikçi provokatör Vakit Gazetesi’ni tüm yurttaşlarımızın vicdanlarında hapsetmeye davet ediyoruz.

Yuh ve ayıp yapılan bu yayınlarıyla tahrik edici ve hedef gösterilen kişiler kim olursa olsun şiddetle bir yere varılamayacağını haykırıyoruz. Azıcık içlerinde insanlık kırıntıları varsa biraz şöyle düşünüp bu ülkeyi ne hallerden kurtarıp bu duruma gelindiğini birazcık daha düşünmelerini salık veriyoruz.

22.04.2008 tarihli “Suç Belgesi Vakit Gazetesi"nin bundan böyle insanlığa ibret olsun diye derhal hakkında Cumhuriyet Savcılarımızca takibatın başlatılmasını talep ediyoruz. Bizler de Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın hedef gösterilmesini şiddetle kınıyor, ayıplıyor ve insanlık suçunu işlemelerinin hiçbir inanç ve dinle ilgisinin olmadığını olsa olsa karanlık bir düşüncenin ürünü olduğunu savunuyoruz.

Saygılarımızla,
*** * * * * * * * * * * * * *
23.04.2008

CEM VAKFI BASIN BİLDİRİSİ


İzzettin DOĞAN Prof.Dr.


Provokatif yayınlarıyla kendileri gibi düşünmeyen herkesi hedef gösteren Vakit Gazetesi bugün de Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan'ı hedef aldı.

Provokatif yayınlarıyla kendileri gibi düşünmeyen herkesi hedef gösteren Vakit Gazetesi bugün de manşetinden verdiği 'Tahrik peşinde' haberiyle Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan'ı hedef aldı.

Daha önce Cem Vakfı Genel Başkanı Prof Dr. İzzettin Doğan'la yaptığımız röportajı makaslayıp çarpıtarak yayınlayan Vakit Gazetesi'nin sayın Doğan'ı hedef göstermesini kınıyor, daha önce de olduğu gibi kişileri hedef göstermeye yönelik metni yayınlamaya değer bulmuyoruz.

SAVCILARA VE AYDINLARA ÇAĞRI

Vakit daha önce de birçok ismi hedef göstermiş, bu kişilerden gazeteci-yazar Ahmet Taner Kışlalı, Danıştay hakimlerinden Mustafa Yücel Özbilgin, Gümüşhane Baro Başkanı Ali Günday saldırılar sonucu yaşamlarını yitirmişlerdi. Aynı gazete geçtiğimiz haftalarda da laik cumhuriyetçi tavrıyla tanınan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Akaydın'ı da hedef gösterdi.

Provokatif yayınlar yapan gazetenin yıllardır toplumda açtığı yaraların sonuçlarını gözetmeksizin yaptığı hedef göstermelere dur diyecek savcılarımızı, kanaat önderlerimizi ve aydınlarımızı göreve çağırıyoruz.

HABERCEM OLARAK SORUYORUZ: ASIL PROVOKATÖR ACABA KİM?

İŞTE O HABERİMİZ

VAKİT GAZETESİYLE AYNI DÜŞÜNCE MECRASINDAN GELEN GAZETECİ AHMET HAKAN VAKİT GAZETESİ'NİN SAHİBİNİ 9 NİSAN'DA YAZDIĞI YAZISINDA BAKIN NASIL ELEŞTİRMİŞTİ

İŞTE O KÖŞE YAZISI: AYIP MUSTAFA AYIP

Haber: WWW.HABERCEM.COM

Ahmet Hakan'dan 'Vakit'

Ahmet Hakan, Vakit Gazetesi sahibi hakkındaki görüşünü köşesine taşımıştı.

Vakit Gazetesi'yle aynı düşünce mecrasından gelen ünlü köşe yazarlarından Ahmet Hakan Coşkun'un Vakit Gazetesi ve imtiyaz sahibi hakkında Hürriyet Gazetesi'ndeki köşesinde 9 Nisan 2008 tarihinde yayınlanan yazısı.

Ahmet Hakan Coşkun'un işte o yazısı.

Ayıp Mustafa ayıp

Husumet ve nefret tohumları ekerek yaptığın o yayınlar sayesinde hem "Mücahit" unvanını kaptın, hem de epey para yaptın...

Şimdi iyi kötü gazete sahibisin...

"Vakit" adını verdiğin gazeten aracılığıyla...

Bir yandan hakaret, yalan, tezvirat, hedef gösterme türünden kirli, çürük ve adi işler yapıyor, bir yandan da kazandığın paracıklarla makine parkurunu genişlettikçe genişletiyorsun...

Gerçi hálá her aybaşı elemanlarına aylıklarını gömlek cebine yerleştirdiğin sevgili paracıklarınla ödeyerek "kıptiyozluk" yapmaya devam ediyorsun ama olsun...

Sonuçta gazete sahibisin!

Pardon! "Sahibi" dedim, "Arka plandaki sahibi" demeliydim...

Çünkü gazetenden kazandığın paracıklarını her akşam kasana özenle yerleştirdiğin halde resmiyette gazetenin sahibi sen değilsin...

Dolap çevirmede o kadar mahirsin ki...

Yasal müeyyidelerden yırtmak için gazetenin adını değiştiriyorsun...

Tazminat tahsili için gazetene gelen avukatları terörize ediyorsun...

Paravan kişileri gazetenin sahibi olarak gösteriyorsun...

Biri çıkıp sana "Dur" demeye kalktığında da, hıçkırık efektli bir ses tonuyla bir güzel mağduru oynuyorsun:

"İnananlar için mücadele verdiğim için başıma bunlar geldi."

Yahu Mustafa!

Hadi saçından, sakalından, yaşından, başından utanmazsın...

Her gün huzurunda secdeye vardığın Allah'tan da mı korkmazsın...

İşine gelmeyen yorumlar yazan yazarlara ya da senden farklı düşünen insanlara, "Sidikli", "Çişli" falan diye hakaretler yağdırarak mı cennete gideceksin?

Bu mudur senin İslami mücadele anlayışın?

Abdest tamam... Namaz tamam... Hac tamam...

Peki ya terbiye? Nezaket? İnsanlık? Bunlar nerede Mustafa?

İstersen kafanı secdeden kaldırma!

İstersen var git bin kez hacca...

İstersen abdestsiz adımını atma...

Bana ne? Bunlar beni ne ilgilendirir?

Beni ilgilendiren senin seciyendir, ahlákındır, terbiyendir, insanlığındır...

Ben senin adamlığına bakarım Mustafa!

Ben sana bakınca ne görüyorum biliyor musun Mustafa?

Yalan görüyorum... İftira görüyorum... Ahláksızlık görüyorum... Gözlerindeki nefreti görüyorum... Cepheleştirerek daha çok para kazanma gayretini görüyorum...

Bir de şunu görüyorum:

Elinden, dilinden asla emin olmadığım, olamayacağım bir adam.
* * *
Mustafa! Biliyorum, şimdi diyeceksin ki...

"Yahu bir ben miyim dolap çeviren? İftira atan? Ahláksızlık yapan?"

Tabii ki bir sen değilsin Mustafa... Senin gibi davrananlar mebzul miktarda var...

Ama Mustafa unutma ki sen bir iddia sahibisin...

"Ben Müslümanların gür sesiyim..." demiyor musun?

Kendini bu şekilde konumlandırmıyor musun?

O zaman soralım:

Bu nasıl ses böyle Mustafa!

Müslümanlar seslerini "Sidik" diyerek, "Çiş" diyerek mi çıkarır?

Müslümanlar'ın sesi, senin sesin gibi kirli, adi ve pis midir?

İftira, hakaret, dalavere kitabın neresinde var Mustafa?

Hile, desise, dolap için hani fıkıhtan cevaz aldın Mustafa?

"İslami terbiyesizlik" diye bir şey var da bizim mi haberimiz olmadı Mustafa?
* * *
Aslında ben senin cüretinin kaynağını çok iyi biliyorum Mustafa...

İktidar çevreleri, seni ve adamlarını "Bunlar da bizim yaramaz çocuklarımız"
diye arada sırada okşuyor ya...

İslami camianın aklı başında insanları, senin ve adamlarının yaptığı tahribat karşısında "Aman şunlara bulaşmayalım" diyerek ses etmiyor ya...

Bazı gafiller de "Bunlar küfrettikçe bizim yüreğimiz soğuyor" diyerek, senin ve adamlarının yaptığı aşağılık işlere alkış tutuyor ya...

İşte bu ortam, sana "Değneksiz bir köy" havası estiriyor...

Ama şunu bil ki Mustafa...

Ben çalıya dolaşmama konusunda acayip kararlıyım...

Çirkefe bulaşacağım yani...

Hadi bakalım, el mi yaman bey mi yaman, görelim...

Not : Bu yazı 23.04.2008 tarihli Cem Vakfı web sitesinden alınmıştır
************************************************
ANADOLU SEVGİ BİRLİĞİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ’NİN

KAMUOYUNA DUYURUSU


14.03.2008 Cuma günü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP” ye açmış olduğu “Kapatma Davası”
ülke gündemini etkilemiş durumdadır. Son günlerde bu konuda olumlu veya olumsuz tartışmalar yapılmaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na hak etmediği suçlamalar dile getirilmektedir. Hatta Başsavcıyı suçlu göstermeye dönük davranış ve eylemler olmaktadır. Bu davranış ve eylemlerin başında da kimi “politikacılar, aydınlar ve köşe yazarları” bulunmaktadır. Oysa, Yargıtay bir kurum olarak gücünü Anayasa’dan almaktadır. Yargıtay Başsavcısı da, Anayasanın kendisine verdiği yetkiyle AKP hakkında “iddianame” hazırlamıştır. Eğer Anayasa Mahkemesi bu iddiayı geçerli bulursa AKP’ yi yargılayacaktır. Tersi durumunda ise aklayacaktır. Koparılan bunca fırtınayı ve hiddeti anlamakta zorlandığımızı belirtelim.

Cumhuriyet savcılarının asli görevleri “Cumhuriyeti” savunmaktır. Bu, ister bir kurum olsun, isterse bir kişi. Laik Cumhuriyet’e karşı birisi bir suç işlerse Cumhuriyet Savcıları kendi üzerlerine düşen görevi yapmakla yükümlüdürler. Aksi durumda o zaman kendilerine verilen Anayasal görevi ve yetkiyi yapmamış olurlar. Kaldı ki Siyasi Partileri izleme ve onları denetleme görevi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın en temel görevleri arasındadır. Hatta tek görevi de budur. Eğer, bir parti Anayasa dışında bir çalışma içine girmişse o zaman Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın o parti hakkında Anayasa Mahkemesi’ne dava açması kadar daha doğal ve daha demokratik ne olabilir? Kaldı ki güçler dengesi içinde Yargı da çok temel bir işleve sahiptir. Hukuk devleti olmanın en temel işlevi, yargıya güvendir.

Bugün “Kapatma Davası”yla ilgili yargıya dönük olumsuz söylemler geliştiren ve bu eleştiri dozunu “hakarete ve tehdide” kadar götürmeye çalışan kimi kurum ve kişilerin asıl bu davranışlarının antidemokratik olduğu bir gerçektir. Çünkü, bugün gelişmiş Demokratik ülkelerde bile, Anayasa’ya uygun davranışlar göstermeyen ve toplumsal yapıyı kökten değiştirmeye dönük politikalar güden bir çok partilerin de kapatıldığı bir gerçektir. Bu gerçekler ortadayken, sanki dünyada hiç “Parti Kapatma” yokmuş gibi göstermeye çalışmak ne kadar doğrudur? Parti kapatmak tabii ki istenilecek bir olgu değildir. Ama bedene uygun davranışlar göstermeyenlerin, bedeni hasta yapacak olan olgulara da girişmesi yanlıştır. Böylesi hastalıklı bir durumda, beden dışardan gelen tehlikeye karşı savunma mekanizmasını oluşturur. Bu olgu aynı zamanda evrensel gerçekliğe uygun en temel yasalardan birisidir.

Şurası bir gerçek ki, laiklik olmadan demokrasi olmaz. Laiklik, kişinin ve toplumun özgürleşmesidir. Son dönemlerde ülkemizde, özellikle AKP iktidarıyla birlikte “Laiklik Karşıtı” görüş ve eylemlerin arttığını; buna uygun olarak Tarikat ve Cemaat Kültürünün alabildiğine güç kazandığını ve kimi yerlerde “Şeriat” ilkelerinin uygulanmaya bile başladığını; “Türban” olayı ile ülkenin farklılaşmaya dönük bir olguyla karşı karşıya geldiğini gözlemlemekteyiz.

Tüm bunlardan dolayı, AKP’ ye bir “Kapatma Dava”sı açılmıştır. Ne olursa olsun bu davanın sonucunu beklemek ve yargının vereceği karara uymak en demokratik bir duruş olacaktır. Kamuoyuna duyurulur. 19.03.2008

Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği
Yönetim Kurulu

***************************************************
EMEKÇİLERİN YÜRÜYÜŞÜ

Süleyman ZAMAN

Üç gün önce Türk emekçilerinin başlattığı yürüyüş, gittikçe sessizleşen ve kabuğuna çekilen toplumumuzu emek yönünden hareketlendirmesi açısından çok önemli bir girişim ve hak arama eylemi olmuştur. Bu yürüyüşü düzenleyen, DİSK, KESK, Türk Tabipler Birliği ve diğer emekçi kuruluşlarını kutluyorum.

Yeni dünya düzeninin, yöneticiler tarafından toplumuza dayatılan politikaları sonucunda, gittikçe "sınıfsal bilincin" körelmesi ve onun yerine "tarikat, etnisite ve cemaat kültürünün" oluşması toplumumuzu ayrıştırma noktasına getirmiştir. Bu ayrıştırma ise ülkeyi germekte ve gittikçe ağırlaşan toplumsal olayların varlaşmasına neden olmaktadır.

Oysa bu toplumu ancak emek ağırlıklı örgütlenmeler birleştirebilir. Onun için emekçilerin seslerini duyurması ve "sınıfsal çelişkileri" gündeme taşımaları son derece sevindiricidir.

Hükümet tarafından yaklaşık bir yıl önce çıkarılıp gündeme sokamadığı "sosyal güvenlik yasası" aslında tam bir "güvensizlik yasasına" dönüşmüş bulunmaktadır. Bu yasa eğer uygulamaya sokulursa, insanlarımız büyük yoksulluklar ve zorluklar çekecek ve emeklilik artık ortadan kalkacaktır. Sağlık tamamen paralı bir konuma gelecek, düzensizlik ve karmaşa egemen olacaktır.Gerek çalışanların ve gerekse emeklilerin ücreti hızla düşecektir.

Başbakan bugün toplumu "Türban"la oyalarken, bu yasa gözden kaçırılıp, bu yöntemle emekçilerin yaptıkları yürüyüş gündemde ikinci ve hatta 3. konuma itilmiştir.

Halkımız yine büyük bir aldatı içine sokulmuştur.

Ayrı bir konu olmakla birlikte şunu belirtelim ki "Türban"ın serbest kalması bu toplumu hızla kutuplaştırır. Çok tehlikeli bir sürece girmiş bulunmaktayız. Türban sorunuyla toplum hızlı bir ayrışmaya ve sonuçta çatışmaya sürüklemektedir. Böylesi bir duruş ve tavır bu ülkeye yapılacak en büyük zarardır. Böylesi bir inatlaşma, bu inatlaşmayı yapan kesimlere de zarar verecektir. Tüm toplum zarar görecektir.

İşte bu ortamda emekçiler "sınıf bilinciyle" bu yapay ve tehlikeli gündemi halkın gündemi durumuna sokarlarsa bu ülkemiz adına çok önemli bir kazanç olacaktır.

Bu eylem dolayısıyla tüm emekçileri kutluyorum.

YÖRSAN emekçilerine de haklı davalarında başarılar diliyorum ve saygılar gönderiyorum.

Gittikçe her şeyin değersizleştirildiği bir ortamda, emeğe saygı duyulması ve emekçilerin haklı davalarını desteklemek bizim çok temel bir duruşumuz olmalıdır.

Not; Bekir Coşkun'u bu yazısından dolayı kutluyorum. Gerçekten de, Aleviliğin öğretisini, maddeler halinde çok yalın bir şekilde özetlemiştir.Kalemine sağlık üstat.

***********************************************


İğdeli Köyünden emekli polis memuru İSMAİL TEMEL İstanbul Sariyer'deki evinde kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Ailesine ve yakınlarına başsaglığı dilerim.

Hüseyin EKİCİ

*************************************
04 Aralık 2007

İğdeli Köyü'nden Veli Demir'in(Körgülünün)oğlu Sevgili Bahattin ve Eşleri Sevgili Döndü'nün oğlu,Gazeteci Burçin Demir'in biricik kardeşi BURAK 03.12.2007 Tarihinde 17 yaşında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Uşak'ta ikamet eden Demir Ailesine sabırlar, Sevgili BURAK kadeşimize Allahtan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başlığı dilerim.
HÜSEYİN EKİCİ
***********************************************
04 EKİM 2007


Çok Saygıdeğer arkadaşım Kimya Mühendisi MEHMET DEDE'NİN ZEYNEP isimli bir torunu dünyaya gelmiştir. MEHMET DEDE VE AİLESİ ile kızları ÖZGÜR VE DAMATLARI FATİH SİLAHYÜREKLİ çiftlerine göz aydınlığı diler, ZEYNEP bebeğin sağlıklı, anneli babalı büyümesini temenni ederim.

HÜSEYİN EKİCİ
Üsküdar/İSTANBUL
*******************************************
26 EYLÜL 2007

Tarsus'da ikamet eden İğdeli Köyü'nden Hatem Ağa'nın oğlu HİDAYET UĞUR uzun süre tedavi gördüğü hastalıktan kurtarılamayarak hakkın rahmetine kavuşmuştur. Hidayet UĞUR'a Allah'dan rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır ve baş sağlığı dilerim.

HÜSEYİN EKİCİ
*********************************************
24 EYLÜL 2007


SUZAN YÜCEL TATAR, SİNAN ŞİMŞEK VE MERHUM REMZİ TATAR(Sağ başta)VEFATINDAN ÖNCE OJEKTİFTE SON KEZ


İğdeli Köyü'müzden Osman Çavuş'un oğlu Mehmet TATAR'ın Nazım'dan olma oğlu REMZİ TATAR Malatya yolunda elim bir kaza sonucu hayatını kaybetmiştir.Remzi TATAR'a Allahtan rahmet, kederli ailesine ve sevenlerine baş sağlığı dilerim.

HÜSEYİN EKİCİ
***************************************** 05 Ağustos 2007

6.İĞDELİ KÖYÜ HALAYA DAVET ŞENLİKLERİNDEN VE KÖYÜN GÜNLÜK YAŞAMINDAN GÖRÜNTÜLER


Sunucu :Cafer Tatar


Grup Çığ ve Mustafa Özarslan İğdeli Köyü'nde bir Cumhuriyet anasının elini sıkarken


Ozan Emaneti(Servet Yıldırım) Ankara Halk Ozanları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, aslen Şarkışla'nın Saraç Köyünden Aşık Yüzbaşıoğlu'nun oğlu


Kayseri Hacı Bektaş Kültür Derneğinden Cemgil ve Gülcan


Kızılpınarlı Emin Demirel(Almanya), ozan Çağlayan(İstanbul) ve Suzan Yücel Tatar(Mersin) şenlik için İğdeli Köyünde buluştular.


Köylü genç,ihtiyar,çoluk çocuklarıyla şenlik için hep bir yürek, bir aradalar


İğdeli Köyü halkı geceyi dikkatle izliyor ve kameralarıyla yaşanılan günü ölümsüzleştiriyorlar


Gecede izleyiciler tüm olgunluğunu gösteriyor


Em.Albay Mehmet Tatar'la gecenin anısına bir hatıra resmi


Karaözü'den gelen Emekli Öğretmen Kadir Tatar ve eşi Perihan Hanımı İğdeli'ler karşılıyor


İğdeli Köyü'nün gurbetçi hanımları köylerine gelen misafirlerine ikram etmek için hünerlerini gösteriyorlar


Tayfur'da Piknikte hep birlikte


Tayfur'da piknik yerinde ziyaretçiler.Köyün çobanı Ali Duman konuklarıyla konuşuyor
Fotoğraflar: Suzan Yücel Tatar
Not:Mersin'de ikamet eden ve fotoğraf gönderen Suzan Yücel Tatar'a teşekkür ederim.H.E


50 yıldır birbirini görmeyen iki amca oğlu Hamza Ekici ve ben Hüseyin Ekici İğdeli Şenliğinde buluştuk


Çocukluk arkadaşım Çerkez amcam oğlu Hüseyin Ekici ve ben Hüseyin Ekici. Çerkez hepimizi mukallitliği ve şakaları ile gülmekten kırıp geçirdi

Köye girişimizde bizi karşılayan Köyümüzün eski muhtarı dayım Hüseyin Şahin, sevincimizi paylaşan Ozan Çağlayan, amcamın oğlu Kamil Ekici ve Çocukluk arkadaşım Çerkez Ali Yıldız eski günleri yadederken


İğdeli Köyünün Orta Yolundan bir görüntü


İğdeli Köyü'nün üstünden Kanlı Tepe'ye doğru görüntüsü
Fotoğraflar:Hüseyin Ekici



Fotoğraflar: Hüseyin ÖZKAN


Tayfurdan görüntüler






iğdeli Köyü'nden Kaş'a doğru görüntü.Tayfur Kaş'ın ardında kalmaktadır.Köye 4 km uzaklıktadır.




Ayşe Tatar emekli Öğretmen Şahin Tatarın eşi tandır ateşiyle sac üstünde yufka ekmek yapıyor.


Ayşe Tatar yayık yayıyor,taze tereyağ elde ediliyor.


İğdeli Köyü'nde üzüm asması


Tırpanla ekin biçme


İğdeli Köyü'nde Harman zamanı Anadutla ekin toplama


Kangal Köpeği




İğdeli Köyü'nde çoban sürüsüyle


Tayfur'da ağaç budama ve soluklanma anı
Fotoğrafar: Hüseyin ÖZKAN

Not:Bandırma'da ikamet eden Sayın Hüseyin özkan'a gönderdiği fotoğraflar için teşekkür ederim.H.E
*****************************************************
HALKINA-HAKKINA-ATATÜRK CUMHURİYETİNE
EDENLERİ VE DEMOKRASİYİ KATLEDENLERİ YAYINLAMAYA DEVAM EDECEĞİZ

YOK BİRBİRLERİNDEN FARKLARI İSİMLERİNDEN GAYRİ.AYNI GÖZEDEN SU İÇİYORLAR


ORTALIĞI KIZIŞTIRIP PARSAYI TOPLUYORLAR. İNANMAYIN ALIN BİRİNİ VURUN ÖTEKİNE...KRAVATLARI BİLE AYNI

*****************************************************
4 Haziran 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER:



Acilen bir terör zirvesi düzenlenmeli


Tunceli'nin Pülümür ilçesinde meydana gelen hain saldırıda 8 askerimizin şehit, 6 askerimizin de yaralanmasından derin üzüntü duydum.

Saldırıyı ve saldırıyı gerçekleştirenleri nefretle kınıyorum.

Saldırıda şehit düşenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa; başta aileleri, yakınları ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere bütün ulusumuza da başsağlığı ve sabır diliyorum.

Terör, elbette ki siyasal malzeme konusu yapılamaz.

Ama bu saldırı da bir kez daha ortaya koymuştur ki, bölücü terör, ülkemizi ve halkımızı ciddi biçimde tehdit eder duruma yeniden gelmiştir.

DSP’nin başında bulunduğu 57. Hükümet’ten sıfır terör devralan AKP Hükümeti’nin ise birçok konuda olduğu gibi bu konuda da acz içinde olduğu, dahası uyarıları da hiç önemsemediği görülmektedir.

Hükümet, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini iyi yönetememenin hırsıyla hareket ederek, sistemimizi tıkayacak yasal düzenlemelerin peşine düşerken, terörü, adeta gündemine bile almamış gibi bir tutum izlemektedir.

Nereden gelirse gelsin hiçbir terör eylemi, ulusumuzun birliğini ve ülkemizin bütünlüğünü kesinlikle bozamayacaktır. Buna, halkımız, dün olduğu gibi bugün de izin vermeyecektir.

Ama ülkeyi yönetenlerin de hiç olmazsa aldıkları ve alacakları önlemlerle halkımıza moral ve umut vermeleri gerekmektedir. AKP Hükümeti ise bunu bile yapamamaktadır.

Hükümet artık, aymazlıktan uzaklaşmalı ve devletin ilgili birimleriyle acilen bir terör zirvesi düzenlemelidir.
*************************************************




PARTİLER VİTRİNLERİNİ NE İLE SÜSLERSE SÜSLESİNLER BAYRAĞIMIZ HER ZAMAN ZİRVEDE DALGALANACAKTIR.

BİZİ İZLEMEYE DEVAM EDİN

27 Mayıs 2007

SEÇİM DEĞİL OYLAMA YAPILACAK DA..., PARTİ BAŞKANLARI VİTRİNE KOYACAKLARI 'ETLİK-SÜTLÜK-KUZULUKLAR'I SEÇİYOR DA..., BİZ DE YARDIMCI OLUYORUZ EFENDİM.....

******************************************************

*****************************************************


*****************************************************

*****************************************************
27 Mayıs 2007
Adam gibi adam biri çıktı ve itiraf etti
ŞARKICI YAŞAR VEKİL SANATÇILARA TEPKİLİ


Sanatçıların arka arkaya milletvekilliği adaylıklarını açıklamasına Yaşar'dan tepki geldi.

"Herkes işini yapsın. Ben sanatçı olarak bırakın milletvekilliğini, düzenledikleri etkinliklerde bile sahne almam" diyen Yaşar bir de önemli karar aldı. Ünlü sanatçı yanlış anlaşılmalara meydan vermemek için seçimlere kadar sadece üniversite konserlerine çıkacak.
Haber 3
****************************************************
CHP VİTRİNİNİ SÜSLEMEYE DEVAM EDİYOR!...


İLHAN KESİCİ Kıratın önünde DYP ve ANAP Eski Milletvekili iken, şimdi ise CHP vitrinini süslüyor,güzel oyuncu Şahnaz ÇAKIRALP ile beraber. Devamını bizden izleyin.


DYP Milletvekili İlhan KESİCİ'nin Üzeyir GARİH için taziye defterindeki söyledikleri.

****************************************************
20 Mayıs 2007

CHP KAPATILACAK MI?



Ha gayret Sayın Baykal iyi gidiyor. Az kaldı yüzünü kara çıkarmayacağın söz verdiğin yerler sonra ne der?Pes doğrusu. Koskoca parti ne hale geldi. Atamızın kemikleri sızlıyor, Asıl şimdi CUMHURİYET TEHLİKEDE.EDİTÖR

CHP'den Kanaltürk'e aktarıldığı iddia edilen 4 milyon YTL partiyi rahatsız ediyor..

CHP'den Kanaltürk'e aktarılan 4 trilyon liranın akıbetini araştıran Maliye, paranın büyük kısmını faturalandırılmadığını ve aradaki tutarın defterlere yansıtılmadığını tespit etti. CHP de, ödediği kadar hizmet aldığını ispatlayamazsa kapatılma riski taşıyor.

CHP'nin kasasından Kanaltürk Televizyonu'na aktarılan para, CHP'yi kapatılma tehlikesi ile yüzyüze getirdi. CHP'nin Kanaltürk'e 2004 ve 2005'te toplam 4 milyon 102 bin YTL ödemede bulunduğu, ancak CHP adına sadece 2005'te 1 milyon 180 bin YTL tutarlı 1 adet fatura düzenlediği tespit edildi. Geri kalan tutarsa kanalın 2005 açılış kayıtlarında yer almadı. “CHP'den alınan avans” olarak kayıtlara geçen para karşılığında CHP'nin de hizmet aldığını ispatlaması gerekiyor.

Kanaltürk Televizyonu'nun hesabında CHP'nin 2005'te fatura kestiği 1 milyon 180 bin YTL'yi tespit eden vergi uzmanları, CHP'nin bunu Anayasa Mahkemesi'ne bildirdiği hesaplar arasında gösterip göstermediğini ve diğer ödemelerin ne surette yapıldığını tespit etmeye çalışıyor. CHP tarafından Kanaltürk'e verilen 4 milyon 102 bin YTL'yle ilgili gelişmelerin araştırılması için Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hukuki süreç başlatıldı. Bu sebeple Anayasa Mahkemesi ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuran Maliye, CHP tarafından Kanaltürk'e verilen paraların mahiyetinin araştırılması ve bu paraların CHP'nin kayıtlarında yer alıp almadığının tespit edilmesini istedi.

PARTİ KAPATILABİLİR

Bu kapsamda yapılan denetimde, "Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun"un 29. maddesi uyarınca CHP'nin Kanaltürk'ün gizli ortağı olup olmadığı araştırılacak. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın araştırması sonucu eğer ortaklık kanıtlanırsa CHP'nin kapatılmasına varan işlem yapılabilecek. Bu durumun CHP ile kanal arasında gizli bir ortaklık ihtimalini akla getirdiğini savunan Maliye'nin inceleme elemanları, araştırma istedi. CHP'nin söz konusu yardımları Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olarak yıllık hesaplarında göstermediği kanıtlanırsa, bu işlem suç kapsamına gireceğinden Anayasa Mahkemesi tarafından partinin defterleri de incelenecek. Daha sonra CHP'nin kapatılması istemiyle dava açılabilecek. Tuncay Özkan'ın da daha önce iddia ettiği gibi CHP adına kesilen faturanın sahte fahtura olduğu kanıtlanırsa Kanaltürk yetkilileri hakkında sahte fatura düzenlemek suçundan, CHP yöneticileri için ise sahte fatura kullanma suçundan yasal takibata geçilecek. Böyle bir durumda CHP'nin seçimlere katılması da riskli hale gelebilir.

2004'TEN 2005'E DEVİR YOK

Maliye'nin başvuru yazısında CHP tarafından sözkonusu ödemelerin incelenen kurum kayıtlarında, "alınan avans" olarak kaydedildiğinin görüldüğünün yer aldığı, fatura konusu edilmemiş tutarların da farklı ad altında (başka kişi yahut kurumlardan alınmış gibi) yine aynı Alınan Avans Hesabı'nda yer aldığı tespit edildiği belirtildi. 2004 kapanış kayıtlarında yer alan CHP'den alınan tutarların kaydedildiği avans hesabı 2005'in açılış kayıtlarında yer almadı. Bu tutar, 2005 açılış kayıtlarında farklı adla açılmış avans hesabı içinde yer aldı ve kanuni defterlerde bu dönüşümü gösteren muhasebe kaydı yapılmadı. Ve bu işlem sonucu borcun halen devam ettiği saptandı.

CHP KANALTÜRK'ÜN GİZLİ ORTAĞI MI?

Eğer aktarılan paralar reklam ve film karşılığı olarak aktarıldıysa, durum çok daha ciddi bir noktaya ulaşacak. Çünkü medya sektörünün öncüleri, bu kadar yüksek paranın reytingi en fazla olan televizyon kanalı için dahi çok yüksek olduğu görüşünde birleşiyor. Maliye'nin yazısına göre bu durumda akla iki ihtimal geliyor: Ya Kanaltürk CHP tarafından kendi siyasi propagandasını yapması için özel olarak finanse ediliyor, ya da CHP kanalın gizli ortağı. Tuncay Özkan'ın birçok mitingte anamuhalefet sözcüsü gibi hareket etmesi, Kemal Kılıçdaroğlu, Oğuz Oyan ve Kemal Anadol gibi bazı CHP milletvekillerinin kanalın müdavim program katılımcıları olması bu tezi destekleyen unsurlar olarak gösteriliyor.

DENİZ BAYKAL'A DAVA AÇILABİLİR

Maliye'nin verdiği yetkiyle CHP-Kanaltürk arasındaki mali konuları araştıran Gelirler Kontrolörleri Kerim Bilici ve Metin Ölçek'in yürüttüğü vergi incelemesi sonucu, Kanaltürk'ün söz konusu 3 milyon dolarlık yardımdan sadece 2005'de 1 milyon 180 bin YTL için fatura düzenlediği, geriye kalan tutara ilişkin herhangi bir fatura düzenlemediği kanıtlandı. Yapılan denetim sonucu paraların niteleği belirlenecek ve bunun sonucunda eğer verilen paralar bağış niteliğinde ise kanun hükümlerine aykırı olarak bağışta bulunan kimse ve bağış kabul eden parti sorumlusu hakkında 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılabilecek. Şayet bağış partinin genel merkezinden yapılmış ise mali işlerden sorumlu genel başkan yardımcısı ile partinin genel başkanı hakkında dava açılması istenecek.

5 AYRI HAVALE

CHP Genel Merkezi'nin İş Bankası'ndaki hesabından Kanaltürk'ün (Yaşam TV) Finansbank'taki hesabına 2004 ve 2005 yılları içerisinde beş ayrı havale ile toplam 3 milyon dolar (4 milyon 102 bin YTL) para aktarıldı. Bu havalelerin en son yapıldığı tarih olan 2005'den sonra kanal, CHP Genel Merkezi adına "Atatürk'ün Kurduğu Parti Belgeseli" açıklamalı 1 milyon 180 bin YTL'lik fatura düzenledi. Geriye kalan tutara ilişkin herhangi bir fatura düzenlenmediği gibi, kanal bu tutarı avans hesaplarında takip edip kayıt dışı bıraktı. Aslında bu tutarında faturaya bağlanması gerekmesine rağmen kanal bu işlemi yok saydı. Tüm tutar faturaya bağlansa bile bu rakamın bir belgesel için çok yüksek bir tutar olduğu gözönünde tutulursa, CHP ile kanal arasındaki ortaklık iddiası akla pek uzak gelmiyor.

BUNA UYGUN ATASÖZLERİ:
"Besle kargayı oysun gözünü"
"Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste"
"Ne oldum deme ne olacağım de"
"Yalancının mumu yatsıya kadar yanar"
"Haydan gelen huya gider"v.s

Haber 3
*************************************************
13 Mayıs 2007

CHP’NİN VİTRİNİ ŞAHNAZ ÇAKIRALP




CHP her dönem sanat camiasından bir ünlüyü vitrinine çıkarma alışkanlığını sürdürüyor. CHP geçen seçimlerde sinama oyuncusu Berhan Şimşek’i Meclis’e taşımıştı. CHP’nin bu dönemde vitrine koyacağı ismin PM üyesi ve tiyatro sanatçısı Şahnaz Çakıralp olacağı belirtiliyor. CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’le görüşmeler yapan Hüsamettin Özkan’ın ise son anda CHP listelerinden aday gösterilebileceği ifade ediliyor.

*****************************************
13 Mayıs 2007

CHP’NİN YENİ VİTRİNİ



CHP,22 Temmuz seçimleri için halkın karşısında nasıl bşir vitrinle çıkacak?

Partinin yeni gözdeleri, tarihi eser kaçakçılığı dahil birçok iddia sebebiyle hakim karşısına çıkan eski rektör Yücel Aşkın, Maliye Bakanlığı'ndaki köstebek olayı çerçevesinde memuriyetten atılan Hamza Kaçar ve Kanaltürk'ün sahibi olduğu belirtilen Tuncay Özkan.

Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen ulusalcı Nur Serter ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin kurucularından Necla Arat da aday listesinde yer alıyor. Ancak CHP'nin seçim vitrinleri bugüne kadar kalıcı olamadı. 'Umut' diye lanse edilen isimler bir sonraki seçime kadar ya yönetimden ya da partiden uzaklaşıyor. Son 15 yılda genel sekreterlik yapan Ertuğrul Günay, Adnan Keskin ve Tarhan Erdem partiden uzaklaştırıldı. Eski genel başkan Altan Öymen ile eski Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın ayrı süreçte saf dışı kaldı. 2002 seçimlerinde vitrine çıkarılan Kemal Derviş, Yaşar Nuri Öztürk, Zülfü Livaneli ve İnal Batu'da partide tutunamadı.

Bir dönem Baykal'ın en yakınındaki isimler olan Ertuğrul Günay ve Adnan Keskin 2002'de aday listesine konmadı. Eski genel sekreterlerden Tarhan Erdem ile genel sekreter yardımcılığı yapan Erol Tuncer aynı dönemde milletvekili listesine giremedi. Bu isimler son süreçte CHP'nin parti içindeki muhalefetin öncülüğünü yaptı. 1992'den bu yana partinin genel başkanlığını yapmış Baykal dışındaki iki isim de son seçimlerde aday listelerine giremedi. 1995'te SHP-CHP birleşmesinde 'Hikmet Ağabey' formülüyle genel başkan seçilen Hikmet Çetin ile CHP'nin 1999'da baraj altında kalmasının ardından başa gelen Altan Öymen, Baykal'a karşı 'alternatif parti' çalışmalarını yürütüyor. 1995'te SHP liderliğini bırakarak CHP'ye katılan Murat Karayalçın ise 2001'de Baykal'la yollarını ayırdı ve yeniden SHP'yi kurdu. CHP'nin eski isimlerinden Hasan Fehmi Güneş, Abdülkadir Ateş, Mustafa Gazalcı milletvekili olmalarına rağmen 'parti içi muhalefet' kanadında bulunuyor.

2002 VİTRİNİNDEN DE KİMSE KALMADI

2002 seçimlerinde ön sıralardan seçilen Hasan Aydın, Mehmet Tomanbay ve İsmail Değerli gibi isimler de Mustafa Sarıgül'le birlikte hareket ettikleri için bu seçimlerde listeye konmayacak. 2002 seçimlerinde ana muhalefet partisi görevini üstlenen CHP, 4,5 yılda hiçbir 'vitrin ismi' partide tutamadı. Kemal Derviş, Yaşar Nuri Öztürk, Zülfü Livaneli ve İnal Batu olaylı şekilde partiden ayrıldı. Baykal hakkında en ağır eleştirileri, kendisini 2002 seçimlerinde 'Anadolu'nun yağız delikanlısı' olarak tanımlayan Yaşar Nuri Öztürk yapıyor. Öztürk, CHP'yi bırakarak yeni parti kurdu. CHP, önceki seçimlerde Bülent Ecevit'in Türkiye'ye getirdiği Kemal Derviş'i transfer ederek büyük bir yankı uyandırmıştı. Derviş yönetimle anlaşamadığı gerekçesiyle Genel Başkan Yardımcılığı'ndan ayrıldı, BM Kalkınma Programı'nın başına getirilince de vekilliği bıraktı. Zülfü Livaneli önce kurultayda Baykal'ın karşısına aday olarak çıktı, ardından da CHP'nin Atatürk mirasına ihanet ettiğini savunarak partiden ayrıldı. Son olarak İnal Batu, istifa ederek DYP'ye katıldı.

Zaman
***************************************
13 Mayıs 2007

TARİHİMİZE DAMGASINI VURAN MİTİNGLER



Makbule Atadan hanım Atanın naaşı Etnoğrafya müzesinden Anıtkabire nakledilirken hıçkırıklarla ağlarken

İzmir'in işgaliyle başlayan ve son olarak Cumhuriyet mitingleriyle devam eden mitinglerimiz..

15 Mayıs 1919'da, Yunan ordusunun İzmir'i işgali üzerine, protesto mitingleri yapılmaya başlandı. İstanbul' da; Üsküdar, Kadıköy, Fatih, Sultanahmet ve Darülfünun mitingleri düzenlendi. 23 Mayıs 1919'da, Sultanahmet Meydanı'nda yapılan mitinge, diğerlerinden dört kat fazla katılım oldu. Kaynaklara göre, meydana 200 binden fazla kişi akın etti. O dönemde yayımlanan gazetelerde, "Bir metrekareye 6 kişi düşüyordu. Ortalık mahşeri kalabalıktı" deniliyor. Bu mitingde, Halide Edip Adıvar, katılımcıları bağımsızlık için savaşa çağıran tarihi bir konuşma yaptı. Sloganlar ve dövizler ise "Türk hürdür, esir olamaz", "Yaşamak istiyoruz, Müslümanlar ölmez ve öldürülemez" şeklindeydi.

2-EN BÜYÜK TÜRK HALA YAŞIYOR

10 Kasım 1938'de Ulu Önder Atatürk hayatını kaybetti.. Ulu Önder'in tabutu, 16 Kasım günü, Dolmabahçe Sarayı' nın büyük tören salonuna katafalka konuldu.

Gözü yaşlı Türk insanı, üç gün üç gece katafalkı ziyaret etti. Atatürk'ün naaşı, 19 Kasım'da kılınan cenaze namazından sonra, deniz yoluyla İzmit' e, oradan da trenle Ankara'ya nakledildi. Cenaze, TBMM önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da cenazenin önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938' de ise on binlerce kişinin katılımıyla büyük bir tören yapıldı. Türkiye günlerce Ata' nın ardından gözyaşı döktü.

3-"YA TAKSİM, YA ÖLÜM"

Türkiye' de, 1950'lerin ikinci yarısından itibaren Kıbrıs için, birçok miting düzenlendi. Ancak dört miting, katılımın yoğun olması nedeniyle daha çok dikkat çekti. Birincisi 12 Haziran 1956'da Ankara, ikincisi 7 Haziran 1958' de İstanbul Beyazıt Meydanı, üçüncüsü 12 Haziran 1958' de Ankara' da düzenlendi. Dördüncü miting 15 Mart 1964'te Beyazıt'ta başlayıp Taksim' de bitti. Beyazıt'ta gerçekleştirilen 7 Haziran 1958 tarihli mitingden bir gün önce, Kıbrıs'tan gelen, 54 Türk'ün öldürüldüğü haberinin de etkisiyle, meydana yaklaşık 300 bin kişi geldi. Bu mitingi takiben, bir ay içinde Türkiye'nin çeşitli illerinde 43 miting gerçekleştirildi.

Türkiye, o yıllarda 'Kıbrıs'ın taksim edilmesi tezi'ni savunuyordu. Mitinglerdeki ana slogan da 'taksim' üzerine kuruluydu.

4-FAİLİ MEÇHUL MİTİNG

Kuyruklar, kıtlık, enflasyon ve terörün de etkisiyle, sol rüzgarın sert estiği yıllardı. Bir yanda 'Karaoğlan' Ecevit, diğer tarafta sosyalist grupların örgütlülüğü vardı. İşçilerin en etkin örgütü ise, geçen günlerde, 1977' deki kanlı 1 Mayıs'ın 30' uncu yılı nedeniyle Taksim'e çıkmak isterken biber gazı ve cop yiyen, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'ydu (DİSK). 1 Mayıs 1977 mitingini, öncekinde olduğu gibi yine DİSK düzenliyordu. Beşiktaş-Dolmabahçe ve Saraçhane-Tarlabaşı istikametinden; 'Birlik ve Dayanışma', 'Mücadele Günü' dövizleriyle Taksim' e çıkanların sayısı 500 binden fazlaydı. Kalabalığın ucu bucağı görünmüyordu. DİSK, güvenliği 20 bin işçi ile sağlıyordu.

Saat 17:00'yi gösterirken, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, konuşma yapmak için kürsüye çıktı. Tek el silah sesi duyuldu. Peşinden iki silah sesi daha... Kalabalık dalgalandı. Sonra dört bir yandan kalabalığa ateş açıldı. Sonuç korkunçtu: 34 ölü, 100' den fazla yaralı. Kimlerin yaptığı hala meçhul!

5-ECEVİT "GELMEYİN" DEDİ, 500 BİN KİŞİ KATILDI

Ecevit, 5 Haziran 1977'deki genel seçimlere hazırlanıyordu. Hazırlığın en önemli bölümünü de 3 Haziran' da yapılacak Taksim Mitingi oluşturuyordu. Miting öncesi, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Ecevit' e suikast haberini iletti. Ecevit, bunun üzerine radyoda yaptığı konuşmada, "Ben yarın eşimle birlikte Taksim' de olacağım; ama hiç kimseden gelmesini isteyemem. Fakat bir isteğim var, yarın bize ne olursa olsun, sandık başına mutlaka gidin" dedi. Bu uyarıya rağmen Taksim Mitingi'ne 500 binden fazla Ecevit destekçisi katıldı. Bülent Ecevit, 5 Kasım 2006' da vefat etti.

Ecevit' i, 11 Kasım' daki cenaze töreninde, yurdun çeşitli yerlerinden gelen yüz binler uğurladı.

6-'YİĞİDİM ASLANIMA UĞURLAR OLSUN

Tarih 24 Ocak 1993'ü gösteriyordu. Sabah saatleriydi. Gazeteci Uğur Mumcu, eşi ile birlikte hasta ziyaretine gidecekti. "Ben arabayı ısıtayım, siz bekleyin" son sözleri oldu. Henüz üç dakika geçmişti, kontağı çevirdi... Uğur Mumcu'nun cesedi, patlamanın etkisiyle, on metre ileriye düştü.

Mumcu'nun aracı, C-4 ile havaya uçuruldu. Olayın ardından Mumcu'nun evinin önü, sevenleri tarafından çiçek bahçesine dönüştürüldü. Türkiye'nin dört bir yanında binlerce kişinin katıldığı protesto yürüyüşleri yapıldı. 27 Ocak'ta yapılan cenaze törenine, "Yiğidim aslanım burada yatıyor", "Uğurlar olsun" şarkı ve sloganları ile yağmur altında 200 binin üzerinde kişi katıldı.

7-DÖRT EĞİLİMİN SİMGESİ VEFAT ETTİ

17 Nisan' da, kalp yetmezliği teşhisi ile hayata veda eden sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal ülkeye tam anlamıyla bir şok yaşattı. Atatürk'ten sonra görevi başında ölen ikinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın vefatı dolayısıyla, 5 günlük yas ilan edildi. Naaşı yüz bine yakın seveninin katılımıyla, 22 Nisan' da Ankara' da düzenlenen devlet töreniyle İstanbul'a nakledildi. Vasiyeti üzerine, 23 Nisan'da Adnan Menderes'in kabrinin bulunduğu Anıt Mezar'ın yanına defnedildi. Cenaze törenine 200 bin kişi katıldı.

8-ERMENİ TÜRK İÇİN YÜZ BİNLER YÜRÜDÜ

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007' de gazetesinin önünde uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Suikast akşamı, Taksim' den gazetenin bulunduğu Şişli'ye, bazı kesimlerin tepki gösterdiği "Hepimiz Ermeni'yiz, hepimiz Hrant Dink'iz" sloganları ve dövizleri ile bir yürüyüş düzenlendi. Tetikçi Ogün Samast (17), olaydan 32 saat sonra, babasının ihbarı üzerine yakalandı. Dink'in toprağa verildiği 23 Ocak'ta, Agos gazetesi önünden Balıklı Ermeni Mezarlığı'na kadar, 8 kilometre boyunca 200 bini aşkın kişi yürüdü.

9-BİR MİLYON AY YILDIZ

AKP lideri ve Başbakan Tayyip Erdoğan henüz Cumhurbaşkanı adayını açıklamamıştı. Genel kanaat, kendisinin aday olacağı yönündeydi. Bu süreçte, 14 Nisan 2007' de, organizatörlüğünü Atatürkçü Düşünce Derneği'nin (ADD) yaptığı Cumhuriyet Mitingi düzenlendi. Ankara Tandoğan' daki bu miting, Türkiye tarihinin gördüğü en kalabalık miting olarak tarihe geçti, elbette Çağlayan mitingine kadar. O gün Anıtkabir'i ziyaret edenlerin sayısı 370 bin kişiydi. Mitinge katılanların sayısının ise 1 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. Tandoğan, zincirleme mitinglerin de tetikleyicisi oldu. Ana slogan ise "Şeriata hayır" idi. Başbakan Erdoğan, kalabalığı "Bindirilmiş kıtalar" diye tanımladı.

10-'BİNDİRİLMİŞ' DEĞİL, 'BİN DİRİLMİŞ' MİTİNG!

14 Nisan' da Ankara Tandoğan' da gerçekleştirilen 'Cumhurıyetine Sahip Çık' mitinginin bir benzeri, 29 Nisan 2007' de İstanbul Çağlayan'da da düzenlendi. En çok tutulan slogan, Başbakan'ın Tandoğan' daki kalabalık için sarf ettiği "Bindirilmiş kıtalar" tanımına karşılık, "Tayyip baksana, kaç kişiyiz saysana" idi. Mitingin organizatörü Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, yaptığı konuşmada "Bin dirilmiş kıta" diyordu. Sık sık 10. Yıl Marşı'nın çalındığı mitinge, kimi hesaplara göre bir milyon, kimilerine göreyse iki milyondan fazla kişi katıldı. Mitingde, Abdullah Gü1'ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı protesto edilirken, sol partilere de birleşme çağrısında bulunuldu.

TEMPO

*****************************************************
11 Mayıs 2007

CHP'YE "SOL" KROŞE



ÖDP lideri Ufuk Uras, CHP'nin solla ilgisinin kalmadığını açıkladı.

ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, seçimlerde yüzde 10 barajını savunanları siyaseten ahlaksızlık ve hırsızlık yapmakla suçlayarak, “CHP’nin de zaten solla bir ilişkisi kalmadı'' dedi.

Yaklaşan seçim çalışmaları için Mersin’e gelen ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, solda birliğin sağlanmasının önemli olduğunu, ancak bu konudaki tartışmalarda politikanın konuşulmadığını, milletvekili pazarlığı yapıldığını ileri sürdü. Tartışılan konunun sol politikalar olması gerektiğini kaydeden Uras şöyle devam etti:

“Bugün CHP ve DSP dahil herkes, ‘Biz IMF politikalarına karşı olacağız’, Hrant Dink’in katili 301'inci maddeyi savunmakla yanlış yaptık’, ‘Biz 301’e karşı demokratikleşmeden yana tutum alacağız’, ‘12 Eylül hukukuna karşı tutum alacağız’ ve ‘emekten yana tutum alacağız’ diyebilse sorun çözülecek. Ama bunu dedikleri zaman Deniz Baykal, Deniz Baykal olmaktan çıkar, CHP, CHP olmaktan çıkar, DSP de DSP olmaktan çıkar. Solda birlik gereklidir, ama bu sol politikalarda birlik olmalıdır. Yüzde 10 barajının kaldırılması yönünde bile irade göstermediğiniz taktirde nasıl solcu olunabilir ki? Siz Avrupa’da barajları savunan bir sol parti biliyor musunuz? En yüksek baraj yüzde 5’tir. Barajı ancak kraliyetçi partiler savunur, neo-naziler savunur, faşistler savunur. Oranın sağcısı, Edirne’den buraya gelince solcu oluyorsa, solunuzda soğan, sağınızda sarımsakla solu sağı ayrıştıracak haliniz yok. Solcu demokrasi ister. Barajlara karşı seçim sisteminin demokratikleşmesinden yana bir irade göstermektir. Sayın Baykal, tam tersine barajları savunuyor. Cemil Çiçek tam tersine ‘yüzde 10 barajı az, daha fazlası lazım’ diyor. Biz de diyoruz ki seçimde yüzde 10 barajını savunanlar, siyaseten hırsızlığı savunmaktadırlar. Bu siyaseten ahlaksızlıktır, hırsızlıktır. Kimse kendisine ait olmayan oylarla çok daha fazla milletvekili çıkarma hesabı yapamaz. Ahlaklı insanlar, vicdan sahibi insanlar ve de solcular, sosyal demokratlar bunun bir parçası mı olmalı, buna itiraz mı etmeli?''

“CHP’NİN SOLLA İLİŞKİSİ KALMADI''

CHP’nin de solla uzaktan yakından bir ilişkisinin kalmadığını ileri süren Uras, ‘Kuzey Irak’a derhal müdahale edelim’ diyen işgalci bir sol olabilir mi? Solun politikası yurtta barış dünyada barıştır. Deniz Baykal ve CHP’nin de solla yakından uzaktan alakası olmadığı için politikaları da sağ politika olur. IMF programına destek veren, 301’den yana tutum alan, alevi camiasının sesine kulak tıkayan bir sol olabilir mi? Bizim itirazımız budur, o yüzden sol politikalarda yan yana gelelim. CHP’nin izlediği politika statükocu politikalardır bundan sol çıkmaz'' diye konuştu.

****************************************************
5 Mayıs 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER:



CHP ile işbirliği mutlaka gerçekleşmeli

•Sezer, "Ülkenin karşısındaki büyük tehditlere ve sorunlara karşı güçlü bir yapı ortaya koymak lazım. Bu da CHP ve DSP’nin işbirliğinden geçer” dedi.

•Zeki Sezer, “CHP’nin DSP’yi kapatma önerisi dışındaki tüm formüller konuşulur derken, bir seçim işbirliğinden bahsediyorum. Her türlü özveriyi göstereceğiz. CHP yönetimi şimdilik bu konudaki durumunu değiştirmiş görünmüyor. Ancak ben umutluyum. CHP yönetimi de Türkiye’nin bu durumuna kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır" diye konuştu.

•Sezer, İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladıktan sonra Manisa’ya hareket etti ve partililerle birlikte Manisa Mitingi’ne katıldı.

İZMİR/MANİSA- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, CHP ile işbirliğinin mutlaka gerçekleşmesi gerektiğini söyledi.

Sezer, Manisa’da yapılan "Manisa Cumhuriyetine Sahip Çıkıyor" mitingine katılmadan önce İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın DSP’nin kapatılması yönündeki ilk önerisinin kabul edilemeyeceğini, bunun dışındaki tüm formüller üzerinde görüşmeye hazır olduklarını kaydeden Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:

"CHP ile işbirliği mutlaka gerçekleşmeli. Ülkenin karşısındaki büyük tehditlere ve sorunlara karşı güçlü bir yapıyı ortaya koymak lazım. Bu da CHP ve DSP’nin işbirliğinden geçer.
CHP’nin DSP’yi kapatma önerisi dışındaki tüm formüller konuşulur derken, bir seçim işbirliğinden bahsediyorum. Bunun koşullarının ne olacağıyla ilgili olarak her türlü özveriyi göstereceğiz.

CHP yönetimi şimdilik bu konudaki durumunu değiştirmiş görünmüyor. Ancak ben umutluyum. CHP yönetimi de Türkiye’nin bu durumuna kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır."

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ AÇACAK BİR YAPI

DSP’nin uzun süredir solda işbirliği hareketini sürdürdüğünü, bunda da belli bir aşamaya gelindiğini ifade eden Sezer, şunları söyledi:

"Önümüzdeki dönemde çok ciddi gelişmeler olacaktır. CHP-DSP işbirliği olamıyorsa diğer birliktelikleri gerçekleştirip güçlü bir şekilde seçime gireceğiz. Türkiye’nin önünü açacak bir yapı mutlaka ortaya konulacak; kimsenin şüphesi olmasın.”

Sezer, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine yönelik de Abdullah Gül’ün adaylıktan çekilmesi ve AKP’nin gerginlik sürecine son vermesi gerektiğini vurguladı.

Anayasa değişikliği teklifiyle ilgili soruları da yanıtlayan Sezer, demokrasisi sağlıklı işleyen hiçbir ülkede artık Başkanlık sistemi bulunmadığını, halkın en iyisini seçebileceğini, ancak sistem konuşuluyorsa parlamenter sistemin sürdürülmesinin hem Türkiye’nin, hem dünyanın bir gerçeği olduğunu anlattı.

Sezer, anayasal değişikliklerle ittifakların yasallaştırılması ve yüzde 10 barajının aşağıya çekilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

ZEKİ SEZER, MANİSA MİTİNGİ’NDE

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, gazetecilerin sorularını yanıtladıktan sonra Manisa’ya hareket etti ve partililerle birlikte Manisa Mitingi’ne katıldı.

Miting alanına Karaköy yönünden gelen Sezer, bu sırada, DHA mikrofonuna, “Ankara Tandoğan ve İstanbul Çağlayan'dan sonra Manisalı da birlik ve beraberliğini gösterecek. Biliyorum; burada bize birleşmemiz konusunda da haykıracaklar. Sorun tabanda değil, sorun meydanda değil; nerede olduğu malum. Bugün burada uzlaşmak için inşallah daha güzel işaretler veririz'' dedi.

****************************************************
4 Mayıs 2007

DSP Genel Sekreteri Ahmet Tan’dan CHP’ye çağrı

TAN, CANLI YAYINDA BAYKAL’DAN RANDEVU İSTEDİ




“İSTİYORSANIZ DİLEKÇE YAZAYIM”

* Tan, solda güç birliği için CHP’den randevu istediklerini belirtirken, CHP Genel Sekreter Yardımcısı Oğuz Oyan kendilerine ciddi bir başvuru gelmediğini söyledi. Tan da bunun üzerine masadaki kâğıt ve kaleme uzanarak “İstiyorsanız dilekçe yazayım” dedi.

* Ahmet Tan, uzlaşmadan yana olan DSP’nin kapatılamayacağını, ama ülke geleceği için birlikte seçime gitmek gerektiğini belirtti. CHP’nin “CHP Atatürk’ün partisi, kapatılamaz” sözleri üzerine de, “Atatürk’ün partisi eşittir CHP olsaydı, geçen seçimlerde Atatürk silinmişti. Bu tür sözler çok tehditkâr” diye konuştu.

ANKARA- DSP Genel Sekreteri Ahmet Tan, solda güç birliği için CHP lideri Deniz Baykal’dan randevu isterken, canlı yayında, “İstiyorsanız dilekçe yazayım” dedi.

Tan, çeşitli televizyon kanallarında DSP’nin solda işbirliği için yaklaşımını anlattı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, DSP’ye “Kapatın partinizi, bize gelin” yaklaşımı içinde bulunmasını eleştiren Tan, meydanların Türkiye’ye “birlikte hareket edin” mesajı verdiğini söyledi.

DSP’NİN DNA’SI UZLAŞIYA DAYALI

Ahmet Tan, NTV canlı yayınında, CHP Genel Sekreteri Oğuz Oyan’la birlikte solda güç birliğini konuştu. Tan, uzlaşı kültüründen söz ederken, “DSP’nin DNA’sı uzlaşıya dayalı. Biz 2,5 yıldır söylüyoruz. Hiçbir çağrımız ciddiye alınmadı. Hatta uzlaşmacı tavrımız zayıflıkmış gibi algılandı. Meydanlarda halkın mesajı hem iktidara hem de muhalefetedir. İlânlar verdik, mitingler yaptık. Belki yanlış bir benzetme olacak ama, böyle kalabalıklar ancak Kabe’de olur. Büyük bir coşku, temiz bir kalabalık. Bunun mesajı alınmalı” diye konuştu.

CHP, AB’NİN TÜRKİYE’YE YAPTIĞINI DSP’YE YAPIYOR

Baykal’ın seçimde işbirliği çağrısını kabul ettiklerini, ancak eve davet edenin, evin kapısını kilitli tuttuğunu anlatan Tan, “Bu aynen Türkiye’ye AB’nin yaptığı muameleye benziyor. Biz ‘görüşebiliriz’ dedik. Ancak görülüyor ki, bunu istemiyorlar. Kapı kilitli. Üstelik partilerin birbirlerini feshetmesi, kurultaylar yapması için takvim yeterli değil. Biz seçime sizin çatınız altında girelim diyoruz, onların söylediğini söylüyoruz, yine kabul etmiyorlar. CHP, DSP’nin varlığını çok gereksiz görüyor. CHP geçen dönem yoktu ve Meclis’te DSP birinci partiydi. O zaman da CHP yoktu” dedi.

Oyan’ın, “CHP Atatürk’ün partisidir, kapatılamaz” sözleri üzerine de Tan, “Bu çok tehditkâr bir tavır. Eğer Atatürk’ün partisi eşittir CHP olsaydı, o zaman bir önceki seçimlerde Atatürk silinmişti… gibi bir anlam çıkartılabilir. Bunlar çok tehditkâr sözler. Çok dikkatli konuşmak lazım” karşılığını verdi.

Oyan’ın, DSP’nin milletvekili pazarlığı yaptığı yönündeki iddialarına da cevap veren Tan, “Biz pazarlık yapmıyoruz. Hiçbirimiz de milletvekili olmamış değiliz. DSP’nin tertemiz kadroları var ve böyle kirli pazarlıkların içine kimse girmeye tenezzül etmez. Onun için bu konuları konuşurken, çok dikkatli olmak lazım” dedi.

Tan, CHP’den randevu istediklerini hatırlatırken, Oyan’ın “istemediler” sözleri üzerine “Biz randevu istiyoruz. Ben şu anda, partinin Genel Sekreteri olarak, sizden randevu istiyorum. Bir araya gelelim, konuşalım” diye karşılık verdi. Ancak Oyan “Resmi randevu talebi” olmadığını iddia etti ve “Bu konuda ciddi olmak gerekiyor” görüşünü savundu. Bunun üzerine Tan, masadaki kâğıt kaleme uzanarak “O zaman istiyorsanız dilekçe de yazayım” dedi.

CHP’li Oyan, bir birleşme gerektiği iddiasını ısrarla savunurken, Tan’ın, birleşme kurultayları için zamanın yetmeyeceğini ve takvimin yetersiz olduğunu söyledi. Oyan, “Teklifimiz açık. Bu görüşülecekse görüşülür. Olacaksa olmalı, olmayacaksa defteri kapatmak lazım” dedi. Ahmet Tan ise “Biz sizden randevu talep ediyoruz” diyerek konuşmasını tamamladı.

Not: CHP/DSP BİRLEŞMESİ VE BAYKAL CHP İLE İLGİLİ UZUN BİR YORUMUMUZU YAZILARIMIZ SAYFASINDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ. H.E
*****************************************************
3 Mayıs 2007

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, solda birlik için ikinci adımı attı, Baykal’a görüşme çağrısı yaptı



BİR ARAYA GELİRSEK BEŞ DAKİKADA ÇÖZERİZ

•DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, halkın solda güç birliği istediğini belirtirken, DSP’nin bu konuda parti kapatma hariç her türlü fedakarlığa hazır olduğunu söyledi ve “Deniz Baykal’la bir araya gelirsek, beş dakikada çözeriz. Her türlü özveriye hazırız. Artık kavga değil, birlik zamanı” dedi. Sezer, CHP ile seçime girilmesi halinde, bu güç birliğinden yüzde 40 oy çıkacağını söyledi.

ANKARA- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, solda güç birliği için parti kapatma hariç, her türlü fedakarlığa hazır olduklarını, artık kavga değil, birlik zamanı olduğunu belirterek “Bir araya gelirsek beş dakikada çözeriz” dedi.

Sezer, Kanal D’de Mehmet Ali Birand’ın yönelttiği soruları yanıtladı. DSP’nin seçime CHP ile girmesinin önünde hiçbir engel olmadığını, DSP’nin kapatılması dışında, CHP çatısı altında her türlü formülü görüşmeye hazır olduklarını söyleyen Sezer, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a görüşme çağrısında bulundu. Baykal’dan randevu da isteyeceğini kaydeden Sezer, “Herkes kendi açısından bir değerlendirme yapıyor. Seçim takvimi sıkıştığına göre, birleşme formülünün seçim öncesinde yaşama geçmesi güç. Cumhuriyetimiz tehdit altında olduğu için, cumhuriyetten, laiklikten yana olan partiler bir araya gelmeli” dedi.

DSP’NİN KAPATILMASINI MİLYONLAR İÇİNE SİNDİREMİYOR

Birand’ın, “Baykal DSP’nin kapatılmasını istiyor” anımsatması üzerine Sezer, “DSP’yi kapatmayı içine sindiremeyecek milyonlar var” dedi. Sezer, DSP ile CHP’nin bir ‘nişanlılık’ sürecine girmesi gerektiğini belirtirken, toplumun çeşitli kesimleriyle birebir konuşmalar yaptığını, Çağlayan mitinginde de binlerce insanla görüştüğünü belirterek bunların içinde DSP’nin kapatılmasını isteyen iki ya da üç kişi olduğunu söyledi.

TÜRKİYE’Yİ TAKİYYECİLER KARANLIĞA GÖTÜRÜYOR

Sezer, “22 Temmuz’da CHP ile seçime gider misiniz?” sorusu üzerine de “Tabii ki. Bir çatı altında seçime gidilebilir?” yanıtını verdi. DSP olarak her türlü özveriye hazır olduklarını sık sık yineleyen Sezer, mevcut seçim sisteminde ittifaka izin olmadığına da dikkat çekti. Birand’ın “Sistem izin vermezken bu yöntemle seçime gitmek takiyye olmaz mı?” sorusu üzerine de Sezer, “Türkiye’yi takiyyeciler karanlığa götürüyor. Kurumsal kimliğimizi koruyarak, içtenlikle bu işi yapmalıyız. Ben inanıyorum ki Baykal’la bir araya gelirsek, bu işi beş dakikada çözeriz” diye konuştu.

RAHŞAN HANIM DA RAHATSIZ

DSP eski Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit’in bu konudaki yaklaşımının sorulması üzerine de Sezer, “Ben DSP Genel Başkanı olarak bu süreçten duyduğum rahatsızlığı söylüyorum. Elbette Rahşan Ecevit’in söyledikleri önemlidir. İçine girilen süreçten, Rahşan Ecevit de rahatsızdır. Sayın Bülent Ecevit de rahatsızdı. Rahşan Hanım Türkiye’nin gidişatından büyük kaygı duyuyor. Sayın Ecevit de bu gidişattan rahatsız olduğu için güç birliği çalışmalarına başlamıştı” yanıtını verdi.

RANDEVU İSTEYECEĞİM

Sezer, DSP’nin Başkanlık Kurulu’nun yaptığı açıklamadan da bir bölüm okuduğu konuşmasında, “DSP, Türkiye’nin tek adam-tek parti kazasına bir daha uğramaması için, CHP Genel Başkanı’nın önerilerinin, yüz yüze yapılacak görüşmelerle gerçekçi ve sonuç alınır bir platformda ve acil olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanmaktadır. DSP ile CHP’nin birlikte seçime girmesinin önünde hiçbir engel yoktur. DSP’nin kapatılması dışında, CHP çatısı altında seçime girmek için her türlü formülü görüşmeye hazırız. Yarından itibaren kendilerinden bir randevu isteyeceğim. Biz ne istediğimizi söyledik. Cumhuriyet’ten, laik demokratik sistemden yana insanlar bizden bunu istiyor” görüşünü dile getirdi.

Vatandaşların isteğini en iyi algılayanlardan biri olduğuna dikkat çeken Sezer, “Sayın Baykal, dün talep etti. Güzel şeyler de söyledi. Onun deyimiyle, bir talebimiz var. Seçime birlikte gitmek için, kendisiyle baş başa ya da arkadaşlarla oturup konuşmalıyız” dedi.

OYUMUZ YÜZDE 40’LARI BULUR

Sezer, “Baykal buna istekli mi?” sorusu üzerine de “İstekli olmalı. Biz CHP tabanını seviyoruz. Artık kavga değil, birlik zamanı. Gittiğim toplantılarda CHP rozetiyle arkadaşlar gelip sarılıyorlar. Çok teşekkür ediyoruz. Sayın Baykal da son derece tecrübeli bir siyasetçi. Birlikte seçime girersek, oyumuz yüzde 40’ları bulur. Ben buna inanıyorum”

*************************************************


*****************************************************
02 Mayıs 2007



"CHP'DE DEMMOKRASİ YOK"

CHP'li Başkan Selahattin Arslan CHP'de parti içi demokrasinin kalmadığını söyledi.

Mersin'in Mut İlçe Belediye Başkanı Selahattin Arslan, Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) parti içi demokrasinin kalmadığını söyledi.

CHP'de 40 yılı aşkındır siyaset yapan ve 15 yıl Mut Belediye Başkanlığı yaptıktan sonra en son genel seçimlerde CHP'den ayrılarak bağımsız seçilen Selahattin Arslan, Türkiye'de demokrasiyi birçok kesimin içine sindiremediğini vurguladı.

Partilerin kendi içinde demokrasiyi hazmedemediğini kaydeden Arslan, parti içi demokrasi olmadığı için çocukluğundan bu yana hizmet ettiği partisi CHP'den ayrıldığını söyledi.

CHP lideri Deniz Baykal'ın sürekli olarak etkili olmak istediğini belirten Arslan, "Halka gidilirse kendi etkinliği kaybolacak. Halk söz sahibi olacak. Halkın söz sahibi olmasını istemiyorlar." dedi.

CİHAN

**************************************************
30 Nisan 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER:



Baykal’la görüşeceğiz

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, sağda da solda da güç birliği gerektiği üzerinde durdu ve öteden beri bu çağrıyı yaptığını anımsattı

* * DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, sağda da solda da bir işbirliğine ihtiyaç olduğunu belirterek bu konuda öteden beri çaba harcadığını, CHP ile de görüşeceğini söyledi. CHP lideri Deniz Baykal’ın, solda işbirliği için “tek çatı” önerisini eleştiren Sezer, 1995’te SHP ile CHP’nin tek çatı altında birleşmesinin hüsranla sonuçlandığını anımsattı.

* * Sezer, herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini dile getirdi ve solda işbirliğinin, bir partinin diğerlerini yutması düşünülmeden yapılması gerektiğini ifade etti. DSP lideri, solda işbirliği için pek çok formül olduğuna işaret etti ve fermuar sistemi uygulanabileceğini, bir protokol hazırlanabileceğini bildirdi.

ANKARA- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Çağlayan mitingi sırasında dile getirilen “birleşin” çağrıları üzerine, çok uzun bir zamandır solda güç birliği yapılması için çaba harcadığını, ancak CHP lideri Deniz Baykal’ın “tek çatı” önerisinin gerçekçi olmadığını söyledi. İşbirliği için fermuar sistemi öneren ve protokol yapılması seçeneğinin bulunduğunu belirten Sezer, seçime birlikte gidilmesi için Baykal’la görüşeceğini söyledi.

Sezer, NTV’de katıldığı bir programda, kendisine yöneltilen soruları yanıtladı. Çağlayan mitinginde sola ve sağa verilen “birleşin” mesajlarını değerlendiren Sezer, öteden beri bunun için çalıştığını söyledi. 11 Haziran 2006’da Bandırma’da solda güç birliği için çağrı yaptığını, 14 Kasım 2007’de bir gazeteye verdiği demeçte CHP lideri Deniz Baykal’a “Birlikte yürüyelim” dediğini, bu çağrısını 8 Nisan’da Sıhhiye mitinginde yinelediğini anımsattı. 14 Nisan’da, Ankara’daki Cumhuriyet Mitingi’nde yürüdüğünü de kaydeden Sezer, en son Çağlayan mitinginde bulunduğunu dile getirdi.

HİÇBİRŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK

Türkiye’nin AKP iktidarında çok kötü yönetildiğini, büyük tehditler altına sokulduğunu bu yüzden güçlü bir yapı ortaya koymak gerektiğini anlatan Sezer, Çağlayan mitingindeki güç birliğini hayata geçirme önerisinin, son derece “haklı bir çağrı” olduğunu dile getirdi. Sezer, “Hiçbir şey Çağlayan mitinginden sonra eskisi gibi olmayacak.Sivil toplum ön aldı. Güzel işler yapıyor. Ona kulak tıkamamız söz konusu değil ” dedi.

BAYKAL’IN TEK ÇATI ÖNERİSİ

CHP lideri Deniz Baykal’ın Çağlayan mitingi sonrasında solda birlik için “tek çatı” önerisi yaptığının hatırlatılması üzerine Sezer, bu yaklaşıma sıcak bakmadığını şu sözlerle ifade etti:

“Baykal öteden beri aynısını söylüyor, ‘partiler kapansın bize gelsin’ diyor. Bunun sosyolojik gerçekleri yansıtıp yansıtmadığını düşünmemiz gerekir. SHP-CHP birleşmesinden istenilen sinerji yaratılamadı, bir örgütün diğerlerini yutmasıyla aslında yeni umutsuzluklar ortaya çıtı. Bence yapılması gereken karşılıklı özveriye dayalı iyi niyete dayalı bir birlikteliği oluşturacak sağlıklı ilişkileri kurmak. Tek taraflı, ‘benim yolum budur, bunu söylüyorum gelen gelir’ demek kabul edilebilir bir durum değil” diye konuştu.

SELİN ÖNÜNDEN KÜTÜK KAPMAMALIYIZ

CHP’nin, AKP’ye karşı Meclis’te başarılı olamadığına dikkat çeken Sezer, “CHP AKP’ye karşı tek başına Meclis’te başarılı olabilmiş olsaydı. Bir alternatifi yaratabilmiş olsaydı, bu çağrılar olur muydu? Böyle düşünüldüğünde de ‘iyi ki solda başka seçenekler de var’ diye düşünüyor vatandaşlar. Vatandaşlar ‘kapanmayın, işbirliği ile seçime gidin’ diyor. Binlerce insan bunu söylüyor..Selin önünden kütük kapma yarışı içinde olmamalıyız diye düşünüyorum” dedi.

FORMÜL ÇOK, BİRLİKTE SEÇİME GİREBİLİRİZ

Sezer, solda işbirliği için nasıl bir formül düşündüğünün sorulması üzerine de çözüm önerilerini şöyle dile getirdi:

“Konuştuğumuzda formül bulunur biz buna açığız.. Formül, CHP ve DSP’nin birlikte seçime girmesidir. Biz 10 Aralık Hareketi ile SHP ile görüşmeler yapıyoruz ve son derecede olumlu bir noktadayız. Bu olumlu noktayı da CHP ile birlikte seçime gidebileceğimiz bir noktaya taşıyabilirsek dün Çağlayan’da verilen mesajı almış olduğumuzu göstermiş oluruz”

BİR PARTİ DİĞERİNİ YUTMAMALI

Bir partinin diğerlerini yok etmesi, yutması şeklinde bir formülden ziyade “birlikte seçime gitme” formülünün uygulanması gerektiğini anlatan Sezer, “Birlikte seçime girmenin formülünü bulmalıyız. O formül, partilerin birbirlerinin kurumsal varlıklarına saygı duymalarından geçer” dedi.

FORMÜL: TEK LİSTE YA DA FERMUAR

Sezer, formülün ne olduğunun sorulması üzerine, “Tek listeden seçim olabilir, siyasi kurumsal kimliklere saygı duymak koşuluyla, belli bölgelerde DSP’nin belli bölgelerde CHP’nin belli bölgelerde SHP’nin ya da diğerlerinin seçime girmesi formülü olabilir. Böylece toplumda sinerji yaratılabilir” yanıtını verdi.

Kulislerde DSP’lilerin milletvekili olmak için CHP’ye yanaştığı yönünde görüşler dile getirildiğini anımsatan Sezer, “Bizim milletvekili olma gibi bir derdimiz yok. Biz onu çoktan aştık. Önemli olan Türkiye’nin önünü açmak, Türkiye’ye bir alternatif koymak. Bunun için de siyaseten risk alıyoruz, inisiyatif alıyoruz” dedi.

ÖN PROTOKOL YAPABİLİRİZ

Sezer, CHP’nin “Bu formüller geçersiz” demesi durumunda, bir koalisyon ön protokolü de yapabileceklerini bildirdi ve şunları söyledi:

“Ön protokolde şunlar söylenir ‘Biz seçim sonrası CHP, DSP ve diğer unsurlarla birlikte koalisyon yapmak istiyoruz. Eğitim, laiklik, ve benzeri konularda şunları şunları düşünüyoruz’ İşte o zaman toplumda yine büyük bir sinerji yaratılabilir. Seçim sonrası da olsa birlikte olacağımızı söylersek olağanüstü bir sinerji yaratılacak. Bunu seçim öncesi söylemek, seçim öncesi birlikteliği formüle edip vatandaşımıza açıklamak son derecede önemli.. Bunu yapabileceğimize inanıyorum.. CHP’nin tabanını CHP’lileri seviyoruz onlarla aramızda bir sorun yok.”

CHP’nin tabanını sevdiklerini söyleyen Sezer, bu sözlerinin yanlış anlaşılmamasını da istedi ve “Bizim CHP’nin tavanı ile de sorunumuz yok. Önümüzdeki günlerde bunun adımları atılacaktır. İnanıyorum ki, her iki parti, SHP ve 10 Aralık hareketi, üzerine düşeni yapacaktır. Biz bu konuda özveri dahil, her şeyi yapmaya açığız” dedi.

BAYKAL’LA GÖRÜŞECEĞİZ, BEKLEMEYECEĞİZ

Sezer, “CHP’nin size doğru bir adım atmasını bekleyecek misiniz?” sorusu üzerine de “Hayır biz hiç beklemedik, şimdi de beklemeyeceğiz. Sayın Baykal’la CHP yöneticileri ile görüşmek çok önemli, görüşmeliyiz görüşeceğiz.. Onun için adım atacağız. Bugün sivil toplum harekete geçti ama biz bu konudaki çalışmalarımızı bir yıldır sürdürüyoruz” diye konuştu.


*****************************************************
TARIH : 27 NİSAN 2007
NO : BA- 08 / 07



GENEL KURMAY BAŞKANLIĞI BASIN BİLDİRİSİ

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.

BU BAĞLAMDA;

Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.

22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.

Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde “Kutlu Doğum Şöleni” için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli’de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.

Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.

Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.

Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.

Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.

Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
***********************************************************
28 Nisan 2007

DSP GENEL SEKRETERİ AHMET TAN' IN AÇIKLAMASI:



Demokrasiyi işletmek ve korumak Anayasamıza göre iktidarların yetki ve sorumluluğundadır.

Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde, AKP iktidarı ne yazık ki bu yetki ve sorumluğunu yerine getirememiştir.

Diyaloga ve uzlaşmaya sırt çevirmesi, dört buçuk yıldır gizli veya açık biçimde tırmandırılan "inanç" ve "simgeler" le ilgili halkı bölen ve geren sorumsuz tutum, önce Meclis'e sonra da Anayasa Mahkemesi'ne taşınmıştır.

Genelkurmay'ın gece yarısı açıklaması ve Hükümetinin karşı açıklaması, toplumu bir de yeni ve daha derin kamplara bölme tehlikesi taşımaktadır.

Bu tehlikeyi önlemek, birinci derecede AKP 'nin görev ve sorumluluğundadır.

AKP İktidarı, Cumhuriyeti koruma ve demokrasiyi işletme görevini ve yetkisini kıskançlıkla korumak istiyorsa, Cumhurbaşkanı adayını çekip derhal genel seçime gitmelidir.

Bunun dışındaki her tutum, Türkiye Cumhuriyetini ve halkını ateşle imtihan etmeye kalkmak olacaktır.


***********************************************************
28 Nisan 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, KASTAMONU İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU:



Bu ülke tek partiyle yönetilemez

•Sezer, iktidara, “Bu millet artık sizden bıktı. Artık siz gideceksiniz. Hemen erken seçim kararı alın ve ülkeyi germekten vazgeçin'' diye seslendi.

KASTAMONU - DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, AKP İktidarı’na, ''Bu millet artık sizden bıktı. Artık siz gideceksiniz. Hemen erken seçim kararı alın ve ülkeyi germekten vazgeçin'' diye seslendi.
Kastamonu'da Hüsnü Tandoğan Spor Salonu'nda DSP İl Kongresi'ne katılan Sezer, burada yaptığı konuşmada, AKP İktidarı’nın rejimi adım adım tehlikeye soktuğunu belirtti.
AKP'nin projesine adım adım yaklaştığını ifade eden Sezer, iktidarın önce Başbakanlığı, TBMM Başkanlığını ve sivil toplum örgütlerini ele geçirdiğini söyleyerek, ''Şimdi de Cumhurbaşkanlığını ele geçiriyorlar'' diye konuştu..
''Türkiye'de bunlara birinin 'dur' demesi lazım'' diyen Zeki Sezer, şöyle devam etti:
''Abdullah Gül'ü, 'Kayıp Trilyon Davası' hâlâ ortadayken aday gösterebiliyor Sayın Başbakan. Yargı, görevini, laik Cumhuriyeti koruma adına yapmaya çalışıyor. Gerginliği tırmandırıyorlar. Milyonlar miting yaptı, Tayyip Erdoğan aday olmasın diye. Ancak Abdullah Gül aday gösterildi. Uzlaşın diye bas bas bağırdık, (Uzlaşmam) dedi, ne oldu? Meclis Başkanı tetiği çekiverdi. İnsanları dindar, dinsiz diye niye ikiye bölüyorsunuz? Bu ülkede sadece siz mi dindarsınız? Bu toplumun için laikliğin vazgeçilmez olduğunu hâlâ anlayamadınız mı?

LAİKLİK EN ÇOK İSLAMİYET’E YAKIŞIR

Laiklik, en çok İslamiyet’e yakışır. Diğer dinlerde olduğu gibi ruhban sınıfı yok. İslamiyet’te biz affımızı Allah'tan dileriz. Dini siyasete alet etmeyin, ülkeyi germeyin, tez vakit hemen vatandaşın önüne sandığı koyun. İnsanları başı açık-kapalı diye ayırmayın.''

AKP İktidarı’nın gerginliği tetiklediğini kaydeden DSP lideri Sezer, ''İktidar, gerginlik yaratarak, hayalindeki sistemi kurmaya çalışıyor'' dedi.
Dinin, toplumun her şeyi olduğunu, ama laikliğin de toplumumuzun vazgeçilmezleri arasında yer aldığını vurgulayan Sezer, ''İnsanımızın dinini, inancını ticarete ve siyasete alet ediliyorlar. Bizim insanımız laikliğe, cumhuriyete ve Atatürk'e sonuna kadar bağlıdır'' diye konuştu.

HEMEN ERKEN SEÇİM KARARI ALIN

Konuşması sırasında salonda bulunan kadınlara dönerek, ''Bakın DSP'nin Kastamonu Kongresi'ne. Salonun yarısı kadın ve başı kapalı. Ne var bunda?'' diyen Zeki Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu millet artık sizden bıktı. Artık siz gideceksiniz. Hemen erken seçim kararı alın ve ülkeyi germekten vazgeçin. Siz bakmayın Abdullah Gül'ün güler yüzüne. O Tayyip'ten çok daha tehlikeli. Kimse onun gülen yüzüne kanmasın. Gül masum değil. Bu ülke tek partiyle yönetilemez.''
İnanan insanların, seçimde AKP’yi sandığa gömeceğini bildiren Sezer, ''Bir kere mağdur rolü oynadınız, sakın bir daha bu milletin size inanmasını beklemeyin. Kendinizi mağdur göstermeye çalışmayın. (Ben değiştim) dedin, değişmediğini bu millet açık ve net bir şekilde gördü. Türkiye karanlığa gidiyor. Türkiye'yi rayından çıkartmak isteyenler var. Bölücülere çanak tutmak isteyenler var'' dedi.

DSP’NİN 1999’DAKİ HEYECANINI YAKALADIK

DSP olarak bu yıl ilk kongrelerini Zonguldak'ta, son kongrelerini de Kastamonu'da yaptıklarını belirten Zeki Sezer, 81 ilde yaptıkları genel kurullarda büyük bir coşku yaşadıklarını belirtti. Sezer, konuşmasını şöyle tamamladı:
“DSP'nin 1999’daki heyecanını yakaladık. Partimiz artık kabına sığmıyor. Bu heyecanı, bu inancı kim durduracak merak ediyorum. Bizim kavgamız, işsizlik, bizim kavgamız fakirlik, bizim kavgamız eğitim, bizim kavgamız ekmek içindir.''


**********************************************************
27 Nisan 2007

DSP GENEL SEKRETER YARDIMCISI HASAN ERÇELEBİ’NİN DEMECİ:



AKP, öğretmenlerin ders ücretlerini gasp etti

•Erçelebi, “AKP Hükümeti, eğitimde liyakat ve kariyer sistemini ortadan kaldırmıştır” dedi. DSP Genel Sekreter Yardımcısı Hasan Erçelebi’nin demeci şöyle:

İktidara geldiği günden bu yana devletin her kademesinde aşırı kadrolaşmak için her yolu deneyen AKP Hükümeti, kendini engelleyen yasal hükümleri de ortadan kaldırmaktadır.

Son olarak kadrolaşmanın en açık şekilde gözlendiği “Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici Atama ve Görevde Yükselme Yönetmeliği” değiştirilmiş, AKP’nin önünde hiçbir yasal engel bırakılmamıştır. Bakanlık, Merkez Örgütü ve Milli Eğitim Müdürlüklerinden sonra, okul müdürlüklerini de ele geçirmek için “sınav”la yükselmeyi esas alan kariyer sistemi de ortadan kaldırmıştır. Böylece okul müdürlerinin, Milli Eğitim Müdürlerinin teklifi ile atanmasının yolu açılmıştır.

AKP, okullarda il, ilçe kongreleri yaptığı yetmiyormuş gibi şimdi de okulları siyasallaştırmak istemektedir. AKP Hükümeti, öğretmenlerin ders ücretlerini de yaptığı yönetmelik değişikliği ile gasp etmektedir. Öğretmenlerin ders ücretini fiilen ortadan kaldırmakla öğretmenlerin emeği sömürülmekte, çocukların geleceği karartılmaktadır. Ders ücretleri öğretmenlerin emeklerinin karşılığıdır. Bunu dolambaçlı yollarla gasp etmek hakka, hukuka aykırıdır.

AKP Hükümeti’nin yaptığı yönetmelik değişikliğiyle naklen atamalar kolaylaştırılmakta, hatta özendirilmektedir. Bunun sonucu olarak da Milli Eğitim Bakanlığı kimlik değiştirmekte, başka kurumların personeli Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetim kademelerini işgâl etmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nda yönetici olmanın özel koşulları vardır. Bu koşullar, eğitim yönetiminin bilimsel koşullarıdır. DSP, iktidara gelir gelmez bütün bu haksızlıkların giderilmesi ve yenilen hakların, çiğnenen hukukun iadesi için her şeyi yapacaktır.

***********************************************************
17 Nisan 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, MUHTARLARLA GÖRÜŞTÜ

Baykal’la baş başa görüşmem lazım

.Muhtarlar, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer’den, solda bölünmeye son vermesini istedi, Sezer de parti kapatma dışında, uzlaşmaya açık olduğunu söyledi.

•Sezer, solda güç birliği için 3 yıldır üzerine düşeni yapmaya çalıştığını belirterek, partilerin birbirini rencide etmeden güç birliği için çaba göstermesi gerektiğini vurguladı.

•TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın Cumhurbaşkanı adayını tarif ederken “Sivil, dindar, demokrat olmalı” sözlerine de yanıt veren Sezer, dinin siyasete alet edilmek istendiğini söyledi ve “Sayın Arınç, bundan önce seçilen cumhurbaşkanlarının dindar olmadığına nereden karar veriyor. Biraz haddini aşıyor, kusura bakmasın” dedi.

ANKARA- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, solda güç birliği için yaklaşık üç yıldır yaptığı çağrıyı yinelerken, güç birliğinin, partilerin kapısını kapatmak anlamına gelmediğini söyledi ve “Benim Baykal’la baş başa görüşmem lazım” dedi.

Sezer, DSP Genel Merkezi’nde, Türkiye Muhtarlar Derneği Genel Başkanı Ramazan Özünal başkanlığındaki heyeti kabul etti. Özünal, Türkiye’de 53 bin muhtar bulunduğunu ve onları temsilen ziyarete geldiklerini belirterek, “Çalışmalarınızı takdirle izliyoruz. Çalışan, koşan, emek verenler, bugün ekerlerse, yarın biçerler” diye konuştu. Sezer’e muhtarların sorunlarını içeren bir dosya veren Özünal, “suskun değil, hakkını arayan bir toplum” istediklerini ifade etti.

Sezer de demokrasinin sağlıklı işlemesi açısından muhtarların önemine dikkat çekti ve “Muhtarlarımız, demokrasimizin kılcal damarlarıdır” dedi. Diyalog içinde olunmasının, demokrasinin ve huzurun en önemli altyapısı olduğunu kaydeden Sezer, “Bölünmez bütünlüğümüzü bozmak isteyenler var. Sağlıklı bir demokratik sistemi oturtmak için el ele vermeliyiz” diye konuştu.

ÖNCE HESABINI VERSİN

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyareti sırasında, “Huzura ihtiyacımız var, gerginliğe değil” dediğini hatırlatan Sezer, “Herhalde bu kadar dayatmayla Cumhurbaşkanı olmak, huzura değil, gerginliğe yol açacak” dedi.

Toplumun 8 Nisan’da Sıhhiye’de, 14 Nisan’da da Tandoğan’da Başbakan’a mesajlar verdiğini anımsatan Sezer, Başbakan’dan bu mitinglerin dikkate almasını istedi. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasının “yasal”, ancak “demokrasi açısından sağlıklı olmadığını” ifade eden Sezer, Meclis’in Anayasa değişikliği yapabileceğini, seçimden sonra Cumhurbaşkanlığı seçimini gerçekleştirebileceğini bildirdi. Sezer, “Böylece Başbakan, sandıkta hesabını vermiş olur” diye konuştu.

Sezer, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Başbakan’ın Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu ve DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’la görüşmesini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Sezer, “Umarım uzlaşma arayışıdır. Umarım bilmediğimiz pazarlıkların içine girmiyorlardır” yanıtını verdi.

ARINÇ HADDİNİ AŞTI

TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın Cumhurbaşkanı adayını tarif ederken “sivil, dindar demokrat olmalı” sözlerini hatırlatan bir gazeteciye de Sezer, şu karşılığı verdi:

“Dini siyasete alet etmeye nereye kadar gidecekler, bunu anlayamıyorum. Geçenlerde bir TV programında vatandaş bana ‘Müslüman kimliği sizi niçin rahatsız ediyor cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde’ dedi. Buna çok üzüldüm açıkçası. Kimsenin Müslüman kimliği, dindar kimliği bizi rahatsız etmez. Tam tersine, kendi Müslüman kimliğimizi de kimseye tartıştırmayız.

Aslında dini siyasete, dini bazı koltuklara giden yolda, kendi amaçlarına alet etmek, öncelikle dine zarar verir. Sayın Arınç ilk defa dindar biri mi seçilecek zannediyor. Bundan önce seçilenler, bundan önceki cumhurbaşkanlarının dindar olmadığına nereden karar veriyor. Biraz haddini aşıyor. Kusura bakmasın.”

İKİ TARAF BİRBİRİNE SAYGI DUYMALI

Sezer’le sohbet eden muhtarlar, solda ve sağda parçalanmış yapıdan şikâyetçi oldular. Muhtarlar, Sezer’e, solda güçlü bir birlikteliğe ihtiyaç olduğunu, bu yüzden ‘naylon partilerin’ ortaya çıktığını, oyların bölündüğünü anlattılar.

Sezer de muhtarları haklı bulduğunu belirterek 3 yıldır üzerine düşeni yapmaya çalıştığını anlattı. DSP Genel Başkanı Sezer, mevcut ikili yapının, Türkiye’ye iyi şeyler getirmediğine işaret etti, ancak bir birleşme değil, güç birliği istediğini söyledi.

Sezer, solda birleşen partileri hatırlatırken, “Geçmişte CHP ile SHP birleşmeleri oldu, Halkçı Parti, SODEP birleşmeleri oldu. Ama bu birleşme denen şeyler, birleşme değil, bir tarafın bir tarafı yutması şeklinde gerçekleşti. Kimse oy vermedi. O yüzden diyoruz ki biz, bir güç birliği mutlaka olmalı. Ama iki taraf birbirine saygı duyarak bunu gerçekleştirmeli” dedi. Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:

İKİ TARAFTAN SOLU BÜYÜTMELİYİZ

“CHP’ye oy verip, DSP’ye oy vermeyecek bir kesimin olduğunu biliyoruz. CHP’ye oy vermeyecek büyük bir kesimin de DSP’ye yöneldiğini biliyoruz. Öyleyse birbirimize kavga etmek yerine, iki taraftan solu büyütüp güç birliği ile seçime gitmenin yolunu bulmalıyız.

Özveriyse, özveri. Sağduyuysa sağduyu. Üzerimize düşeni yapmalıyız. Bir CHP yöneticisi, ‘DSP’yi kapatsınlar, gelsinler’ diyor. Bu doğru değil. Bu sola hizmet değil. Bizi kapatmaya kimsenin gücü yetmez. Baykal’ın da gücü yetmez. Benim de yetmez.

Biz, solun evrensel değerlerine bağlı ama yerli değerlerle beslenmiş yerli bir sol partiyiz. Böyle partiye Türkiye’de büyük ihtiyaç var. Uzlaşma kültürünün gelişmesi açısından ihtiyaç var. ‘Kapanın, gelin’ demeleri rencide edici. Bunu söylememeleri gerekir. Oysa iyi niyetle işbirliğinden yana çabalarını sürdüren tek partiyiz.”

CHP’ye, “Seçim öncesinde bir program çerçevesinde anlaşıp, seçimden sonra da ‘Koalisyon yapacağız, şimdiden bunu ilan ediyoruz’ diyelim. Bu olağanüstü bir sinerji yaratacaktır” diye çağrıda bulunan Sezer, başka formüller de olabileceğini de dile getirdi.

Atatürk’ün “Hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz” ve “Dünya senin gemiyi limana getirdiğin fırtınalarla, dalgalarla değil, gemiyi sağ salim limana yanaştırıp yanaştıramadığınla ilgilidir” sözlerini anımsatan Sezer, daha sonra şunları söyledi:

“Kimse bizim özverimizden kuşku duymasın. Hatta özveriyi o kadar ortaya koyuyoruz ki, bazıları bu özveriyi biraz acizlik gibi de algılamaya başladılar. Yok öyle bir şey. DSP Türkiye’nin en büyük meydanını dolduran tek partidir. Son derecede güçlü bir örgütü var. Son derecede temiz, inançlı bir örgütü, temiz bir geçmişi var.

DSP’nin feryadı, kendisiyle ilgili değil. Türkiye’nin, Türk insanının geleceğiyle ilgili. Seçildiğim günden sonra ilk demecimde bunu söyledim. Hâlâ aynı yerdeyim. Bunu söylerken kişisel bir durum değil bu, örgütümüzden, Parti Meclisimizden, Başkanlık Kurulumuzdan da aldığım güçle bunu söylüyorum. O yüzden tam homojen bir yapımız var. Bu da çok güzel. El birliğiyle bu hedefe koşuyoruz. Üzerimize düşeni de yapmaya hazırız. Ama lafla olmuyor bu. Onun için, basının önünde değil de belki benim Baykal’la baş başa görüşmem lazım.”

***********************************************************
15 Nisan 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, İSTANBUL İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU



AKP’DEN HESAP SORULACAK

2007; dışarıda onur, içeride huzur isteyenler için bu hükümetten, bu Başbakan’dan kurtulma yılıdır


•Sezer, “DSP gelecek, Türkiye AKP’den kurtulacak. Ama bununla kalmayacak, AKP’den hesap sorulacak. Onların yolsuzluklarından, hırsızlıklarından, Atatürkümüzün yoluna verdikleri zarardan ötürü de hesap sorulacak” dedi.

•Sezer, DSP’lilere, “AKP’den kurtuluşun reçetesi, anahtarı DSP’dir. Öyleyse bugünden itibaren girilmedik ev, gidilmedik kahve, ulaşılmadık vatandaş kalmayacak. Sizden bunu talep ediyorum” diye seslendi.

•Sezer, "Ne zaman TV'yi açsam Arınç, DSP mitingini övüyor. Bu yüreğine korku düşürdüğümüzün göstergesidir. Başbakan da dünkü toplantı için olumlu şeyler söylemiş. Bu da yüreğine korku düştüğünün göstergesidir. Bunları meydanlar terbiye ediyor. Siz bunu meydan dayağı olarak algılayabilirsiniz ama ben meydan terbiyesi diyorum" diye konuştu.

İSTANBUL- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, “DSP gelecek, Türkiye AKP’den kurtulacak. Ama bununla kalmayacak, AKP’den hesap sorulacak. Onların yolsuzluklarından, hırsızlıklarından, Atatürkümüzün yoluna verdikleri zarardan ötürü de hesap sorulacak” dedi.

Sezer, DSP İstanbul İl Kongresi’nde yaptığı konuşmasına, Aksaray’daki feci kazada hayatlarını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil şifa ve yakınlarına başsağlığı dileyerek başladı. Ölüme çare olmadığını, ancak trafikteki bozuk sisteme çare olduğunu dile getiren Sezer, DSP Genel Sekreteri Ahmet Tan'ın milletvekilliği döneminde trafik sorununun çözümüne ilişkin hazırladığı rapora dikkati çekti. Sezer, "Başbakan, o rapordan yararlanarak trafik sorununu çözecek adım atmadı. Atatürk'ün koltuğuna göz dikti. Çankaya'ya adım atmak istiyor. Onu engelleyecek halk da meydanlara çıkmaya başladı diye konuştu.

Ankara’da 8 Nisan'da yaptıkları mitingde ''Çankaya için Erdoğan'a geçiş yok'' diye haykırdıklarını ifade eden Sezer, dün de Tandoğan Meydanı'nda DSP’nin de katıldığı ''Cumhuriyet Mitingi''nde ''Başbakan’a, Atatürk'ün koltuğunun yakışmayacağının haykırıldığını'' söyledi.

Sezer, mitingin sağduyulu ve başarılı olduğunu dile getirerek, ''Trafik canavarından nereye geldik? Trafik tehlikesi, terör belâsı, Erdoğan tehlikesi... Birbirinden çok da ayrılmaz'' dedi.

Başbakan Erdoğan'ın sahip olduğu zihniyetin 3 dönemdir İstanbul'u yönettiğini ve kentin yaşanamaz hâle geldiğini vurgulayan Sezer, merkezî yönetimdeki AKP'nin de Türkiye'yi yaşanmaz hâle getirdiğini, milyonlarca halkın da bu nedenle sokağa çıktığını söyledi.

Hükümetin dış politikasını da eleştiren Sezer, dış politikada ulusal birliği tehdit eden girişimlere karşı durulamadığını, alt kimlik, üst kimlik tartışması yaratıldığını, aklı başında olmayan bir yönetimin var olduğunu anlattı. Sezer, ''Bunların aklı başına gelecek. Sandıkta milletin şamarını yeyince aklı başına gelecek. 'Eyvah ne yaptık' diyecekler'' dedi.

DSP’nin, trafik sorunu olmayan, terör belâsından arınmış, hakça, huzur içinde ve işsizliğin sıfıra indiği bir Türkiye yaratacağını kaydeden Sezer, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de artık solun zamanı olduğunu ifade etti ve “Şimdi Demokratik Sol zamanı” diye konuştu.

SATA SATA BİTİREMEDİLER

Sezer, hükümetin ekonomi politikasını da eleştirerek, ''İktidara geldiklerinde önlerinde hangi kurumu buldularsa sattılar. Çekirge sürüsü gibi... Bunlar çekirge sürüsü... Ekonomimizin, Cumhuriyetimizin temel kurumlarını sata sata bitiremediler'' dedi.

Telekom'un 6,5 milyar dolara satıldığında iktidarın ''iyi sattık'' diye göbek attığını anımsatan Sezer, milletin ise bu iktidar gittiği zaman göbek atacağını ifade etti. Sezer, Telekom'un yabancı sahiplerinin borcun kalanını ödediğini, bunun da bir seçim rüşveti olduğunu belirterek, bunun, iktidarın dışarıdan destek alarak seçime gideceğinin bir göstergesi olduğunu anlattı.

Salondan, ''Ecevit seninle gurur duyuyor'' sloganları üzerine Sezer, bu sloganı konuşmasının selameti açısından tehlikeli bulduğunu, çünkü duygusal bir adam olduğunu, bu slogan devam ederse konuşmasını sürdüremeyeceğini söyledi.

Sezer, dışarıdan gelen dayatmalara boyun eğilmeyeceğini de dile getirerek, Gelibolu, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı ve 1974'te Ecevit'le Kıbrıs'a gidişin unutulmaması gerektiğini ifade etti. Alt-üst kimlik tartışması yaratanlara Yunus Emre'den ve Hacı Bektaş-ı Veli'den örneklerle yanıt verdiklerini dile getiren Sezer, parti olarak Mevlana'nın dediği gibi yenileştiklerini söyledi.

Zeki Sezer, kentlerde huzur ve güvenliğin kalmadığını, vatandaşların sokağa çıkmakta zorlandığını belirterek, huzur ve güveni geri getirecek tek partinin kendileri olduğunu dile getirdi. Siyaseti, gazete sayfalarından meydanlara taşıdıklarını da ifade eden Sezer, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''4 yıldır milleti inleten sistemden, Cumhuriyet ilkelerinin geldiği noktadan kaygı duyan vatandaşlar, bunu yaratan Başbakan'ın Cumhurbaşkanlığı’na çıkacağı kaygısını da yaşıyor. Büyük sorunlarla karşı karşıyayız. Bu sorunlar demokrasi içinde, siyasetle aşılmak zorunda.''

TATLI SU SOLCUSU

Sezer, konuşmasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı da eleştirerek, ana muhalefetin ''Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesini önlemek için sine-i millete gidilmesi'' gerektiğini ifade ettiğini, ardından bunu TÜSİAD'a sorduğunu ve ''ağzının payını aldığını'' belirtti.

Ardından ana muhalefetin sine-i milletten vazgeçtiğini dile getiren Sezer, "Baykal 'Birileri bunun aday olmasını engellesin' dedi. Kim engellesin, asker mi Baykal? Kim? Sen necisin orada? Bu millet sana yüzde 19 oy verdi. Sen ne yapıyorsun, ne işe yarıyorsun orada? Sen sadece tatlı su solcususun, otur köşende. Bu tür tehlikeler siyasetle, demokrasiyle engellenir" diye konuştu. Sezer, Baykal'ın Tandoğan Meydanı'ndaki mitingle ilgili olarak, ''Biz düzenlemedik bunu'' dediğini de ifade ederek, şunları söyledi:

"Yani kıyıdan, köşeden yan çizmeye çalışıyor. Biz siyaset olarak elimizi taşın altına koyduk. Biz dün o meydanı dolduranların başında geliyorduk. Hiç tereddüt etmeden, ikircikli davranmadan, ilk günden itibaren. Ama Sayın Baykal, baktı orada güzel bir topluluk var, son anda kalktı, geldi. İyi etti. Hoş geldi. Bunun devamını da getirsin. Sağa sağa gitmek değil, sola gelsin,yola gelsin.

Bazı vatandaşlar diyor ki, 'Kırk yıllık yani, olur mu kani'... Kırk yıllık Baykal huyundan vazgeçer mi? Onu bilmem. Eğer o huyundan vazgeçmezse biz yolumuzda aslanlar gibi vatandaşlarımızla birlikte yürürüz."

BUNLARI MEYDAN TERBİYE EDİYOR

Konuşmasında TBMM Başbakanı Bülent Arınç'ın DSP'nin Ankara mitingini övdüğünü de anımsatan Sezer, ''Ne zaman TV'yi açsam Arınç, DSP mitingini övüyor. Bu yüreğine korku düşürdüğümüzün göstergesidir. Başbakan da dünkü toplantı için olumlu şeyler söylemiş. Bu da yüreğine korku düştüğünün göstergesidir. Bunları meydanlar terbiye ediyor. Siz bunu meydan dayağı olarak algılayabilirsiniz ama ben meydan terbiyesi diyorum'' dedi.

Konuşmasında hükümetin ekonomi politikalarını da eleştiren Sezer, ''Başbakan'a göre, global ekonomik düzende devlet yatırım yapmazmış. Hadi ordan. Devlet yatırım yapmaz ama kendi çocuğuna, burslu okuttuğun çocuğuna 2,5 milyon dolarlık gemi alırsın. Allah yolunu açık etsin. Helâlinden olsun, ama helâlinden Sayın Başbakan'' diye konuştu.

BARZANİ BURS VERİYOR

Hükümetin YÖK ile kavga ettiğini, meslekî eğitime ilgi göstermediğini, meslekî eğitimi imam-hatip eğitimi zannettiğini de bildiren Sezer, ''Güneydoğu'daki gençler Barzani'den burs almak zorunda kalıyor. Barzani kendi emelleri için burs veriyor'' dedi. Barzani için ''Türkiye'ye her gün tehditler savuran, haddini bilmez, densizin biri'' diyen Sezer, Başbakan'ın Barzani ile görüşmek istediğini de belirtti.

AKP Hükümeti’nin yolsuzluk ekonomisi, Ali-Dibo ekonomisi uyguladığını, dış politikada onurlu bir duruş gösteremediğini vurgulayan Sezer, “Bu hükümet yok hükmündedir” dedi. Sezer, DSP’nin iktidarında işsizliğin kısa sürede çözüleceğini, meslek eğitimsiz genç bırakılmayacağını anlattı. Sezer, şöyle devam etti:

“Dış politikada o onurlu duruşumuzu gösteremeyen, Atatürk’ün uyguladığı son derecede başarılı o bölge merkezli dış politikayı tümüyle unutan, dışarıdan deniz aşırı ülkelerin talimatları peşinde bir dış politika uygulayan bir Başbakan’a ve hükümete sahibiz. Bunu hak etmiyoruz. Öyleyse 2007; dışarıda onur, içeride huzur isteyenler için bu hükümetten, bu Başbakan’dan kurtulma yılıdır.

Bu yıl gerçekleşecek seçimlerde iktidarın belirleyicisi DSP olacaktır. Herkes otursun hesabını yapsın: Uzlaşıdan yana, diyalogtan yana, ama Türkiye’ye yönelik tehditlere karşı son derecede kararlı olan DSP, önümüzdeki dönem eğer Meclis’teyse, AKP’li bir iktidar söz konusu bile değildir. DSP Meclis’te değilse AKP’siz bir iktidar şansı yoktur.

AKP’den kurtuluşun reçetesi, anahtarı DSP’dir. Öyleyse bugünden itibaren girilmedik ev, gidilmedik kahve, ulaşılmadık vatandaş kalmayacak. Sizden bunu talep ediyorum. DSP gelecek, Türkiye AKP’den kurtulacak. Ama bununla kalmayacak, AKP’den hesap sorulacak. Onların yolsuzluklarından, hırsızlıklarından, Atatürkümüzün yoluna verdikleri zarardan ötürü de hesap sorulacak.”

"Başbakan Sezer" sloganlarının da atıldığı kongrede, üzerinde Başbakan Erdoğan'ın karikatürünün bulunduğu balonlar DSP’liler tarafından patlatıldı.

Not:DSP BASIN BÜROSUNDAN BİLDİRİLMİŞTİR.
***********************************************************
14 Nisan 2007

YÜZBİNLER "CUMHURİYET"E SAHİP ÇIKTI



Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) öncülüğünde yüzbinlerin katılımıyla düzenlenen ''Cumhuriyet Mitingi'' ve ardından gerçekleştirilen Anıtkabir ziyareti, olaysız sona erdi.

Anıtkabir, ziyarete kapanış saati olan 17.00'den itibaren girişlere kapatıldı ve içerideki ziyaretçilerin de dışarıya çıkarılmasına başlandı. Miting nedeniyle Ankara'da sabah saat 07.00'den itibaren trafiğe kapatılan yollar da saat 17.00 itibariyle açıldı. Ankaray'ın güvenlik amacıyla kapalı tutulan Tandoğan istasyonunun da kullanımına başlandı.

Miting ardından çevre illerden gelen vatandaşlar kitleler halinde Atatürk Kültür Merkezi'ne yönlendirildi. Buraya diğerlerinden erken gelen vatandaşlar önceden belirlenen otobüs hareket saatlerine kadar seyyar satıcılardan aldıkları yiyecekler ile çimenlerin üzerinde piknik yaptı. Atatürk Kültür Merkezi'nde bekleyen vatandaşların iletişim sorunlarını gidermek için bir GSM operatörü seyyar baz istasyonu kurdu.Miting ve yürüyüşün sona ermesinin ardından, miting alanı ve çevresindeki yollar belediye ekiplerince temizlendi.

MİTİNG SAYGI DURUŞUYLA BAŞLADI

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) öncülüğünde düzenlenen ''Cumhuriyet Mitingi'', Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile şehitler için saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunması ile başladı.

Mitinge, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan ve BCP Genel Başkanı Mümtaz Soysal da katıldı. Bazı öğretim üyeleri de mitinge cüppeleriyle katıldılar.

Saat 11.00'de başlayacağı duyurulan ''Cumhuriyet Mitingi''nin yapıldığı Tandoğan Meydanı, saat 10.30'da tamamen doldu. Tandoğan Meydanı'nın mitingin başlama saatinden önce dolması ve katılımın sürmesi nedeniyle polis, alanı genişletmek üzere kontrol noktalarını geriye taşıdı.

Daha sonra ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Ercan, kısa bir konuşma yaparak, katılımcılara teşekkür etti ve saat 14.00'te Anıtkabir'e çelenk koymak üzere, saat 13.00'den itibaren alandan yürüyüşe geçileceğini açıkladı. Ercan, Anıtkabir'de sadece Türk bayrağı taşınması uyarısında bulundu.

Prof. Dr. Ali Ercan, Türk ulusunun varlığını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerini sonsuza kadar koruma kararlılığını göstermek için Tandoğan Meydanı'na geldiklerini belirterek, şunları kaydetti: ''Anayasal ve demokratik haklarımızı kullanarak tam bağımsız ve aydınlık Türkiye mücadelemizi belirtmek için bugün buraya geldik. Ulusun bütünlüğüne, demokratik, laik cumhuriyete karşı tehditlere karşı direncimizi göstermek için buraya geldik. Bugün Tandoğan'dan yükselecek ses, Türk Ulusunun sesidir.''

Mitinge katılımın beklentilerin çok çok üstünde olduğunu vurgulayan Ercan, konuşmasını Atatürk'ün ''Ne Mutlu Türküm Diyene'' sözüyle bitirdi.
Miting öncesi alanda bekleyenler zaman zaman, ''Çankaya yolları şeriata kapalı'' sloganları attı. Düzenleme komitesinden yapılan anonslarda parti bayrakları ve Cumhuriyet temalı olmayan dövizlerin indirilmesi istenirken, alanda Türk bayraklarının yanı sıra KKTC bayrakları da dikkati çekti.

Bu arada miting alanı civarındaki bazı evlerin balkon ve pencerelerine Türk bayrakları asıldığı görüldü. Başka semtlerde de benzer görüntüler gözlendi. Başkentteki yoğunluk nedeniyle zaman zaman cep telefonu bağlantılarında sorun yaşandı.

Tandoğan'da başlayan miting, konuşmaların sona ermesiyle tamamlandı. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, 90 bin kişi kapasiteli Tandoğan meydanı tamamen doldu. Miting için Türkiye genelinden 3 binden fazla otobüs Ankara'ya geldi. Meydanın dolması üzerine katılımcılar, meydana açılan geniş caddelere yönlendirildi. Bir grup vatandaş ise Anıtkabir'e gitmeyi tercih etti. Bir taraftan Anıtkabiri ziyaret edenler ayrılırken, diğer taraftan kalabalığın bir ucu hala Hipodrom tarafında bekleyişlerini sürdürdü.

SLOGANLAR YÜKSELDİ


Yürüyüşe katılanlar sık sık “Kasımpaşa imamı kaça sattın vatanı”, “Türkiye laiktir laik kalacak”, "Türkiye senden utanıyor" sloganları attı. Üniversite rektörleri ve öğretim üyelerinin cübbeleriyle katıldığı yürüyüşte, rektörlerin Aslanlı Yol'da bulunanlardan büyük alkış aldığı görüldü. Rektörler, Atatürk'ün Mozolesine çelenk koydu. Mitinge katılanlar arasında Mersin'den ve Artvin'den gelen çiftçiler de bulunuyor. Çiftçilerin elindeki “Anamız da burada, babamız da burada, anamızı da aldık geldik” pankartları dikkat çekti.

KESK ve Türk Eğitim- Sen arasında pankart konusunda yaşanan tartışma dışında mitingde herhangi bir olay yaşanmadı.


Mitinge CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Hür Parti Genel Başkanı Yaşar Okuyan da katılırken Baykal'ı, miting alanına gelmesi ve isminin anons edilmesi sırasında bir grup katılımcı yuhalarken bir grup katılımcının ise alkışlarla destek verdiği görüldü. Vatandaşlar DSP ve CHP liderlerine sık sık “birleşin” sloganı atarak mesaj gönderdi. Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklayan televizyoncu Metin Uca da katılımcılar arasında yer aldı.

Uzun bekleyiş ve sıcak hava nedeniyle katılımcılar arasında bayılanlar oldu

ANITKABİR'E ZİYARETÇİ AKINI

Öte yandan, Anıtkabir, sabahın erken saatlerinden itibaren vatandaşların akınına uğradı.

Anıtkabir'de saat 10.30'dan itibaren büyük bir yoğunluk yaşanmaya başlandı. 2 kilometre uzunluğunda olduğu belirtilen Türk Bayrağı'nı taşıyan grup, Anıtkabir'e gelirken, "Türkiye laiktir laik kalacak", "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" şeklinde slogan attı.

Bu arada, bazı vatandaşlar, Anıtkabir'deki askerlerin nöbet değişimi sırasında da ''Türkiye laiktir laik kalacak'', "Türkiye sizinle gurur duyuyor" sloganları attılar.

DEMİREL'DEN BAYRAKLI DESTEK

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 'Cumhuriyete Sahip Çık' mitingine evine bayrak asarak destek verdi.

Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından Tandoğan Meydanı'nda düzenlenen mitinge Ankaralı vatandaşlar evlerine ve işyerlerine bayrak asarak destek verdi. Mitingin 'Demokratik hak' olduğunu söyleyen 9. Cumhurbaşkanı Demirel ise mitinge Türk bayrağı asarak destek verdi. Demirel, Güniz Sokak'taki evine dev bir Türk bayrağı asarken, gününü evinde istirahat ederek geçirdiği öğrenildi.

10 BİN POLİS GÖREV YAPTI

Atatürkçü Düşünce Derneği öncülüğünde düzenlenen mitingte güvenlik önlemlerini sağlamak amacıyla bin 500'ü çevre illerden, bin 500'ü ise Genel Müdürlük kadrosundan olmak üzere toplam 10 bin polis görev yaptı.

Çoğunluğunu Çevik Kuvvet polisinin oluşturduğu kolluk güçleri arasında yankesicilik ve hırsızlık gibi asayiş olaylarını önlemek üzere asayiş birimlerine bağlı polisler de görev yaptı. Ayrıca miting alanının etrafındaki yüksek binalarda Özel Harekat Birliğine bağlı ekipler ile keskin nişancılar miting süresince alanı kontrol etti. Miting süresince bir polis helikopteri sürekli kontrol uçuşu gerçekleştirdi.

***********************************************************
14 Nisan 2007

"CUMHURİYET TEHLİKEDE"

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer

Cumhurbaşkanı Sezer, rejimin temel değerlerinin açıkça tartışma konusu yapıldığını söyledi

Harp Akademileri'nde konuşan Sezer, Türkiye'de siyasal rejimin, Cumhuriyet kurulduğundan beri, hiçbir dönemde günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı karşıya kalmadığını belirtti. Sezer, iç ve dış güçlerin rejimin temel değerlerini tartışma konusu yaparak aynı amaç doğrultusunda hareket ettiklerini vurguladı. Şeriat tehlikesine de dikkat çeken Sezer, "Din devleti ile demokrasinin yan yana getirilmesi, tarihe ve bilime terstir. Ilımlı İslamın çok kısa sürede radikal İslama dönüşmesi kaçınılmazdır" diye konuştu. Cumhurbaşkanı, laikliği hedef alan etkinliklerin ve dini, politikaya yansıtma çabalarının toplumu gerdiğini belirtti.Seçim sistemini de eleştiren Sezer, 2002 seçiminde toplam kayıtlı seçmen sayısına göre, seçmenlerin yüzde 59.14'ünün, toplam oy kullanan sayısına göre ise yüzde 48.37'sinin Meclis'te temsil edilemediğine dikkat çekti. Sezer, medyadaki tekelleşmenin demokrasiye ve güvenliğe zarar vereceğini kaydetti.

CUMHURİYET TEHLİKEYLE KARŞI KARŞIYA

Sezer, dış güçlerce 'ılımlı İslam cumhuriyeti'ne dönüştürülmek istenen Türkiye'nin kısa sürede 'radikal İslam tehdidi'yle karşı karşıya kalmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi

İç ve dış güçlerin Cumhuriyetin temel değerlerine karşı işbirliği içinde olduğunu belirten Sezer, şunları dedi:
"Dış güçler, Türkiye'nin İslam ülkelerine model olabilmesi için öncelikle siyasal rejiminin 'laik Cumhuriyet' ten, 'demokratik Cumhuriyet ' adı altında, ' Ilımlı İslam cumhuriyeti' ne dönüştürülmesini öngörmektedirler. Ilımlı İslam, devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal düzeninin din kurallarından belli ölçüde etkilenmesi anlamına gelmektedir. Bu niteliğiyle ılımlı İslam modeli, İslamı kabul eden diğer ülkeler için bir ilerleme sayılsa da, Türkiye Cumhuriyeti yönünden büyük bir geriye gidiş, daha açık söylemiyle, ' irticai ' bir modeldir. Türkiye bölge için, ancak laik, demokratik hukuk devleti niteliği ile örnek oluşturabilir; bu yöndeki deneyimlerini paylaşmaya hazırdır. İster ılımlı, ister köktenci olsun, din devleti ile demokrasinin yan yana getirilmesi, tarihe ve bilime ters düşen bir yaklaşımdır. Ilımlı İslamın çok kısa sürede radikal İslama dönüşmesi kaçınılmazdır."

ORDU YIPRATILIYOR

Türk devriminin amacının, aydınlanma çağını yakalamak ve Türk toplumunu çağdaşlaştırmak olduğunu vurgulayan Sezer, Türkiye'de stratejik konu ve kuruluşların özelleştirilmesinden vazgeçilmesi gerektiğinin altını çizdi. Sezer, "Ulus devletin, ulus birliği ve ülke bütünlüğünün, tekil devlet ve laik Cumhuriyetin koruyucusu ve güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri de ilk kez iç ve dış odakların hedefi durumuna gelmiştir. Bu odaklar niyetlerini açıkça sergileyerek işi ' hesap sorma ' söylemine kadar vardırmışlardır. Türk Silahlı Kuvvetleri, anayasal rejimin korunması yönünden, tüm anayasal organ ve kurumlar gibi görevli ve taraftır. Orduyu yıpratarak etkisizleştirmek için, zamanlaması ayarlanmış bir oyun oynanmaktadır. Oysa, özellikle bölgesel karışıklıkların yoğunlaştığı ve küresel güçlerin ülkemiz üzerindeki planlarının açığa çıktığı günümüzde ordumuzu yıpratmak, bu planlara destek olmak amacı taşımıyorsa, hiç düşünülmemesi gereken bir olgudur" dedi.

YAŞANANLARA BAKMAK YETERLİDİR

Atatürkçü Cumhuriyet rejiminin yaşadığı iç tehlikeleri anlatmaya, bunun için 1930'lu, 40'lı, 50'li, 60'lı yıllara dönmeye de gerek olmadığını ifade eden Sezer, şöyle konuştu:

"Türkiye'de son 15-20 yıldır yaşanan toplumsal gelişmeler, toplumsal ve bireysel yaşamda sergilenen çağdışı görüntüler, dinci fetvalar, saldırılar ve karışmalar, kamusal alanlarda türban kullanılmamasına ilişkin tüm yüksek yargı kararlarına karşı tutumlar, görevi din adamı yetiştirmek olan okulları bitirenler ile tarikat ve cemaat mensuplarının devletin her kademesine yerleştirilmeye çalışılmaları, Türkiye'nin nereye götürülmek istendiğinin anlaşılması için yeterli olacaktır. Demokrasiyi yanlış yorumlayıp değerlendirenlerin tutum ve davranışlarının en büyük zararının Cumhuriyete ve demokrasiye olacağı gözden uzak tutulmamalıdır. Türkiye'nin siyasal rejimi, laiklik konusunda duyarlı dengeler üzerine oturtulmuştur. Laiklik, din ve inanç özgürlüğüne indirgenemez. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sosyal, siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal temelinde laiklik ilkesi vardır. Tüm ilke ve devrimler, başka bir deyişle Atatürkçü Cumhuriyet laiklik ilkesine dayanmaktadır."

TEMSİLDE ADALET İLKESİ GÖZ ARDI EDİLİYOR

Seçim Yasası'na da değinen Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü: "Seçim sistemimiz incelendiğinde, iki ilke arasında olması gereken dengenin, yönetimde istikrar ilkesi lehine önemli ölçüde bozulduğu görülmektedir . 2002 yılındaki seçimlerde geçerli oyların yaklaşık üçte birini alarak Meclis'te yaklaşık üçte ikilik temsil oranına ulaşılması bunun açık kanıtıdır. Ayrıca, toplam kayıtlı seçmen sayısına göre, seçmenlerin yüzde 59.14'ü, toplam oy kullanan sayısına göre ise yüzde 48.37'si Meclis'te temsil edilmemiştir. Bu durum, iki ilke arasındaki dengenin nasıl bozulduğunu göstermektedir. Bunun da nedeni Seçim Yasası'ndaki ülke geneli barajıdır. Siyasal ve bunun getirisi olarak ekonomik istikrar uğruna temsilde adalet ilkesinin göz ardı edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti rejiminin istikrarını bozacak düzeye ulaşabilecektir."

MEDYADA TEKSESLİLİĞİN ÖNÜNE GEÇİLMELİ

Sezer, son günlerde medyada yaşanan gelişmeleri de özetle şöyle değerlendirdi:

"Medyanın belli kişi ya da gruplar elinde toplanması, gücünün o kişi ya da grupların çıkarı için kullanılmasına neden olabilecektir. Bu durum, bir yandan ekonomik alanda haksızlık yaratacak, öte yandan haber alma özgürlüğünü kısıtlayabilecek ve medya gücünün çıkar amaçlı kullanılmasına hizmet edebilecektir. Kamu hizmeti veren medyanın, kişi ya da grupların eline geçerek bireysel çıkarlara hizmet edecek ticari nitelik kazanması, medya-siyaset bağlantısının güçlenmesi, medyanın devletle ticari ilişkiye girmenin aracı olarak kullanılması kamu yararı ve kamu düzenine zarar vermekle kalmayacak, aynı zamanda demokrasiyi de olumsuz etkileyecektir."

*********************************************************
14 Nisan 2007

CUMHURİYET İÇİN YÜRÜDÜK

•DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin öncülüğünde düzenlenen “Cumhuriyet Mitingi”ne DSP yöneticileri ve partililerle birlikte katıldı.

•Parti bayrağı taşımayan, Türk Bayrağı ve Atatürk posterleriyle meydanları dolduran DSP’liler, diğer katılımcılara da Türk Bayrağı dağıttılar.


ANKARA- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin öncülüğünde düzenlenen ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını istemeyenlerin tek yürek olmasını sağlayan “Cumhuriyet Mitingi”ne, DSP yöneticileri ve partililerle birlikte katıldı.

Sezer, parti yöneticileri ve Türkiye’nin dört bir yanından ellerinde Türk Bayrağı ile gelen DSP’liler, parti Genel Merkezi önünde buluştular. Sezer’in öncülüğünde Türk bayrakları ve Atatürk posterleriyle Cumhuriyet Mitingi’nin yapıldığı Tandoğan Meydanı’na yürüyen DSP’liler, “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganını attılar.

Parti bayrağı taşımayan, Türk Bayrağı ve Atatürk posterleriyle meydanları dolduran DSP’liler, diğer katılımcılara da Türk Bayrağı dağıttılar. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını içine sindiremeyeceğini daha önce defalarca söyleyen Sezer, DSP’lilerle birlikte alanı dolduranların söylediği marşlara eşlik etti, Türk Bayrağı’nı dalgalandırdı. Vatandaşlarla birlikte coşan Sezer, Atatürk için konuşmalar yapılırken ve Gençliğe Hitabe okunurken duygulandı.

Cumhuriyet Mitingi, Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve şehitler için saygı duruşuyla başladı. İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından,Tandoğan Meydanı ile Anıtkabir’i dolduran vatandaşlar, Ata’nın mozolesine çelenk koydular. Miting meydanında, “Tehlikenin farkındayız, buradayız”, “Demokrasi Gericiliğe Hoşgörü Değildir”, “İnançlara Saygılıyız İrticaya Hayır”, “Şeriat yanlılarından Cumhurbaşkanı olmaz” pankartları dikkat çekti.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı mitingde, çevre illerden takviye güçler de görev yaptı.

***********************************************************
13 Nisan 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, ORDU İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU

Başbakan kelle oylarıyla Cumhurbaşkanlığı’na çıkacak ama onu orada durdurmayız.

•Sezer, “Bir günde 15 şehit verdik. Buna yürek mi dayanır? Bunca şehidin, bunca şehit ailesinin gözyaşı üzerine hâlâ Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eş Başkanı olmakla övünen birisi, millî birliğimizin, millî bütünlüğümüzün, ulusal birliğimizin temsil edileceği Cumhurbaşkanlığı koltuğuna çıkmasını içimize sindiremeyiz" dedi.

•DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Ordu’da DSP’nin eski Genel Başkanı ve eski Başbakan Bülent Ecevit'in adının verildiği "Bülent Ecevit Bulvarı"nın açılışını da yaptı.

ORDU- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için, "Meclis’teki milletvekili kelle sayısına güvenerek Cumhurbaşkanlığı'na kaçıp çıkması reva mı? Belki kaçar o kelle oylarıyla. Ama onu orada durdurmayız. Ayağını denk alsın, meydanlarda karşımıza çıksın" dedi.

Sezer, DSP Ordu İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, Başbakan Erdoğan’ın insanlarımızın inançlarını kullandığını ve "değiştim" diyerek takiye yaptığını söyledi. Başbakan’ın değiştiğini söyleyerek iktidar olduğunu da belirten Sezer, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ama değişmediği görüldü. Zaten bundan sonra da değişmesi tıbben mümkün değil. Öyle diyor uzmanlar.

Peki, insanlarımızın inancını kullandın iktidar oldun, İslamiyet’e ve dinimize de büyük haksızlık ederek, insanlarımızı ‘inananlar ve inanmayanlar’ diye parçalara bölmeye kalktın. ‘Başı örtülüler, başı açık olanlar’ diye kadınlarımızı parçalamaya çalıştın. Milletimizi bölmeye çalıştıkça bu millet daha da kenetlendi."

BARZANİ'DEN DESTEK İSTİYOR

Sezer, "Başbakanımız Barzani'yle görüşme girişimlerinde bulunuyor. Ama seçim var ya, çok korkuyor. Bu görüşmeyi seçim sonrasına plânlamaya çalışıyor” dedi. Sezer, şöyle konuştu:

“Oradan Barzani Efendi buyuruyor. Burada etkileyebileceği kesimlere mesaj gönderiyor. Diyor ki, AKP Türkiye'de seçimleri kazanırsa biz onlarla kolay görüşür, anlaşırız. Yani ‘Onlara oy verin’ diyor. Biz geliyoruz sizden oy istiyoruz, o gidip Barzani'den destek istiyor. Allah yolunu açık etsin."

Barzani'den destek isteyen birinin Çankaya'ya çıkmasının içine sinmediğini ifade eden Zeki Sezer, şöyle devam etti:

"Şehitlerimize kelle diyen Başbakan’ın, Meclis’teki milletvekili kelle sayısına güvenerek Cumhurbaşkanlığı'na kaçıp çıkması reva mı ? Belki kaçar o kelle oylarıyla. Belki gider. Ama orada durdurmayız. Ayağını denk alsın, meydanlarda karşımıza çıksın.

Son günlerde yüreğimiz yanıyor. Bir günde 15 şehit verdik. Buna yürek mi dayanır? Bunca şehidin, bunca şehit ailesinin gözyaşı üzerine hâlâ Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eş Başkanı olmakla övünen birisinin, millî birliğimizin, millî bütünlüğümüzün, ulusal birliğimizin temsil edileceği Cumhurbaşkanlığı koltuğuna çıkmasını içimize sindiremeyiz. Bunu önlemenin yolu ne? Önlemenin yolu demokrasi ve siyasettir."

“BÜLENT ECEVİT BULVARI”NI AÇTI

Sezer, Ordu Güzelyalı Mahallesi’nin şehir girişinde DSP’nin eski Genel Başkanı ve eski Başbakan Bülent Ecevit'in adının verildiği "Bülent Ecevit Bulvarı"nın açılışını da yaptı.

Sezer, bulvarın tabelasını, DSP'li Ordu Belediye Başkanı Seyit Torun'la birlikte duvara çaktı.

***********************************************************
12 Nisan 2007

GENEL KURMAY BAŞKANI
ORGENERAL YAŞAR BÜYÜKANIT'TAN CUMHURBAŞKANI TARİFİ




Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 3 önemli mesaj verdi. Anayasadaki ilkelere sözde değil, özde bağlı cumhurbaşkanı seçileceğini "umut" ettiğini söyleyen Büyükanıt, Kuzey Irak'a operasyonun gerekli olduğunu da belirterek, "Siyasi karar ortaya çıkmalı" dedi. Barzani'nin sözlerini "seviyesiz" olarak niteleyen Büyükanıt, "Ben söyleyene değil, söyletene bakıyorum" diye konuştu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, seçilecek cumhurbaşkanının aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) de başkomutanı olduğunu belirterek, "Hem vatandaş hem TSK'nın bir personeli olarak cumhuriyetin temel değerlerine sözde değil özde bağlı olan bir kişinin cumhurbaşkanı seçilecek olmasını umut ediyoruz" dedi.

"Biz hem cumhurbaşkanımızın hem de aynı zamanda başkomutanımızın Silahlı Kuvvetler ve Türk milletinin sahip olduğu cumhuriyetin temel değerlerine, anayasamızda ifadesini bulan laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti idealine, devletin üniter yapısına bağlı ama sözde değil özde, bunu davranışlarına yansıtacak şekilde bir cumhurbaşkanının oraya seçileceğine olan inancımı belirtmek istiyorum" diyen Büyükanıt, ''Tabii ki yasal mevzuatı, anayasayı, hukuku, cumhurbaşkanı nasıl seçiliyor, bunların hepsini biliyoruz. Karar Meclis'in kararıdır. Cumhurbaşkanlığı konusunda zaten bundan başka da bir şey söyleme durumunda değilim. Hukuken de hakka sahip değilim'' diye konuştu.

Atatürkçü düşünce sistemini savunan TSK'ya karşı yoğun bir yıpratma ve karalama kampanyası yürütüldüğünü ifade eden Orgeneral Büyükanıt, ''planlı ve sistematik şekilde devlete ve TSK'ya zarar vermek için bıkmadan ve usanmadan çalışmaktadırlar'' dedi.

Ülke tarihinin hiçbir döneminde, bu derce bir risk ve tehdit ile karşı karşıya kalınmadığını ifade eden Orgeneral Büyükanıt, ''İşin daha kritik yönü bu risk ve tehditlerin birbirleriyle organik bağlantıları vardır. olayları birbirinden soyutlayıp çözme şansına sahip değiliz'' diye konuştu.

Bu kapsamda yurt içinde ve yurt dışında bilimsellikten uzak, ön yargılı ve çeşitli TSK karşıtları tarafından raporlar hazırlandığını belirten Büyükanıt, ''Ve yine yurt dışında ve onlardan cesaret alarak yurt içinde Atatürkçülüğün, artık dönemini doldurduğu ve işlevini bitirdiği, Türkiye Cumhuriyeti'nin önünde engel teşkil ettiği açıkça telaffuz edilmekte. Anayasa'da değişiklik yapılarak, Atatürkçülüğe atıf yapan bütün referansların kaldırılması gerektiği fikri benimsetilmeye tenezzül edilmekte. Hatta bunun AB müktesebatı gereği olduğu iddiası arkasına saklanılmaya çalışılmaktadır bunların hepsi gerçektir'' dedi.

Büyükanıt şöyle devam etti:"TSK karşıtlığı gibi prim ve yatırım yapmaya, yurt içinde ve dışında bazı çevrelere şirin gözükmeye çalışmak hiç kimseye bir yarar veya beklenen menfaati sağlamayacaktır. TSK, Türkiye Cumhuriyeti dediğimiz o muhteşem yapının temel direklerinden bir tanesidir. Bu direk yıkılırsa devletin dengesinin de bozulacağı çok açıktır.

Bu çeşit saldırıların 2003 yılında yoğunlaştığını ifade eden Orgeneral Büyükanıt, ''2003-2004 döneminde bazı internet sitelerinde çeşitli karalama olayları başlatıldı. Diğer bir olay Şemdinli olaylarıdır. Şemdinli olaylarındaki bana yapılan saldırılar, benim kişiliğimle alakası yok, TSK'ya yapılan saldırılardır. Ve maalesef bu tip kampanyalar başlatıldığı zaman bunlar hep faili meçhul olarak kaldı'' dedi.

"KUZEY IRAK'A OPERASYON YAPILMALI"

Göreve başladığından bu yana 8 ay geçmesine karşın herhangi bir bilgilendirme toplantısı yapmadığını belirten Büyükanıt, “Oysa bu süre içinde kamuoyu ve Türk Silahlı Kuvvetlerini ilgilendiren birçok olayın meydana geldiğini de biliyoruz. Yaşadığımız günlerde maalesef arzu edilmeyen şeyler olmuştur. Ancak biz soğukkanlı olmayı yeğledik. Geldiğimiz noktada bazı konuların kamuoyuyla paylaşılması gerektiğine de inandık. Bu nedenle de bu basın toplantısını düzenledik” dedi.

12 NİSAN'IN ÖZEL BİR ANLAMI YOK

Toplantının neden 12 Nisan 2007'de düzenlendiği şeklinde bir soru gelebileceğini kaydeden Büyükanıt, bu tarihin özel bir anlamı olmadığını, toplantının daha önce yapılmasının düşünüldüğünü ancak yoğun programı nedeniyle bugün yapılabildiğini açıkladı.
Büyükanıt, basın mensuplarıyla paylaşacağı konuları beş başlık altında toplayarak bunları şöyle açıkladı:

“Terör, Kuzey Irak'taki durum ve Kuzey Irak'taki son gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmaya yönelik faaliyetler, Türkiye'de azınlık yaratma çabaları, bir dergide yayınlanan eski bir kuvvet komutanımıza ait günlük ve basındaki akreditasyon uygulamaları.”

Yapacağı açıklamaların Türkiye Cumhuriyeti'nin bugünü ve geleceğine ilişkin güvenlik sorunlarıyla ilgili olduğunu açıklayan Orgeneral Büyükanıt, ilk olarak terör sorunuyla ilgili düşüncelerini anlattı. Büyükanıt, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan bir tanesinin terör olduğuna değinerek, “Terör dediğiniz zaman hepimiz aynı anlamı çıkarabiliyor muyuz yoksa içeriği açısından farklı algılamaları var mı? Bunun üzerinde durmak istiyorum.

Bu nedenle kendi kendimize sormamız gereken ilk soru PKK terörü nedir? Bunu cevaplamamız lazım. Tabi bu bağlamda da tekrar soracağımız diğer bir soru etnik yapı nedir sorusu?”

ETNİK YAPI

Etnik yapının insanın iradesi içinde olmayan doğal ve sosyolojik bir sonuç olduğunu ve siyasi bir yönünün olmadığını kaydeden Büyükanıt, bir ülkede değişik etnik yapılarda insanlar olabileceğini ifade etti.

Büyükanıt, etnik yapı üzerine siyasi amaçlı bir söylem yüklendiği takdirde bunun etnik bir milliyetçiliğe dönüşebileceğini belirterek, “Esasen bu etnik milliyetçilik teröre giden yolun başlangıcıdır” dedi. Büyükanıt etnik milliyetçiliğin nasıl teröre dönüştüğünü de şöyle açıkladı: “Siyasal amaçlı etnik milliyetçilik üzerine belli bir amacı şiddete ve silaha dayalı bir yolla gerçekleştirmek isterseniz, etnik milliyetçiliğe dayalı bölücü bir hareket ortaya çıkar.

Başka bir ifadeyle ırkçı bir terör örgütü ortaya çıkar. Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorun budur. Etnik milliyetçiliğe dayalı, şiddete dayalı bir terör olayı. Irkçı bir hareket.”

Türkiye'nin bu ırkçı ve çağdışı terörle karşı karşıya kaldığını belirten Büyükanıt, “Ancak bugün Türkiye'de tam tersine bir anlayış etkin kılınmaya çalışılmaktadır, bu da bir gerçektir. Ülkemizde halen gerçek anlamda bir ırkçı terör örgütü varken, ki PKK, Türk toplumunun toplumsal değerlerine sahip çıkacak şekilde gösterilen en ufak bir tepkisine bile Türkiye'de ‘milliyetçilik yükseliyor' şeklinde yorumlar ve açıklamalar yapılması ulusal güvenliğimize çok ciddi zarar vermektedir. Türkiye'de milliyetçilik yükseliyor endişeleri Atatürk'ü tanımamanın, Atatürkçülüğü anlamamanın bir itirafıdır. Bizim milliyetçiliğimiz Atatürk milliyetçiliğidir” şeklinde konuştu.

BÜYÜKANIT SÖZLERİNE ŞÖYLE DEVAM ETTİ:

“Bu hiçbir zaman etnik temele dayalı bir milliyetçilik olmamıştır. Bizim Milliyetçiliğimiz kendi insanımıza, devletimize, vatanımızı, bayrağımızı sevmek demektir. Bizim milliyetçiliğimiz vatanseverliktir. Bundan endişe duyulacak hiçbir şey yoktur. Tam aksine bu milliyetçilik, gurur duyulacak, ifade edildikçe mutlu olunacak bir milliyetçiliktir. Atatürk'ün söylediği gibi Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halka Türk denir. Hiçbir etnik ayrım yapmamıştır. Zaten Anayasa'mızda bu anlayıştadır. Yani Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hiçbir zaman soydaşlık esasına dayalı bir anayasa değildir. Yurttaşlık esasına dayalı bir Anayasa'dır. Bu yurttaşlık o coğrafyada yaşayan herkesi kapsar, etnik ayrımcılık yoktur”.

Büyükanıt, konuşmasında Kuzey Irak'a operasyon düzenlenmeli mi? diye sordu ve yanıt verdi: Evet düzenlenmeli... Olayın ikinci boyutu siyasal, bunun için bir siyasi kararın çıkması lazım.

AA-ANKA

***********************************************************
12 Nisan 2007

DSP GENEL BAŞKANI SEZER, OSMANİYE İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU:



Haddini bilmez Barzani, Türkiye’ye tehditler savuruyor. Bizim Başbakanımız da sus pus kalıyor

• Sezer, resmî görevlilerin, askerlerin önüne, Türkiye topraklarının bölündüğünü gösteren, Güneydoğu ve Doğu’yu başka uyduruk bir devletin sınırları içerisine alan haritaların konduğunu ifade ederek, ''Buna karşın ne Başbakanımızın sesi çıkıyor, ne Dışişleri Bakanımızın, ne de hükümetimizin'' dedi.

OSMANİYE- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, ''Haddini bilmez Barzani, oradaki yuvasından büyük Türkiye'ye tehditler savuruyor. Bizim Başbakanımız da sus pus kalıyor'' dedi.

Sezer, DSP Osmaniye İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin her zamankinden büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğunu belirterek, hükümetin 400 milyar dolarlık borçla Türkiye'nin geleceğini kararttığını vurguladı. Zeki Sezer, işsiz sayısının 12 milyonu bulduğunu, gençlerin mesleksiz olarak üniversitelerin kapısında eğitim alabilmek için burs beklediğini söyledi.

Sezer, resmî görevlilerin, askerlerin önüne, Türkiye topraklarının bölündüğünü gösteren, Güneydoğu ve Doğu’yu başka uyduruk bir devletin sınırları içerisine alan haritaların konduğunu ifade ederek, ''Buna karşın ne Başbakanımızın sesi çıkıyor, ne Dışişleri Bakanımızın, ne de hükümetimizin'' diye konuştu. Sezer, şöyle devam etti:

''Askerimizin başına çuval geçiriliyor, Başbakan’ın yine sesi çıkmıyor. Çünkü Başbakan, Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eş Başkanı olmakla övünüyor. Bakıyorum, Büyük Ortadoğu Projesi'nin aktörleri, figüranları kim? Barzaniler... Bizim Başbakanımızın Eş Başkanı olmakla övündüğü Büyük Ortadoğu Projesi'nde arkadaşları Barzaniler, Talabaniler. Ama bu ülkenin bölücülere, Türkiye'yi bölmeye çalışanlara arkadaşlık edecek Başbakanlara ihtiyacı yok.

Şimdi o densiz, haddini bilmez Barzani, oradaki yuvasından koskoca Türkiye'ye, büyük Türkiye'ye tehditler savuruyor. Bizim Başbakanımız da sus pus, bunun altında kalır diye ağzında geveliyor. Bakıyorsunuz, nereden cesaret alıyor bu Barzani, o peşmerge diye düşünüyorsunuz.''

Sezer, Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olarak gerçekten kaçmak istediğini kaydederek, "Yaptıklarının hesabını önce sandıkta millete verecek, vermeden kaçmak yok. Kaçarsa ne yaparsınız, hemşehriniz MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de söyledi, ben de söylüyorum, eğer kaçarsa onu oradan indirir, olduğuna da pişman ederiz, yaptıklarının hesabını da bir bir sorarız" diye ekledi.

***********************************************************
10 Nisan 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER:



Barzani Türkiye’nin iç işlerine karışır hâle geldi

•Sezer, ''Barzani'ye gerekli yanıt derhal verilmelidir. Yoksa halk tabiriyle tepemize çıkacak'' dedi. Kerkük'ün yüzlerce yıllık bir Türk ve Türkmen kenti olduğunu dile getiren Sezer, ''Kerkük, Kuzey Irak'taki uydu devlete verilemez'' diye konuştu.

•Sezer, başkalarının güdümünde bir dış politikayla bir yere varılamayacağını vurgulayarak, dış politikada başarının ancak halkın gücüne güvenerek sağlanabileceğini söyledi.

•Sezer, Atatürk'ün, Kerkük ve Musul'un Türkiye'nin sınırlarının dışında kalması konusunda İnönü'ye ''çok üzgün olduğunu ve buranın bir gün mutlaka Türkiye'nin olması gerektiğini'' söylediğini, bu sözü İnönü'nün Ecevit'e, Ecevit'in de kendisine anlattığını sözlerine ekledi.

İSTANBUL- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için, ''4,5 yıl onun Başbakanlığı’ndan çok çektik. Allah Cumhurbaşkanlığı’ndan korusun diyorum'' dedi.

Beykent Üniversitesi Ayazağa Yerleşkesi'nde ''Bölgesel Dış Politika, AB ve Kıbrıs Açılımları'' konulu bir konferans veren Sezer, Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı'nın zor yılları ve sonrasında bölgesel ilişkilerden alınan güç ve kendi gücüne güvenerek başı dik bir dış politika yürüttüğünü, bunun daha sonraki yıllarda da devam ettiğini anlattı.

Türkiye'nin bugün başı dik, onurlu bir dış politika yürütemediğini vurgulayan Sezer, Avrupa Birliği ile müzakerelerin kesildiğini ve AB'ye tam üyeliğin hayal hâline geldiğini kaydetti. KKTC'nin bugün fiilen yok edilmeye çalışıldığını ifade eden Sezer, ekonomide olduğu gibi bugün dış politikada da ''kayıt dışılık'' bulunduğunu, Başbakan Erdoğan'ın önemli dış politika görüşmelerinde yanında Dışişleri bürokratlarının bulunmadığını ve ne sözler verildiğinin bilinmediğini söyledi.

Zeki Sezer, Irak'ta bugün bir iç savaş yaşandığını ve ülkenin bölünmenin eşiğine geldiğini, Irak'ın kuzeyinde bir uydu devlet kurulmak istendiğini, Barzani'nin de Türkiye'nin artık iç işlerine bile karışır hâle geldiğini vurguladı. Sezer, ''Barzani'ye gerekli yanıt derhal verilmelidir. Yoksa halk tabiriyle tepemize çıkacak'' dedi.

Kerkük'ün yüzlerce yıllık bir Türk ve Türkmen kenti olduğunu dile getiren Sezer, ''Kerkük, Kuzey Irak'taki uydu devlete verilemez'' diye konuştu. Sezer, başkalarının güdümünde bir dış politikayla bir yere varılamayacağını da vurgulayarak, dış politikada başarının ancak halkın gücüne güvenerek sağlanabileceğini belirtti.

CUMHURBAŞKANLIĞI KONUSU

Konuşmasının ardından öğrencilerin ve katılımcıların sorularını da yanıtlayan Sezer, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aday olması durumunda
Cumhurbaşkanlığı adaylığını nasıl değerlendirdiğinin” sorulması üzerine şu karşılığı verdi:

''4,5 yıl onun Başbakanlığı’ndan çok çektik. Allah Cumhurbaşkanlığı’ndan korusun diyorum. Ama kendiliğinden vazgeçecek gibi görünmüyor. Öyle ise demokratik tepkimizi göstermeliyiz diyorum. Biz bunun gereğini DSP olarak yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Ankara'da geçtiğimiz hafta yüz binler toplandı ve 'Oraya gidemezsin Başbakan' diye haykırdı.

Sivil toplum örgütlerinin bu hafta Ankara'da düzenleyeceği toplantıya da katılacağız. Buna rağmen olursa, önümüzdeki dönem bunları indirecek güçlü bir yönetimi oluşturmamız lazım. Oradan, Cumhurbaşkanlığı’ndan indirip hesap soracak çok şey var. Onların hesabını sorarız, kimse bundan şüphe etmesin. Sayın Başbakan”ın milletvekili seçilirken 7 tane dosyası vardı. O dosyalar azalmadı, arttı.''

Zeki Sezer, Başbakan Erdoğan'ın çocuklarının yurt dışında bir iş adamı tarafından verilen bursla okutulduğunu da ifade ederek, ''Ama aynı çocuk, bir gecede 2,5 milyon dolara bir gemi satın alıyor. Herhalde bunların sorulması gereken bir hesabı var'' dedi. Sezer, seçim sürecinde yaşanan gelişmelere de değinerek, şöyle devam etti:

''Bu süreçte kimileri 'TÜSİAD'a soralım', kimileri de 'Birileri bunun Cumhurbaşkanlığı adayı olmasını engellesin' diyor. Demokrasi dışı bir şeyi çağrıştırıyor diye korkuyorum. Biri de 'Siyaset de, sivil toplum da meydanda olsun' diyor. Türkiye olağanüstü koşullardan geçiyor. Olağanüstü koşullardan Türkiye geçerken, siyasetçilerin olağanüstü işler yapması lazım. Siyasetçiler fildişi kulede oturup balon patlatacaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlar.''

Sezer, ''Irak parçalanırsa Türkiye'nin Kerkük ve Musul hakkının ortaya çıkıp çıkmayacağını nasıl değerlendiriyorsunuz?'' şeklindeki soru üzerine de, ''Kişisel değerlendirmem doğrudan çıktığı yönündedir. Orası bizim hakkımızdır'' dedi.

Sezer, Atatürk'ün, Kerkük ve Musul'un Türkiye'nin sınırlarının dışında kalması konusunda İnönü'ye ''çok üzgün olduğunu ve buranın bir gün mutlaka Türkiye'nin olması gerektiğini'' söylediğini, bu sözü İnönü'nün Ecevit'e, Ecevit'in de kendisine anlattığını sözlerine ekledi.

Not:DSP GENEL MERKEZİ BASIN BÜROSUNDAN BİLDİRİLMİŞTİR.
***********************************************************
7 Nisan 2007

AŞCIOĞLU'NU UĞURLADIK



DSP Genel Başkanı Zeki SEZER, “Çok üzgünüz. Acımız çok büyük” dedi.

ANKARA- Bir aracın kendisine çarpması sonucu hayatını kaybeden DSP Basın Müşaviri İsmail Aşcıoğlu, Karşıyaka Mezarlığı’nda büyük üzüntü içinde toprağa verildi.

Ailesini, partilileri, basın camiasını ve daha önce çalıştığı bakanlıklardaki mesai arkadaşlarını yasa boğan Aşcıoğlu için ilk tören, GATA önünde yapıldı. DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, parti yöneticileri, partililer ve sevenleri, Aşcıoğlu’nun ailesini yalnız bırakmadılar. Buradaki törenin ardından Aşcıoğlu’nun cenazesi, Karşıyaka Mezarlığı Camii’ne getirildi. Öğle namazının ardından kılınan cenaze namazına da ailesi, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, parti yöneticileri, partililer, Aşcıoğlu’nun gazeteci arkadaşları, bakanlıklardaki bazı bürokratların yanı sıra çok sayıda siyasetçi katıldı.

Aşcıoğlu için DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tunçalp Özgen, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Türkiye Gazeteciler Sendikası, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, eski bazı DSP’li milletvekilleri ve eski DSP’li bakanlar ve sevenleri çelenk gönderdiler.

Cenaze namazı öncesinde de Aşcıoğlu’nun ailesine, Eski Meclis Başkanı Mustafa Kalemli, Eski Maliye Bakanı İsmet Atilla, DYP Genel Başkan Yardımcısı Saffet Arıkan Bedük, Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve Anadolu Ajansı Genel Müdürü Hilmi Bengi taziyelerini bildirdiler. Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde cenaze namazı kılınan Aşcıoğlu’nun eşi Ufuk Aşcıoğlu ile oğlu Emrah Aşcıoğlu; DSP Genel Başkanı Zeki Sezer ve DSP yöneticileriyle birlikte taziyeleri kabul ettiler.

“Çok üzgünüz. Acımız çok büyük” diyen Sezer’in, bir hayli üzgün olduğu gözlendi. Cenaze namazının kılınmasının ardından, Aşcıoğlu, DSP yöneticilerinin omuzlarında mezarlığa götürüldü. Yakın çalışma arkadaşı Aşcıoğlu’nu Sezer bizzat toprağa verirken gözyaşlarını tutamadı. DSP yöneticileri ve çalışanları da Aşcıoğlu ile vedalaşırken, gözyaşlarına boğuldular.

AŞCIOĞLU KİMDİR?

1953 yılında Sivas’ta doğan Aşcıoğlu, mesleğine gazeteci olarak başladı. Çeşitli basın kuruluşlarında çalıştıktan sonra, 1983-2003 yılları arasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda Basın Müşaviri olarak görev yapan Aşcıoğlu, 2003 yılından sonra, Başbakanlık Müşaviri oldu. Sürekli Basın Kartı taşıyan Aşcıoğlu, 2005 Temmuz ayından bu yana, DSP Basın Müşavirliği görevini yapıyordu. Aşcıoğlu evli ve bir çocuk babasıydı.

***********************************************************
6 Nisan 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER’İN, BASIN MÜŞAVİRİMİZ İSMAİL AŞCIOĞLU’NUN VEFATIYLA İLGİLİ MESAJI:


Acımız çok büyük
- Çok iyi bir insandı



Basın Müşavirimiz İsmail Aşcıoğlu’nun vefatından derin üzüntü duydum.

Acımız çok büyük. Kendisine Allah’tan rahmet, sevgili ailesine ve DSP’liler olarak hepimize başsağlığı diliyorum.

Bu büyük acımızı paylaşan herkese de teşekkür ediyorum.

Merhum Aşcıoğlu, çok iyi, çok değerli bir insandı. Çok kibardı. Çok dürüsttü.

Candan bir dost, içtenlikli bir arkadaştı.

İnsanî bütün özellikleri üzerinde taşıyan bir insandı.

Hem insanî özellikleri, hem de çalışkanlığı ve üretkenliğiyle onu her zaman anacağız.

Allah rahmet etsin. Melekler yoldaşı olsun.


***********************************************************
31 Mart 2007

İŞTE TÜRKİYE'NİN EN FAKİR İLLERİ!


Türkiye'nin en fakir bölgesi birçok kişinin tahmin ettiği gibi Güneydoğu Anadolu Bölgesi değil!

En fakir bölge, satınalma gücü paritesiyle (SGP) 3584 dolarlık kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) ile Kuzeydoğu Anadolu bölgesi oldu.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) sınıflandırması ile Erzurum, Erzincan, Kars, Ağrı, Iğdır, Ardahan ve Bayburt'tan meydana gelen Kuzeydoğu Anadolu, TÜİK tahminlerine göre 2007 yıl ortası nüfus tahminleriyle 2 milyon 516 bin kişiyi barındırıyor.

2001 yılı Türkiye yurt içi gelirindeki paylarını aynen alarak, 2007 Yılı Programında yer alan 2007 tahmini SGP-GSYH'ye göre yaptığı hesaplamayla, Kuzeydoğu Anadolu bölgesi 9 milyar dolarlık SGP-GSYH'ye sahip. Bu büyüklükteki bir yurt içi gelir (GSYH) Eskişehir veya Tekirdağ'ın yurt içi gelirinden daha düşük bir rakamı ifade ediyor.

Sanılanın aksine Güneydoğu Anadolu bölgesi (Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Siirt, Kilis ve Şırnak'tan oluşuyor) Kuzeydoğu Anadolu'nun yanı sıra Ortadoğu Anadolu bölgesinden de daha zengin durumda.

GÜNEYDOĞU TOPLAM GELİRDE 6 BÖLGEYİ GEÇİYOR

TÜİK tahminlerine göre, 7 milyon 500 bin kişinin yaşadığı Güneydoğu Anadolu'nun yurt içi geliri 39,5 milyar doları buluyor. Bölgenin kişi başına yurtiçi geliri de 5263 dolar. Oysa, bu rakam Kuzeydoğu Anadolu'da 3584, Ortadoğu Anadolu'da (Malatya, Elazığ, Van, Muş, Bitlis, Bingöl, Hakkari ve Tunceli) ise 3998 dolar düzeyinde buluyor. Güneydoğu Anadolu, toplam yurt içi gelirde Batı Karadeniz, Batı Marmara, Orta Anadolu, Doğu Karadeniz, Ortadoğu Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu bölgelerini geçiyor.

En zengin bölge 14802 dolarlık kişi başına yurt içi gelirle Kocaeli, Bursa, Eskişehir, Sakarya, Bolu, Yalova, Bilecik ve Düzce'den oluşan Doğu Marmara olurken, bu bölgeyi 12870 dolarla sadece İstanbul ilini içine alan İstanbul bölgesi, 12413 dolarla İzmir, Manisa, Denizli, Muğla, Aydın, Kütahya,Afyonkarahisar ve Uşak'tan meydana gelen Ege, 11693 dolarla Balıkesir, Tekirdağ, Kırklareli, Çanakkale ve Edirne'den oluşan Batı Marmara ve 10088 dolarla Ankara, Konya ve Karaman'ı içeren Batı Anadolu izledi.

Bu bölgelerin hepsi de kişi başına ortalama yurt içi gelirde 9662 dolar olan Türkiye ortalamasının üzerinde yer aldılar. Batı Anadolu'yu, Adana, Antalya, Mersin, Hatay, Kahramanmaraş, Isparta, Burdur ve Osmaniye'yi kapsayan Akdeniz bölgesi, 8884 dolarlık kişi başına yurt içi gelirle, Samsun, Zonguldak, Tokat, Çorum, Karabük, Kastamonu, Amasya, Sinop, Çankırı ve Bartın'dan meydana gelen Batı Karadeniz 8500 dolarla izledi.

Kayseri, Sivas, Kırıkkale, Nevşehir, Yozgat, Niğde, Aksaray ve Kırşehir'den oluşan Orta Anadolu 6902 dolar, Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane'den meydana gelen Doğu Karadeniz 6459 dolar kişi başına yurt içi gelire sahip bulunuyorlar. Bölgeler sıralamasında kişi başına yurt içi gelirde son 3 sırayı, Güneydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu oluşturuyor.

İSTANBUL BİRİNCİ, EGE İKİNCİ, GÜNEYDOĞU ALTINCI SIRADA

İstanbul ilinden oluşan İstanbul bölgesi hem nüfusta hem de toplam ekonomik büyüklükte bölgeler arasında birinci sırada yer alacak. Tahminlere göre 11 milyon 915 bin kişilik bir nüfusu barındıran İstanbul bölgesi, 153,3 milyar dolarlık bir yurt içi gelire sahip.

İstanbul'u 119,2 milyar dolarla Ege, 93,8 milyar dolarla Doğu Marmara, 86 milyar dolarla Akdeniz, 72,2 milyar dolarla Batı Anadolu, 39,5 milyar dolarla Güneydoğu Anadolu, 39,3 milyar dolarla Batı Karadeniz, 35,1 milyar dolarla Batı Marmara, 29,5 milyar dolarla Orta Anadolu, 20,6 milyar dolarla Doğu Karadeniz, 16,3 milyar dolarla Ortadoğu Anadolu, 9 milyar dolarla Kuzeydoğu Anadolu izledi.

Nüfusta İstanbul'u, 9 milyon 677 binle Akdeniz, 9 milyon 603 binle Ege, 7 milyon 500 binle Güneydoğu Anadolu, 7 milyon 159 binle Batı Anadolu, 6 milyon 334 binle Doğu Marmara, 4 milyon 622 binle Batı Karadeniz, 4 milyon 274 binle Orta Anadolu, 4 milyon 81 binle Ortadoğu Anadolu, 3 milyon 196 binle Doğu Karadeniz, 2 milyon 998 binle Batı Marmara, 2 milyon 516 binle Kuzeydoğu Anadolu takip ediyor.

***********************************************************
29 Mart 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER:


Erdoğan, 2002’de oynadığı oyunu yeniden sahneye koymaya çalışıyor

•Sezer, “Telekom’da peşin ödeme Haririler’in hükümete seçim jestidir” dedi.

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Erdoğan’ın seçilirse nasıl Cumhurbaşkanı olacağına ilişkin haberlerle ilgili olarak, “Erdoğan, 2002 seçimlerinde oynadığı oyunu Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla yeniden sahneye koymaya çalışıyor” dedi.

Sezer, Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar ve dernek yöneticilerini DSP Genel Merkezi’nde kabul ederek görüştü.

TAKİYYECİLİĞİNDEN VAZGEÇMEDİ

Sezer, görüşmeden sonra bir gazetecinin sorusu üzerine, “Erdoğan’ın kafasındaki Cumhurbaşkanı modeli” ile ilgili haberin Başbakan’ın Cumhurbaşkanı olmayı çok istediğini ve adaylığını koymak için şartları zorlayacağını gösterdiğini belirtti. Sezer, “Bu açıklamalar, takkiyeciliğinden hiç vazgeçmediğini de gösteriyor” dedi.

Erdoğan’ın iktidar olmak için “Ben değiştim. Cumhuriyet’in temel değerleriyle sorunum kalmadı” dediğini anımsatan Sezer, “Şimdi de diyor ki, ‘Merkezin Cumhurbaşkanı olacağım. Yani, ‘Benim 4.5 yıllık uygulamalarıma bakmayın. Artık tekrar değişeceğim’. Döne döne başımız döndü. Sayın Başbakan 40’ından sonra insanların değişmeyeceğini vatandaşın anladığını artık anlamalı” diye konuştu.

CUMHURBAŞKANI OLUP HÜKÜMETİ DE YÖNETMEK HEVESİNDE

Erdoğan’ın yakınları aracılığı ile “Uluslarararsı ilişkilerde aktif bir politika izleyeceğim” diyerek, aslında Cumhurbaşkanı olup fiilen hükümeti de yönetmek hevesinde olduğunu söyledi. Sezer, “Erdoğan ‘Fiilen Başbakan olacağım’ demek istiyor olmalı” dedi.

Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erdoğan, 2002 seçimlerinde oynadığı oyunu Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla yeniden sahneye koymaya çalışıyor. ‘Değiştim’ dedi, değişmedi. Takiyye yapıyor. En son dedi ki, ‘Nazi Almanya’sı da laikti’. Laikliği küçümseyen, laikliğe karşı tutumunu, kafasının arkasındakini ortaya koyan bir tarif bu. Başbakan bir kez daha Türk halkını kandırabileceğini sanıyorsa yanılıyor.”

AKP, ALTIN YUMURTLAYAN TAVUĞU KESTİ

Sezer, görüşme sırasında yaptığı konuşmada da “Küçük bir grup dışında her kesimin alım gücü düştü” dedi.

Türk Telekom’un özelleştirilmesine ilişkin taksitlerin peşin ödenmesine de değinen Sezer, “Çok olumlu bir haber gibi gözüken bu olayın altında Türk halkına atılan büyük bir kazık yatıyor” diye konuştu.

Türk Telekom’un her yıl 2 milyar doların üzerinde kâr eden çok önemli ve stratejik bir kuruluş olduğunu belirten Sezer, kısa süre önce şehiriçi telefon konuşmalarına yüzde 25 zam yapıldığını anımsattı. Telekom’un özelleştirilmesinden sonra 14 bin personelin başka kurumlara gönderildiğini, kurumlar vergisi oranının düşürüldüğünü ifade eden Sezer, “Böylece, hükümet Türk Telekom gibi bir kurumu altın tepside yabancı firmaya sundu. Bu peşin ödeme de hükümetin çektiği peşkeşlere karşılık Haririler’in AKP Hükümeti’ne yaptığı seçim jestidir. AKP, altın yumurtlayan tavuğu kesti” dedi.

ÇAKAR’IN AÇIKLAMALARI

Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar da tüketicilerin acil sorunlarını ve çözüm önerilerini ortaya koyan bir rapor hazırladıklarını belirtti.
Türk halkının dünyada en yüksek ısınma ve ulaşım giderini, en yüksek dolaylı vergiyi ödediğini, en pahalı elektriği kullandığını ifade eden Çakar, eğitim ve sağlık hizmetlerinin ticarileştirildiğini kaydetti. Çakar, “Elektrik, telefon, ısınma ve suya giden para asgari ücretlinin maaşını alıp götürüyor” diye ekledi.


***********************************************************
27 Mart 2007

FRANSA'DA "SOYKIRIM YALAN" MİTİNGİ İÇİN YASAL İZİNLER TAMAM


14 Nisan'da Bastille Meydanı'ndayız

Lozan'daki duruşma, Avrupa'daki Türk gücünü birleştiriyor ve harekete geçiriyor. Üç hafta sonraki Paris Jöntürk mitingi için daha şimdiden 20'yi aşkın otobüs tutuldu. Üç-dört otobüs gelecek iller var. Stuttgart ilanlarını hazırladı. Belçika'da üç otobüs hazır. Londra'da 50 kişilik otobüs tutuldu, devamı geliyor.

DOĞU PERİNÇEK'İN AVUKATI MORELLİON:

"İsviçre Hükümeti'nin elini tutan, kendi arşivleri mi?"
İsviçre Hükümeti neden Ermeni soykırımını tanımak istemedi? "Türkiye ile ilişkiler bozulmasın diye" yanıtı, Perinçek'in avukatı Moreillon'a göre yetersiz. Moreillon, 8 Mart'ta Lozan Polis Mahkemesi'nde yaptığı savunmada, ''Federal Hükümet'in arşivleri olduğu ve olayların yaşandığı dönemdeki belgelerden ayrıntıları incelediği düşünülebilir'' dedi.

CUMHURBAŞKANLIĞI TARTIŞMASI


ABD'NİN ADAYI VECDİ GÖNÜL

Ankara'da kritik gündem Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Tayyip Erdoğan'ın adaylığı konusundaki tartışma yoğunlaştı. Askeri kesimin tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı adayı olmasına kesin olarak karşı çıktığı biliniyor. Tartışmanın püf noktası, Tayyip Eirdoğan'ın dışındaki bir AKP'linin aday olup olmayacağı.

TAŞ OCAKLARINA HAYIR MİTİNGİ

Antalya köylülerinden AKP'ye: "Alıcı kuşun ömrü az olur"Antalya'da, AKP'li belediyelerin orman talanına ''dur'' diyen binlerce köylü, ''Taş Ocaklarına Hayır Mitingi''nde bir araya geldi. 20'yi aşkın köy muhtarının konuştuğu mitingde hükümet uyarıldı. İP İl Başkanı Şimşir mitingde yaptığı konuşmada, Milli Hükümet Programı'yla köylüyü yeniden "milletin efendisi" yapacaklarını söyledi.

Not: Bu haberler Aydınlık Dergisinden alındı.
-----------------------------------------------------------
27 Mart 2007

BAYKAL: İHTİRASININ KURBANI OLMA"


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Erdoğan'a sert çıktı..

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a seslenerek "Milyonlarca insanımız adına söylüyorum. Sakın ha ihtirasının kurbanı olma. Sakın ha Türkiye Cumhuriyeti ile hesaplaşmak için oraya gelmeye kalkma dedi.
-----------------------------------------------------------
BAYKAL'A 230 BİN EURO'LUK MAKAM ARACI(*)

CHP Genel Başkanı DENİZ BAYKAL, makam aracını değiştirdi. Baykal, 230 bin Euro tutarında 2007 model Mercedes 500 SEL marka makam aracı satın aldı.

ANKA'nın edindiği bilgiye göre, bir süredir kullandığı makam aracı ile ilgili sıkıntı yaşayan Baykal, çözümü aracını değiştirmekte buldu. CHP Genel Merkezi, 2005 model Mercedes S 320 marka makam aracının sık sık arızalanması üzerine fabrika ile temasa geçti. Görüşmelerin ardından eski makam aracının yenisi ile değiştirilmesine karar verildi. Eski makam aracı 48 bin Euro'ya iade edilirken, 230 bin Euro tutarında 2007 model yeni mercedes otomobil satın alındı. Aradaki farkın peşin olarak ödendiği belirtildi.

ZIRHLI DEĞİL TV'Sİ VAR

CHP liderinin yeni aracının zırhlı olup olmadığı merak konusu olurken, CHP yöneticileri, aracın zırhlı olmadığını ancak özel güvenlik sisteminin bulunduğunu belirtti. Aracın dikkat çeken özelliklerinden birisi de, Baykal'ın oturduğu koltuğun önünde televizyonun bulunması oldu.
(*)Bu haber 27 Mart 2007 tarihli mynet haber'den alındı.
-----------------------------------------------------------
27 Mart 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, ERZİNCAN İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU:


KÖYDES, kandırmaca

Sezer, “Bunlar en büyük faizcidir” dedi.
• Sezer, “Cumhurbaşkanı’nı kelle hesabıyla seçme hakları yoktur”
diye konuştu.

ERZİNCAN- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, “KÖYDES kandırmacadan öteye gitmiyor” dedi.
DSP Erzincan İl Kongresi’nde konuşan Sezer, en kısa sürede kapsamlı bir kırsal kalkınma başlatılması gerektiğini söyledi. Son 4 yılda milyonlarca vatandaşın kırsal kesimden kentlere göç ettiğini, ancak bunların kentlerde de işsizlik ve sefaletle karşı karşıya geldiklerini ifade eden Sezer, “İnsanımızı göç etmek zorunda bırakmadan yerinde doyacağı bir ekonomik yapı oluşturmalıyız” diye konuştu. Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu hükümetin uygulamaya çalıştığı KÖYDES Projesi kandırmacadan öteye gitmiyor. Güya köylere yol, su, elektrik götürecekler. Ama, Köy Hizmetleri’ni kapattılar. 4 yılda, bizim 57. Hükümet döneminde götürdüğümüzün yarısı kadar köye hizmet götüremediler.”

EKONOMİNİN BÜYÜDÜĞÜ YOK

Memurun ve emeklinin perişan durumda olduğunu, bunlara büyümeden pay verilmesinden vazgeçildiğini belirten Sezer, “Gerçekte ekonominin büyüdüğü yok. Büyüme varsa niye memura, işçiye, emekliye pay vermiyorsunuz” dedi.
Sezer, geçen yıl, 2001 yılında kapanan işyeri sayısının iki katı kadar işyeri kapandığını da söyledi.
Başbakan’ın oğlunun gemi aldığını, Maliye Bakanı’nın oğlunun mısır ithal ettiğini anımsatan Sezer, “Bunlar memuru, işçiyi, esnafı, emekliyi değil; sadece kendi çocuklarını düşünüyorlar” diye konuştu.
Bugün Türkiye’de dünyadaki en yüksel reel faizin uygulandığını belirten Sezer, “Bunların bir ağa babaları vardı. Eski liderleri Erbakan. O hep bazılarını ‘Faizci’ diye suçlardı. Onun dediği gibi, bunlar en büyük faizcidir” dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçimine de değinen Sezer, şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanlığı, kaçıp kurtulunacak yer değil. Milletvekilliği çoğunluğuna dayanılarak, dayatma ile Cumhurbaşkanı seçmek yasal olur, ama etik olmaz, doğru olmaz, milletin içine sinmez. Millet, içine sinmeyen işin de hesabını sorar. Milletin birliğini, bütünlüğünü tam olarak temsil eden bir Cumhurbaşkanı seçilmeli. Cumhurbaşkanı’nı kelle hesabıyla seçme hakları yoktur.”

ZAAF DEĞİL ZENGİNLİK

Sezer, “Kültürel ve inançsal çeşitliliğimiz bir zaaf gibi görülmemeli. Bu olsa olsa diğer ülkelere göre zenginliğimizdir. Hangi ülkede bizim kadar zengin halk kültürü var” diye ekledi.

***********************************************************
'KKTC'YE SAHİP ÇIKILMASINI İSTEDİM, ÖLDÜRÜLDÜM'


"Kıbrıs'ta tek çözüm 2 halk, iki devlet"

KARABÜK (İHA) - KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Karabük'te "Yeni Dünya Düzeninde KKTC ve Türkiye" başlıklı konferansa konuşmacı olarak katıldı.

Rauf Denktaş; eşi Aydın Denktaş ve KKTC eski Kuvvet Komutanı Emekli Orgeneral Necati Özgen ile Karabük'e geldi. Denktaş, Karabük girişinde yüzlerce araçlık konvoyla karşılandı. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Karabük Teknik Eğitim Fakültesi Konferans Salonu'nda düzenlenen, "Yeni Dünya Düzeninde KKTC ve Türkiye" adlı konferansta konuşan Rauf Denktaş, "KKTC'nin durumu nedir? Üzülerek söylüyorum KKTC'yi yok duruma getiriyorlar. Uğrunda can verilmiş, kan verilmiş, Türkiye'nin yavru vatanı, uzantısı durumunda olan Kıbrıs Türkleri'nin sözlerine kulak verilmeli. Bizler Kıbrıs uğruna 50-60 yılımızı verdik, helal ediyoruz. Şehitlerimiz canlarını verdi, onlarınkini de helal ediyoruz. Nice zorluklarla barış harekatıyla kurtulduk. Ancak dış güçler KKTC üzerinde oyunlar oynuyor, savaşla alamadıkları Kıbrıs'ı masa başı oyunlarıyla almaya çalışıyorlar" diye konuştu.

Denktaş, Annan Planı'nı 'Kıbrıs Yunan'dır. Türk, Yunan olmasına engeldir' diyen Rumlar ile başbaşa bırakma planı olarak nitelendirerek, "Hayır diye bar bar bağırırken, KKTC'ye sahip çıkılmasını istedim, onun için öldürüldüm" dedi. Kendisine 'Plan aleyhimizeyse, Rumlar niye 'evet' demedi?' sorusunun yöneltildiğini belirten Denktaş, Rumlar'ın meşru Kıbrıs hükümeti unvanını elinde tuttuğu sürece, uzlaşma olamayacağını vurguladı. "Kıbrıs milli davadır, asla taviz vermeyeceğiz" açıklamalarını hatırlatan Denktaş, Kıbrıs'ta geçmişi bilen insanlar olarak, bu açıklamaların yeterli olmadığını söyledi. Denktaş, "Kıbrıs eğer AB'nin elinde ise, Türkiye'nin AB'ye girme yolunda, Kıbrıs'ı çeke çeke alacaktır. 'Vermeyeceğiz' diyorsunuz, inanıyoruz. Vermeyecekseniz, AB 'Kıbrıs üyemiz olmuştur, yasal hakları var, çiğnemeyiz' demiştir. Türkiye'nin yasal haklarını çiğneyen, insan haklarını yok eden, toplu mezarlar yaratan terörist Rum'u, meşru Kıbrıs hükümeti addetmekten kaçınmayan AB, Rum'un yasal haklarını koruyormuş" diye konuştu.

Talat'ın kendisine, 'Maraş meselesinde haklısın' dediğini söyleyen Denktaş, "Birçok meselede haklıyım. 'Kıbrıs elden gidiyor. İnşallah bunda haklı çıkmam" dedi.
Denktaş, AB'ye, "Siz kalıcı anlaşmadan yanaysanız, iki devlete dayalı birleşim neyinize batıyor?" diye sordu. "Türk milletinin yumruğu ağır vurulursa, 'bu dava, benim milli davam, 13. ada olarak Yunanistan'a bırakmam' denilirse bu iş halledilir" diyen Denktaş, "Kıbrıs'ın sahibi ben değilim, hükümetler de değildir, millettir. Millet, İstiklal Savaşı'nda olduğu gibi topraklar için canını verendir. Biz onların nesilleriyiz. Onların kemiklerini Rumlar'a çiğnetmeyiz. Dinimizce şehitler ölü değillerdir. Uğurlarına öldükleri toprakların sahibidirler" ifadelerini kullandı.

Denktaş, Kıbrıs konusunda tek yol olduğuna işaret ederek, "O da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in formülüdür. 2 halk 2 devlet" diye konuştu.

Konuşmasının ardından Denktaş'a plaket verildi.

***********************************************************
BASIN BÜLTENİ



21 Mart 2007 Çarşamba günü Milliyet Gazetesi sürmanşetinde verilen “Türkiye’de Alevi Sayısı 4,5 Milyon” ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır. KONDA araştırmasının neyi hedeflediğini bilmiyoruz. Ancak Türkiye’de Alevi nüfusu belirtildiği gibi 4,5 milyon değil 25 milyon civarındadır.

Araştırmanın sağlıklı olabilmesi için; önce insanların “Aleviyim” dediğinde işinden, makamından olmayacağı ve çevre baskısına maruz kalmayacağını teminat altına almak gerekir.

Türkiye’de “Alevi” denilince Alevi-Bektaşi-Mevlevi ve Nusayrilerin hepsini kapsar.

Bu sayı da hiçbir zaman 25 milyonunun altında değildir. Sadece İstanbul’da 4,5 milyona yakın Alevi bulunmaktadır.

Şu anda İstanbul’un nüfusunun 13–14 milyon olduğu, İstanbul’un yöneticileri tarafından ifade edilmektedir. KONDA’nın araştırması doğru ise; yani nüfusun %34,5 Alevi ise tüm Türkiye’de gösterilen 4,5 milyondan fazlası esasen İstanbul’da mevcut demektir. İlerde bu konuda başka açıklamalar da yapılacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

CEM Vakfı Basın Bürosu

**********************************************************
24 Mart 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, ANTALYA İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU:


Kurtulamazsın Başbakan. İki elimiz yakanda

Hükümetin dışarıdan gelen talimatları rehber olarak gördüğünü ifade eden Sezer, “Derdini anlatan çiftçiye ‘Ananı da al git’ diyen Başbakan dışardan gelen direktiflere ise ‘Başüstüne’ diyor” diye konuştu.

Baykal’a da seslenen DSP Genel Başkanı Sezer, “Bunun Cumhurbaşkanlığı’na gitmesini önlemek için sen ne yaptın? Bırak TÜSİAD’dan, askerden, şundan bundan medet ummayı. Sen bir taşın altına elini sok da görelim” dedi.

ANTALYA- DSP Genel Başkanı Zeki SEZER, Katile ‘sayın’, şehide ‘kelle’ diyeceksin, ondan sonra da Cumhurbaşkanlığı’nı hakkın göreceksin. Kurtulamazsın Başbakan. İki elimiz yakanda" dedi.

Sezer, Atatürk Spor Salonu’nda yapılan DSP Antalya İl Kongresi’nde konuştu. Antalya’nın bir turizm ve tarım kenti olduğunu belirten Sezer, “bu zalim hükümetin elinde turizmcinin de çiftçinin de kan ağladığını” söyledi.

Hükümetin dışarıdan gelen talimatları rehber olarak gördüğünü ifade eden Sezer, “Derdini anlatan çiftçiye ‘Ananı da al git’ diyen Başbakan dışardan gelen direktiflere ise ‘Başüstüne’ diyor” diye konuştu.

Esnafa “Sen işini bilmiyorsun” diyen Başbakan’ın kendi işini çok iyi bildiğini, bursla okuttuğu oğluna hangi bankadan, hangi kefaletle alındığı belli olmayan kredi ile 3 milyon dolar değerinde gemi aldığını anımsattı.

"Başbakan, yaptıklarının hesabını vermeden Çankaya’ya kaçmaya hazırlanıyor" diyen Sezer, Türkiye’yi “sıfır terörle” devrettiklerini, ama terörün yeniden azdığını, resmî görevlilerin önüne Türkiye’yi bölünmüş gösteren haritalar konulduğunu anlattı. Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“30 bin kişinin katili olan İmralı sakinine ‘sayın’, şehit Mehmetçiğimize ‘kelle’ diyen bir Başbakan var. Meclis’teki milletvekili kelle sayısına güvenip Cumhurbaşkanlığı’na kaçıp hesap vermekten kurtulacağını sanıyor. Katile ‘sayın’, şehide ‘kelle’ diyeceksin, ondan sonra da Cumhurbaşkanlığı’nı hakkın göreceksin. Kurtulamazsın Başbakan. İki elimiz yakanda.”

Sezer, Başbakan’ın önce 4,5 yılda yaptıklarının ve yolsuzluk dosyalarının hesabını vermesi gerektiğini söyledi.

BUNUN HESABINI SORARIZ

Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Baykal’ın desteği ile milletvekili ve Başbakan olduğunu anımsatan Sezer, “Şimdi, onun Cumhurbaşkanı olmasını engellemeye çalışıyor gibi yaparak Cumhurbaşkanlığı’na gidişinden sonra meydanın kendisine kalacağını sanabilir. Onun Cumhurbaşkanlığı’na geçit verirse ondan da bunun hesabını sorarız” dedi.

Baykal’ın sine-i millete dönme konusunu, “TÜSİAD’a soralım” dediğini, TÜSİAD’dan da “ağzının payını aldığını” ifade eden Sezer, daha sonra Baykal’ın “Birileri bunun Cumhurbaşkanlığı’na gitmesini engellesin” diyerek, demokrasi dışı yol önerdiğini, ama kendisinin bunu bir “dil sürçmesi” olarak kabul ettiğini kaydetti.

Askerin güvenlikle ilgili görevini yaptığını belirterek BAYKAL'A seslenen Sezer, “Bunun Cumhurbaşkanlığı’na gitmesini önlemek için sen ne yaptın? Bırak TÜSİAD’dan, askerden, şundan bundan medet ummayı. Sen bir taşın altına elini sok da görelim” diye konuştu.

8 Nisan günü karanlık gidişe "DUR",Başbakan'a Cumhurbaşkanlığı’na gidemezsin” demek için Ankara Sıhhiye’de olacaklarını belirten Sezer, Baykal’ın da orada olması konusundaki çağrısını yineledi. Sezer, “Türkiye’yi sevmek budur. Derdi koltuk olmadan, kendi seçim kaygılarından arınarak Türkiye’yi düşünmek budur” dedi.

Sezer, güçlü yapılar oluşturmak konusunda DSP’nin üzerine düşeni yapacağını da sözlerine ekledi.

DSP GENEL MERKEZİ BASIN BÜROSU

***********************************************************
ERDOĞAN'I CİN ÇARPTI


Cindoruk'un 'Erdoğan Köşke çıkamaz. Çünkü sabıkalı' sözleri siyasette bomba gibi patladı

TBMM eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk önceki gece katıldığı bir tv programında özetle 'Erdoğan 'Halkı din farkı gözeterek düşmanlığa tahrik etmekten' 4 ay hüküm aldı. Sabıka siciline işlendi. Anayasa'ya göre, Cumhurbaşkanı seçilmesi mümkün değil' dedi.

AKP: BEYİN FITIĞI

Sİyaseti karıştıran bu yoruma ilk tepki AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'tan geldi. Fırat 'Baykal'ı kastederek' Beyin fıtığı olanlar bunu söyleyebilir ama Hüsamettin Bey'e yakıştıramadım. Cindoruk'un misyonuna yakıştıramadım' dedi.

BAYKAL: ÖNEMLİ

CHP lideri Baykal ise görüşlerini 'Cumhurbaşkanı seçilmemesi için yeterince gerekçe vardır ve bunların hepsi çok önemli, çok geçerlidir. Artık benim kafamda bir tereddüt yok. Başbakan'ın Cumhurbaşkanı olması düşünülemez' sözleriyle dile getirdi.

'Sabıkalı uyarım çok doğru'

'Çünkü, Başbakan'ın aldığı cezayı onaylayan Yargıtay kararının geçerliliği sürüyor'

MECLİS eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Siirt'te okuduğu şiirden dolayı, 'halkın kin ve düşmanlığa tahrikten' hapis cezasına mahkum olduğunu hatırlatarak, bu cezasından dolayı Cumhurbaşkanlığı'na aday olamayacağını savundu. Cindoruk, bu iddiasını, 'bu cezayla ilgili yasa maddesi sonradan kaldırılsa bile, cezayı onaylayan Yargıtay kararının yürürlükte olması' gerekçesine dayandırdı.

BU GÖREV ANAMUHALEFETİN...


CİNDORUK, konuyla ilgili olarak dün şu değerlendirmeyi yaptı: 'Siyasi geçmişinde, milletvekilliği sıfatını alabilme imkanı kaldırılmış bir kişi, Yargıtay kararının geçerliliği sürdükçe, tekrar cumhurbaşkanlığı için yeterlilik belgesi alabilir mi? Biz buna hukukta genişletici yorum deriz. Bu yorumu da Anayasa Mahkemesi yapabilir. 312'nin ortadan kaldırılması önemli değil. Ortada kesinleşmiş bir Yargıtay kararı var. Bu sadece şiir okumayı kapsamıyor. İçinde başka şeyler var. Böyle bir hukuki denemeyi anamuhalefet partisi yaparsa, Anayasa Mahkemesi de bir karar verir.' (ANKA)

Not:Bu haber 22.3.2007 tarihliGüneş Gazetesinden alındı.
**********************************************************
22 Mart 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER’İN DEMECİ:


Başbakan’ın oğlu için hangi bankadan, hangi koşullarda kredi alındığı açıklanmalı

• Sezer, "Başbakan, bu konuda bir açıklama yapmaz veya açıklama yaptırmazsa oğlunun gemisiyle ilgili şaibeleri önleyemez" dedi. DSP Genel Başkanı Zeki Sezer’in demeci şöyle:

Başbakan Erdoğan, dün yaptığı bir konuşmada oğlu Burak’ın iki ortaklı şirketi adına 2.5 milyon dolar civarında bir bedelle, 500 bin dolar peşinatla ve banka kredisiyle, kısmen kendi sermayelerini ortaya koyarak bir gemi satın alındığını doğrulamıştır. Hayırlı olsun. Bol kazanç elde etmelerini ve borçlarını kolay ödemelerini dilerim.
Burada ortalama bir Türk ailesi için oldukça yüklü bir miktar olan 2,5 milyon dolarlık bir alış-veriş söz konusudur ve bunun için banka kredisi kullanıldığı açıklanmıştır.
Bir Başbakan’ın oğlu veya şirketi adına böyle bir kredi kullanılıyorsa, herhangi bir şaibeye meydan vermemek için bunun son derecede şeffaf bir şekilde ortaya konması gerekir.
Bu bakımdan Sayın Başbakan’ın oğlu için hangi bankadan, hangi koşullarda kredi alındığı açıklanmalıdır.
Kredi veren banka bir kamu bankası mıdır? Özel banka mıdır? Yabancı banka mıdır? Kredinin miktarı, faiz oranı ve vadesi nedir? Kefalet olarak ne gösterilmiştir? Kredi, piyasa koşullarına uygun mudur? Yoksa bir nüfuz ticareti mi söz konusudur?
Sayın Başbakan, "ticari sır" bahanesine sığınmamalı ve bu bilgilerin açıklanmasını bizzat kendisi istemelidir.
Başbakan, bu konuda bir açıklama yapmaz veya açıklama yaptırmazsa oğlunun gemisiyle ilgili şaibeleri önleyemez.
DSP BASIN BÜROSUNDAN BİLDİRİLMİŞTİR.
***********************************************************

C İ N D O R U K
B O M B A Y I
P A T L A T T I


SABIKALI BİRİSİ KÖŞK'E ÇIKAMAZ

TBMM eski başkanı 'Halkı din farkı gözeterek düşmanlığa tahrik etmekten 4 ay hapse mahkum Erdoğan'ın Köşk'e çıkmasına Anayasa izin vermez' dedi

Erdoğan'ın Köşk'e adaylığı ile ilgili bu çarpıcı bir tespit TBMM eski Başkanı ve siyasetinin üstad isimlerinden Hüsamettin Cindoruk'tan geldi. Aynı zamanda uzman bir hukukçu olan Cindoruk, Erdoğan'ın adaylığı önünde Anayasal engel olduğunu iddia etti.

4 AY HAPİS YATTI

Cindoruk, Erdoğan'ın 'Minareler süngümüz' şiirinden dolayı TCK'nın 312. madesine göre 4 ay hapis cezasına çarptırıldığını hatırlatarak 'Muhalefet, bu konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürme hakkına sahip. Adaylığının önü kesilebilir' diye konuştu.

NOT: BU HABER 21.3.2007 TARİHLİ GÜNEŞ GAZETESİ'NDEN ALINDI.
***********************************************************

DSP BASIN BÜROSUNDAN BİLDİRİLMİŞTİR

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, NİĞDE İL KONGRESİ’NDE BAYKAL’A SESLENDİ:

Erdoğan’a dokunulmazlığı sen verdin. Şimdi gel, birlikte alalım

• Sezer, "Atatürk’ün oturduğu koltuğa Atatürk’e karşı olan, Cumhuriyet kurumlarını yıpratan, biri oturmamalı" dedi.
• Sezer, "Hedefimiz, beşikten mezara aklı, bilgiyi kullanmaktan ve özlediğimiz girişimci, üretken, yaratıcı, yenilikçi bireylerden oluşan bir toplumu kurmaktır" diye konuştu.

NİĞDE – DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a seslenerek, "Erdoğan’a dokunulmazlığı sen verdin. Şimdi gel, birlikte alalım" dedi.
DSP Niğde İl Kongresi’nde konuşan Sezer, güç birliği çağrılarına Baykal’dan yanıt alamadıklarını belirterek, "Ama Baykal’a dost uyarısı. Buradan çağrıda bulunuyorum. 8 Nisan’da partini kapatmadan, istersen bayrağını da eline alarak Sıhhiye Meydanı’nda bekliyorum. Eğer orada olmayacaksan, Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı yapmak istediğine bu millet kesin olarak kanaat getirecek. Erdoğan’ı Başbakan yaptığın gibi Cumhurbaşkanı da yaparsan iki elimiz yakanda olur" diye konuştu.
Erdoğan’ın milletvekilliği seçilme yeterliliği olmamasına ve yolsuzluk dosyaları bulunmasına rağmen Baykal’ın desteği ile milletvekili ve Başbakan olduğunu anımsatan Sezer, "Erdoğan’a dokunulmazlık zırhını sen verdin. Şimdi gel, birlikte alalım. Gelmezsen ne mi olur? Biz yolumuza devam ederiz. Halkımızla kucaklaşmaya devam ederiz. Sekiz yıldızlı genel merkez binasından tatlı su solculuğu yapmak kolay. Solculuk halkla beraber olmaktır" dedi.

CUMHURİYET’İ YIPRATMAYA ÇALIŞAN BİRİ OTURMAMALI

Sezer, bir yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerini yıpratmaya çalışıp, bir yandan kendisini Cumhurbaşkanı seçtirmek isteyen AKP liderine son kez uyarıda bulunmak, Cumhurbaşkanlığı seçiminin uzlaşıyla yapılmasını dile getirmek üzere 8 Nisan’da Sıhhiye Meydanı’nda olacaklarını yineledi.

Sezer, şunları söyledi:

"Atatürk’ün oturduğu koltuğa Atatürk’e karşı olan, Cumhuriyet kurumlarını yıpratan biri oturmamalı. Üstelik bu kişi 12 milyon vatandaşı işsiz, bir o kadarını aşsız bırakmışsa ve ülkeyi mutsuz etmiş, karanlığa doğru sürüklemeye çalışmaktaysa, asla oturmamalı.
Devletin temel kurumlarıyla kavgalı olan biri, görevi devlet kurumları arasında uyumu sağlamak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüce makamına oturmamalı.
Daha oluştuğu ilk gün, Türk seçmeninin sadece yarısını temsil eden ve görev süresini tamamlamış olan bir Meclis, 7 yıl görev yapacak olan Cumhurbaşkanı’nı dayatmayla seçmemeli; seçecekse de mutlaka uzlaşmayla seçmeli.
Böyle düşünen herkesi, düşüncesini Ankara’da haykırmaya, partisi ne olursa olsun, işsiz ve aşsızları Ankara’da Cumhurbaşkanının uzlaşıyla seçilmesini istemek için Uzlaşı Mitingi’ne davet ediyoruz."

LAFLA DEĞİL PROJELERLE

"Umut da, mutluluk da 4 Kasım’da bunlardan kurtulmakta" diyen Sezer, Türkiye’nin dinamiklerinin kendini göstereceğini, DSP’nin hedeflediği bilgi toplumunun, kaybolan mutluluğumuzu, solan gülüşümüzü yeniden getireceğini söyledi.
DSP’nin geleceğe lafla değil projelerle hazırlandığını ifade eden Sezer, "Aklımızı, bilgimizi kullanma, bilime başvurma yollarında yol haritaları hazır" dedi.

BOR’UN PAZARI GEÇMEDEN

Sezer, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Hedefimiz, beşikten mezara aklı, bilgiyi kullanmaktan ve özlediğimiz girişimci, üretken, yaratıcı, yenilikçi bireylerden oluşan bir toplumu kurmaktır. Mutlu bir Türkiye tablosu yaratmaktır.
Bunu kesinlikle hepimiz istiyoruz, hepimiz hedefliyoruz. Buna yönelik politikalarımız da var, stratejik önceliklerimiz de belli; bu doğrultuda epeyce de yol aldık, alıyoruz; ama Türkiyemizde solda güç birliğini parçalamak isteyenler, bir araya gelmek istemeyenler, kendini vazgeçilmez lider gören liderlerimiz var.
Onlar halkın güç birliği arzusuna karşı konulamayacağını, Bor’un pazarı geçmeden anlayamayacaklar ve otobüslerini sürecek bir Niğde de bulamayacaklar. Bu, kendilerine sayısını hatırlamadığım uyarılardan, işbirliği çağrılarımdan biridir."



***********************************************************
20.03.2007 10:44

'ALEVİYİ ALEVİLER TANIMLAR'

Gülen cemaatine yakınlığıyla bilinen bir vakfın 'Alevilik tanımı' yapması tepkiyle karşılandı

Prof. DOĞAN, "Başkasının inancınızı tanımlaması inanç özgürlüğünü ortadan kaldırır"; bazı temsilciler de, "Yaşayan, tanımlar. Sünniliğin tanımını biz yaparsak doğru olur mu?" dedi

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği 13. Abant Platformu toplantısında "Aleviliğin tanımının yapılması"na ve sonuç bildirgesine bazı Alevi örgütü temsilcileri tepki gösterdi. Temsilciler, "Aleviliğin tanımını Aleviliği yaşayanlar yapar" dedi. Alevilik alanındaki çalışmalarıyla tanınan yazar Reha Çamuroğlu ise bu görüşe karşı çıktı. Görüşler özetle şöyle:

LAİK DEVLET YAPISINA AYKIRI

Prof. İzzettin Doğan (Cem Vakfı Başkanı):

"Alevileri tanımlayacak olan Alevilerin kendileridir. Başkasına inancınızı tanımlama yetkisini veremezsiniz. Öyle bir yetki, inanç özgürlüğünü de ortadan kaldırır. AİHM'de böyle diyor. AİHM'de 'Devletlerin, kurumların başkalarının inancını tanımlama yetkisi yoktur' görüşü var.
Laik ya da seküler dediğimiz devlet yapısında, devletin inançları tanımlama yetkisi yoktur. Onun için, Diyanet ya da Diyanet'e destek veren başka bir kuruluşun 'Alevilik, Sünnilik, Şafilik şudur' gibi bir tanımlama yapması AİHM'ye ve laik devlet kavramına aykırıdır."

KENDİ İÇİNDE TARTIŞILIR

Ali Rıza Uğurlu (Cem Vakfı Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanı):

"Aleviliğin tanımını Aleviler, yaşayanlar yapmalıdır. İnancı, onu yaşayan yapar. Sünniliğin tanımını biz yaparsak doğru olur mu? Elbette olmaz."

'ABANT'LARDA TARTIŞILAMAZ

Hıdır Elmas (Alevi Vakıflar Federasyonu 2. Başkanı):

"Geçmişte kurum ve kuruluşlarımız yoktu. Ama, şimdi Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi kurumları var. Tartışılması gereken konular kendi kurumlarımızda tartışılmalı, 'Abant'larda, özel yerlerde kimsenin bunu tartışmaya hakkı yok. Bu kırıcı bir şey. Önüne gelen Alevilikle ilgili bilgiler verirse, bu bizi incitir. Tartışma, öz Alevilerin dedeleriyle, bizlerle, kurumlarla olmalı. Aleviler kendi içinde tartışmalı."

GETTOLARDA MI YAŞAYACAĞIZ?

Reha Çamuroğlu (Yazar):

"Bildiride, Aleviliğin tanımı olarak verilen bölüm, Hollanda'da yapılan Alevi dedeler toplantısının sonuç bildirgesinden alınmıştır. Orada verilen tanım, Alevi dedelerinin yaptığı bir toplantıdan çıkan sonuçtur. Türkiye'de inanamadığım bir şey var. Araştırmadan, herhangi bir şeyin aslını öğrenemeyiz. Bir hücum mantığı var. O bildiri okunurken, o tanımın nereden alınıdığı da okunmuştur.
Alevi meseleleri bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının meseleleridir. Sünnilerin bir meselesi varsa, o da bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının meselesidir. Biz demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Yasal ve toplumsal adap sınırları içinde herkes birbiri hakkında görüşünü söyleyebilir. Bu nasıl bir mantıktır? 'Aleviler üzerine Sünniler laf söyleyemez! Bir kişi herkese terbiyesizlik etmiştir. Maalesef, terbiyesizlik ve hakaret daha medyatik oluyor. Birileri Aleviler ile Sünnilerin ayrı gettolarda yaşamasıni istiyor."

TARTIŞMA NEDEN ÇIKTI?

Fethullah Gülen cemaatine yakınlığıyla bilinen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın ev sahipliğinde geçen hafta sonu İstanbul'da yapılan Abant Platformu toplantısında Alevilik konusu ele alındı. Akademik camianın yanı sıra Alevi cemaatinin 45 temsilcisinin de katıldığı toplantıda hazırlanan sonuç bildirgesi tartışmalara neden oldu.
Yazar Reha Çamuroğlu tarafından okunan sonuç bildirgesinde, Aleviliğin İslamı bir kimlik olarak benimsediği vurgulandı ve belirleyici öğenin İslam olduğunu kaydedildi. Metinde, 2005 yılında Hollanda'da, 2006 yılında da Karacaahmet Sultan'da yapılan "Alevilik İslamdır" diye özetlenen Alevilik tanımı tekrarlandı.
Hüseyin Gazi Derneği Başkan Yardımcısı Ali Yıldırım, Abant Platformu'nun Alevilik hakkında yetkisi olmadan tanımlama yaptığını belirtti. Yıldırım, "Bu İznik Konsülü mü? Bir sivil toplum kuruluşu Aleviliği nasıl tanımlar ve 'Alevilik şudur' diye karar alır? Bu kendi iç sorunumuz" diyerek Çamuroğlu ile tartıştı. Metne itirazları olduğunu belirten bazı Alevi temsilciler de Yıldırım'a destek verdi.

Milliyet / Ümran Avcı

NOT:YORUMLARI YAYINLAMAYA DEVAM EDECEĞİZ.

***********************************************************
D U Y U R U

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, YARIN NİĞDE'DE

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, yarın (21 Mart 2007 Çarşamba) saat 14.00’te DSP Niğde İl Kongresi’ne katılacak ve konuşma yapacaktır.

TARİH: 21 Mart 2007 Çarşamba
SAAT : 14.00
YER : Hüdaver Hatun Düğün Salonu, NİĞDE

*********************************************************

ERDOĞAN'A SAYIN ÖCALAN DAVASI


Hürparti lideri Yaşar Okuyan, Başbakan hakkında suç duyurusunda bulundu.

TAYYİP Erdoğan’ın, Avustralya’da katıldığı bir radyo programında, terörist başı için "sayın" ifadesini kullanmasına tepkiler sürüyor. Hürparti Genel Başkanı Yaşar Okuyan, Başbakan’ı savcılığa şikayet etti.

Erdoğan’ın söz konusu söylemiyle TCK’nın 215. maddesini ihlal ettiğini savunan Okuyan, "Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na bu suçu resmen ihbar ettik ve adli soruşturma talebinde bulunduk" açıklaması yaptı.

Çankaya fokurduyor

Yaşar Okuyan, "864 rakımlı tepe, Etna Yanardağı gibi fokurduyor" dedi.

Hapse girebilir

YargItay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Başbakan’ın 2000 yılındaki sözleri için zaman aşımının söz konusu olamayacağına dikkat çekti. Kanadoğlu, bu ifadenin eski TCK’nın 312’nci maddesinin birinci fıkrasında tarif edilen suça tekabül ettiğini dile getirdi.

‘Sayın Öcalan’ için suç duyurusu

HÜRPARTİ Genel Başkanı Okuyan, Erdoğan hakkında, terörist başına ‘Sayın’ dediği iddiasıyla resmen suç duyurusunda bulunduklarını söyledi

HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan, HÜRPARTİ Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 14 Ocak 2000 tarihinde Avustralya’da katıldığı bir radyo programında, terörist başına "Sayın" diye hitap ettiğini iddia etti. Okuyan, Başbakan Erdoğan’ın aynı radyo programında, terör örgütünce katledilen şehitler hakkında da "kelleler" ifadesini kullandığını öne sürerek, şunları kaydetti: "Bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na Recep Tayyip Erdoğan hakkında resmen suç duyurusunda bulunduk. Türk Ceza Kanunu’nun 215. maddesi ihlal edilmiştir. Bu suçu ihbar ettik ve adli soruşturma talebinde bulunduk." Başbakan Erdoğan’ın, 2003’te milletvekili seçildiğini hatırlatan Yaşar Okuyan, "Dolayısıyla, milletvekili seçildiği andan itibaren zaman aşımı otomatikman durmuştur. Bunun hakkında takibat yapılmalıdır. Fezleke tanzim edilmelidir" dedi. Okuyan, Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmak istediğini öne sürerek, "864 rakımlı tepe, Etna yanardağı gibi fokurduyor. Onun üzerine oturursan, orada patlama olur" diye konuştu. Okuyan, bazı grupların, Nevruz kutlamaları bahanesiyle özellikle Diyarbakır, Batman, Van, Mersin ve İstanbul’da çok büyük olaylar çıkartacağını da öne sürdü.

Ahmet Türk’e 6 ay hapis

DTP Genel Başkanı Türk, 18 Ocak 2006 tarihinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda düzenlenen basın toplantısında teröristbaşı için "Sayın Öcalan" hitabını kullanmıştı. Ahmet Türk’e 5237 sayılı TCK’nin suç ve suçluyu öven 215/1 maddesi uyarınca, 6 ay hapis cezası verilmişti.

Zaman aşımı söz konusu değil

Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Başbakan’ın kullandığı iddia edilen "Sayın Öcalan" hitabının Türk Ceza Kanunu’nun 215’inci maddesi çerçevesinde değerlendirilebileceğini söyledi. Burada sıkıntının suç olarak tarif edilen eylemin 2000 yılında gerçekleşmesi olduğuna dikkat çeken Kanadoğlu, bu ifadenin eski TCK’nın 312’inci maddesinin birinci fıkrasında tarif edilen suça tekabül ettiğini dile getirdi. Kanadoğlu, Erdoğan hakkında dava açılması için bir başvurunun gereksiz olduğunu, bu ifadeleri suç olarak gören Cumhuriyet Başsavcılığının harekete geçebileceğini söyledi. Olayla ilgili zaman aşımı sürecinin de olmayacağının altını çizen Kanadoğlu "Anayasa’nın 83’üncü maddesine göre, milletvekili olunca zaman aşımı işlemez" dedi.

Haber : Ceyhun BOZKURT

**********************************************************
20 Mart 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, SAKARYA İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU:

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’nı demokratik yollardan engellemek gerek

8 Nisan Pazar günü Ankara’da Sıhhiye Meydanı’nda olacaklarını belirten Sezer, "Baykal’ı da bekliyorum. Gelirse içtenlikle sevinirim. Gelirse, Türkiye’de bir başka süreç başlar" dedi.
DSP Genel Başkanı Sezer, "Solda idin, ne işe yaradın? Sağa gitsen ne işe yararsın? Sol sana ne kötülük yaptı, koltuk vermekten başka?" diye konuştu.

SAKARYA- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, "Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’nı demokratik yollardan, sağduyulu bir şekilde engellemek gerek" dedi.

SAHTE GÜNDEMLER

DSP Sakarya İl Kongresi’nde konuşan Sezer, Türkiye’de sahte gündemler yaratıldığını, siyasetçilerin ve toplumun bu sahte gündem peşinden gitmesi için sahte organizasyonlar yapıldığını söyledi. Sezer, Türkiye’nin gerçek gündeminin işsizlik, yoksulluk, eğitim sorunları olması gerektiğini kaydetti.

KÜÇÜK OLSUN, ONUN OLSUN

Türkiye’de ikili bir yapı dayatılmaya çalışıldığını belirten Sezer, Meclis’te karanlık bir iktidar partisi bulunduğunu, karanlığa “dur” demesi gereken ana muhalefetin ise çeşitli konularda iktidarla el ele, kol kola işbirliği yaptığını anlattı.
Sezer, "Ana muhalefet partisi genel başkanı, Başbakan yaptığı Erdoğan’ı ‘Nasıl Cumhurbaşkanlığına gönderirim?’ diye, göndermemenin çalışmasını yapıyormuş gibi gözüküp çaba gösteriyor. Erdoğan Çankaya’ya giderse meydanın kendisine kalacağını sanıyor" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması durumunda Türkiye’yi daha karanlık günlerin beklediğini ifade eden Sezer, "Beyefendinin koltuğu sağlam olsun. Küçük olsun, onun olsun, Onun ötesi onu ilgilendirmiyor" dedi.

UMUT YARATAMAYAN ANAMUHALEFET

"Türkiye karanlığa gidiyor. Genel Başkanı’nı sevmeseniz de oyları bölmeyin" denilerek hiçbir şey üretmeyen, topluma bir şey vermeyen, umut yaratamayan ana muhalefetin orada tutulmaya çalışıldığını söyleyen Sezer, "Ana muhalefet partisinden ve onun başkanından kurtulmadan karanlığa gidişe ‘Dur’ demek zor" diye konuştu.
Baykal’ın "Ben sağa gideceğim" diye tutturduğunu belirten Sezer, "Solda idin, ne işe yaradın? Sağa gitsen ne işe yararsın? Sol sana ne kötülük yaptı, koltuk vermekten başka?" diye sordu.

SAĞDUYULU BİR ŞEKİLDE

Erdoğan veya onun gibi birisinin Çankaya’ya çıkmasının toplumda gerginlik yaratacağını belirten Sezer, bu gerginliğin önlenmesi gerektiğini, bunun için de diyalog, uzlaşı ve güçlü yapı oluşturmak için güç birliğine ihtiyaç olduğunu söyledi.

Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’nı demokratik yollardan, sağduyulu bir şekilde engellemek gerek. Baykal’ın yaptığı gibi, ‘Önce TÜSİAD’a soralım’, ‘Ben yapamıyorum. Birileri Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’nı engellesin’ diyerek, başkalarına havale etmek sorunu çözmek değil, katmerleştirmek anlamına gelir."

GELİRSE SEVİNİRİM

8 Nisan Pazar günü Ankara’da Sıhhiye Meydanı’nda olacaklarını belirten Sezer, "Baykal’ı da bekliyorum. Gelirse içtenlikle sevinirim. Gelirse, Türkiye’de bir başka süreç başlar. Gelmezse, fildişi kulesinden solculuk yapmaya devam etsin. ‘Yolun açık olsun’ demekten başka bize bir şey demek düşmez. Ama vatandaş da ona ‘Yolun açık olsun’ diyecektir" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan’ın hesap vermekten kurtulmak için Çankaya’ya çıkmak istediğini belirten Sezer, "Kaçamazsın Başbakan. Karşımıza çıkacaksın. Halka hesap vereceksin. Bugün yapılan yolsuzlukların hesabını DSP soracak" dedi.

KENDİ ZENGİNLERİNİ YARATIYORLAR

Başbakan Erdoğan’ın oğlunun gemi satın aldığına ilişkin haberlere de değinen Sezer, "Başbakan işini biliyor" ifadesini kullandı.
"Şimdi bunlar kendi zenginlerini yaratıyorlar" diyen Sezer, "Parası olanın parasında gözümüz yok. Başbakan’a da Allah daha çok versin. Ama helâlinden versin” diye ekledi.

DSP GENEL MERKEZİ BASIN BÜROSU
**********************************************************
19 Mart 2007

DSP GENEL MERKEZİ
BASIN BÜROSUNDAN BİLDİRİLMİŞTİR.


DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER,YARIN SAKARYA'DA

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, yarın (20 Mart 2007 Salı) saat 12.30’da DSP Sakarya İl Kongresi’ne katılacak ve konuşma yapacaktır.

TARİH : 20 Mart 2007 Salı
SAAT : 12.30
YER : Zirai Donatım Düğün Salonu, SAKARYA


SAYGIYLA DUYURULUR

***********************************************************
18 Mart 2007

D U Y U R U

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, yarın Arı Hareketi’nin toplantısında konuşacak

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, yarın (19 Mart 2007 Pazartesi) saat 19.00’da Arı Hareketi’nce The Plaza Hotel’de düzenlenen toplantıya konuşmacı olarak katılacaktır.

TARİH : 19 Mart 2007 Pazartesi
SAAT : 19.00
YER : The Plaza Hotel Balmumcu, Beşiktaş/İSTANBUL

SAYGIYLA DUYURULUR

DSP GENEL MERKEZİ
BASIN BÜROSU

***********************************************************
18 Mart 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, KOCAELİ İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU:

Millet, küresel güçlere bu kadar teslim olmaya meyyal Başbakan görmedi

Sezer, "Ana muhalefet liderinin ‘Birileri bu işe engel olmalı’ demesi, acizlik değil midir?" dedi.
Sezer, "Solu iki kanattan büyütebiliriz" diye konuştu.

KOCAELİ – DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, "Millet, küresel güçlere bu kadar teslim olmaya meyyal Başbakan görmedi" dedi.

ÂLEMİ KÖR, MİLLETİ BİLMEZ SANIYOR

DSP Kocaeli İl Kongresi’nde konuşan Sezer, bugün Çanakkale Zaferi’nin 92. yıldönümü dolayısıyla yapılan törenlerde Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’ye küresel sermayenin aktığını söylediğini belirtti ve "Ulusal birliğimizin vazgeçilmez olduğunu dünyaya duyurduğumuz 18 Mart ‘Çanakkale geçilmez’ gününün yıldönümünde küresel sermayeye teslim olmakla öğünen bir Başbakan’a sahip olmanın üzüntüsü bu millete yeter de artar bile" diye konuştu.
Başbakan’ın konuşmasını "ibret verici" olarak niteleyen Sezer, "Bu millet küresel güçlere bu kadar teslim olmaya meyyal bir Başbakan hiç görmedi. Bir daha da hiç göremeyecek" dedi.
Başbakan’ın "küresel sermaye" dediği para girişinin borsaya ve yüksek faizli hazine kağıtlarına gelen sıcak para olduğunu ifade eden Sezer, "Başbakan âlemi kör, milleti bilmez sanıyor. Bu millet her şeyi biliyor. Millet bunların hesabını soracak" diye konuştu.

DSP HESAP SORMAYA GELİYOR

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na kaçıp, sandıkta hesap vermekten kurtulmaya çalıştığını kaydeden Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Öyle yağma yok. Kaçamazsın. Sadece sandıkta hesap vermen yetmez. Sandıktan sonra, ülkeye verdiğin zararların, hırsızlıkların, yolsuzlukların hesabını sormaya DSP geliyor."

OYLARI BÖLMEYİN DAYATMASI

"Genel Başkanı’nı sevmeseniz de, Türkiye karanlığa gidiyor, oyları bölmeyin, bize verin" dayatmasının haksızlık olduğunu söyleyen Sezer, "2002’de millet oyları bölmedi. Yüzde 19 verdi. Verenler de ‘Şimdi pişmanız’ diyor. Öyleyse niye Türkiye’yi bu AKP’ye mahkûm etmeye devam ediyorsun" dedi.

CİNGÖZ RECAİLİK DEVRİ ÇOKTAN BİTTİ

Baykal’ın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na aday olmaması hâlinde, "Ben engel oldum. Oylar bana", Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa, "Cumhurbaşkanlığı gitti. Bari Başbakanlığı bana verin, oyları bölmeyin" diyeceğini söyleyen Sezer, "Bak, Cingöz Recailiğe. Cingöz Recailik devri çoktan bitti. Olması gereken bu değil. İstemiyorsan etkin muhalefet yapacaksın" diye konuştu.

ÇAĞRIM BAYKAL’A

8 Nisan’da DSP’nin Ankara-Sıhhiye’de düzenleyeceği mitinge katılmak üzere Baykal’a çağrısını yineleyen Sezer, "Çağrım Baykal’a. Sen de gel. İkimiz el ele yürüyelim. Bakalım o zaman Erdoğan, Çankaya’ya çıkmaya cesaret edebilecek mi? Gelmezsen bütün söylediklerinin bir yutturmaca, kandırmaca, yerini korumaca olduğuna bu millet kesin olarak inanacak" dedi.

SIRÇA KÖŞKLERDE SOLCULUK

"Ana muhalefet liderinin ‘Birileri bu işe engel olmalı’ demesi, acizlik değil midir?" diyen Sezer, "O birileri, görevini yapıyor. Sen de yap görevini. Sırça köşklerde, sekiz yıldızlı, oval ofisli genel merkez binalarında, fildişi kulelerde solculuk yapmak kolay" diye konuştu.
Baykal’ın DSP için "Kapanın gelin. Birkaç milletvekilliği veririz" dediğini anımsatan Sezer, "Baykal sen bizi tanımıyorsun. Biz milletvekilliğini de bakanlığı da çoktan aştık. Bizim derdimiz Türkiye. Bizim derdimiz halkın sorunları. Sen bunu anla. Solu iki kanattan büyütebiliriz" diye ekledi.

***********************************************************
17 Mart 2007 16:31

"ALEVİLİĞİ DERS KİTAPLARINA KOYDUK"

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Abant Platformu tarafından düzenlenen toplantıda konuştu..

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, tamamen iyi niyetle, Alevi vatandaşlara duydukları saygının bir gereği olarak ve çocuklara Alevilikle ilgili "yalan yanlış bilgiler telkin edilmemesi" için ders kitaplarına Aleviliği koyduklarını söyledi.

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının ev sahipliğinde Abant Platformu tarafından düzenlenen toplantıların 13'üncüsü İstanbul'da başladı.

"Tarihi, kültürel, folklorik ve aktüel boyutlarıyla Alevilik" konusunun ele alındığı toplantıda konuşan Çelik, "Aleviliğin sadece Türkiye'nin değil, dünyanın da bir gerçeği olduğunu" dile getirdi.

"Alevileri ve Aleviliği görmezlikten gelmek insani de değil, İslami de değil" diyen Çelik, ülkede asırlardır Alevi kardeşleriyle birlikte yaşadıklarını kaydetti. Aleviliğin, İslam kültürü ve medeniyeti içinde gelişmiş olan İslam dininin farklı bir yorumu olduğunu ifade eden Çelik, şöyle konuştu:

"Aleviliği İslam'ın dışında görmek, onun dışında değerlendirmek, bana göre Aleviliğe ve Alevilere yapılabilecek en büyük haksızlıktır."

Hiç kimsenin telkini olmadan ders kitaplarına Aleviliği koyduklarını anlatan Çelik, "Ama 'oradaki her satır mükemmeldir' gibi bir iddia içinde de değiliz. Bu anlamda, olumlu ve yapıcı eleştirilere her zaman açığız. Biz Sünniliği yazdırırken illa da Sünni birine yazdırmadık. İlahiyatçı bilim adamları var, onların görüşlerinden yararlandık. Ayrıca, birçok Alevi derneği ve vakfına müracaat ederek onların da görüşlerini aldık" dedi.

NOT: YORUMLARIMIZI DAHA SONRA BİZLERİ İZLEYENLERLE
PAYLAŞACAĞIZ.




**********************************************************
17 Mart 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, AYDIN İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU:

8 Nisan Pazar günü Ankara’da Sıhhiye Meydanı’ndayız

Sezer, "Eğer Baykal gerçekten Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na karşı ise onu da bekleriz. O da gelsin. El ele yürüyelim" dedi.
Sezer, "Baykal’ın "Birileri buna engel olsun" dediğini belirten Sezer, "Sen necisin? Sen ne yapıyorsun orada? Demokrasi dışı çağrı yapmak senin işin mi?" diye konuştu.

AYDIN – DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, "8 Nisan Pazar günü Ankara’da Sıhhiye Meydanı’ndayız" dedi.
DSP Aydın İl Kongresi’nde partililere ve vatandaşlara hitap eden Sezer, "Bugün ikili bir yapıyı Türkiye’ye dayatmaya çalışanlar, Türkiye’ye en büyük kötülüğü yaptıklarının, bu ikili yapıyla Türkiye’yi karanlığa sürüklediklerinin farkındalar mı?" diye konuştu.

ÇOK KORKUYORUM

Erdoğan’ın, milletvekili seçilme yeterliliği bulunmamasına ve hakkında yolsuzluk dosyaları bulunmasına rağmen CHP Genel Başkanı Baykal’ın desteği ile milletvekili ve Başbakan olduğunu anımsatan Sezer, Baykal’ın bir süre önce de "Erdoğan şafak sayıyor. Nasıl Başbakan olduysa, öyle Cumhurbaşkanı olacak" dediğini belirtti.
Sezer, "Çok korkuyorum. Erdoğan’dan değil. Onu Başbakanlığa taşıdığı gibi Cumhurbaşkanlığına taşıyacağından endişe ediyorum" dedi.

AYNI OYUN

Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Birileri diyor ki, ülke tehlike altında. Aman, oyları bölmeyelim. Baykal’ı sevmeseniz de oyları buraya verin. Sevmeye sevmeye oy mu verilir? Ben bugüne kadar CHP ile ilgili pek bir şey söylemiyordum. Ama, ülke büyük tehdit altında. Yine aynı oyunu oynama eğilimlerini görüyorum. Sana oy verdiler. Yüzde 19 aldın. Ne yaptın? Adamı Cumhurbaşkanı yapıyorsun. Daha ne yapacaksın?”

ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI

AKP’nin ve Başbakan’ın kötü yönetimi nedeniyle Baykal’ın hiçbir şey yapmaması durumunda bile AKP’nin oylarının düştüğünü belirten Sezer, ancak AKP’nin yükselişine Baykal’ın katkı sağladığını söyledi. Sezer, bu bağlamda AKP’nin oyları düşme eğiliminde iken Baykal’ın bütçe görüşmelerinde Başbakan’ın eşinin başörtüsünden söz etmesiyle AKP’nin oylarının tekrar yükselmeye başladığını söyledi.
Sezer, "Karşıtlıktan medet umarak, ‘oyları bölmeyin’ diyerek oylarını korumaya çalışmak yerine başka şeyler yapmalı. Elini taşın altına sokmalı" diye konuştu.

DEMOKRASİ DIŞI ÇAĞRI YAPMAK SENİN İŞİN Mİ?

Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Baykal’ın "Birileri buna engel olsun" dediğini belirten Sezer, "Sen necisin? Sen ne yapıyorsun orada? Demokrasi dışı çağrı yapmak senin işin mi? Biz Parlamento’da olsaydık Erdoğan’a orayı dar ederdik" diye konuştu.

BAYKAL’LA EL ELE YÜRÜYELİM

Sezer, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"8 Nisan Pazar günü Ankara’da Sıhhiye Meydanı’ndayız. Tüm vatandaşlarımızı bekliyoruz. Eğer Baykal gerçekten Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na karşı ise onu da bekleriz. Arkadaşlarıyla beraber o da gelsin el ele yürüyelim. Üstelik ben onun gibi ‘kapanın gelin’ de demiyorum."

***********************************************************
16 Mart 2007


DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER
KKTC UBP LİDERİ TAHSİN ERTUĞRULOĞLU
İLE GÖRÜŞTÜ:


Kıbrıs millî davasını başarıya ulaştırana kadar mücadeleye devam edeceğiz•
Sezer, "1570’lerden bu yana Kıbrıs’ta Rum ya da Helen yönetimi hiç olmadı" dedi.

ANKARA – DSP genel Başkanı Zeki Sezer, "Kıbrıs millî davasını başarıya ulaştırana kadar mücadeleye devam edeceğiz" dedi.
KKTC Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ile DSP Genel Merkezi’nde görüşen Sezer, "DSP’nin kapısının önündeki Türkiye Cumhuriyeti bayrağı nasıl hiç inmeyecekse, KKTC bayrağı da hiç inmeyecek. Ecevit meşalesinden ışık alanlar olarak Kıbrıs millî davasını başarıya ulaştırana kadar mücadeleye devam edeceğiz" diye konuştu.
Kıbrıs’la ilgili son dönemde kaygı verici gelişmeler olduğunu belirten Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:
"AB’nin güdümüne girmiş bir yönetim tarzıyla büyük sıkıntılarımız var. Kıbrıs’ta 1570’lerden bu yana Rum ya da Helen yönetimi hiç olmadı. Bir dönem için bazı sıkıntıları olan Osmanlı yönetimi Kıbrıs’ı geçici olarak İngilizler’e bırakmıştı. Ama, Rum yönetimi hiç olmadı. Rumlar’ın ‘Burası bizimdir. Helen adasıdır" demelerini anlamak ve kabul etmek mümkün değil. Türk varlığı orada sonsuza kadar sürdürülecek. İnanıyorum ki, KKTC de sonsuza kadar yaşayacak."
Bazı resmî yetkililerin KKTC yerine Kıbrıs Türk Toplumu ifadesini kullanmalarını içlerine sindiremediklerini belirten Sezer, Kıbrıs’ın burada yaşayan Türkler’in güvenliği dışında Doğu Akdeniz’in güvenliği bakımından da son derecede önemli olduğunu kaydetti.

ERTUĞRULOĞLU: MUTLU BARIŞ HAREKÂTI HUZUR GETİRDİ

Sezer, UBP’nin yeni yönetimini kutladı ve başarılar diledi.
UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ise Kıbrıs millî davasının partilerüstü bir anlayışla, birlik ve bütünlük içinde sürdürülmesi gereğine inandıklarını belirtti; bunun sağlanamamasının zafiyet yarattığını ifade etti. "1974 mutlu Barış Harekâtı ile Kıbrıs barış ve huzur ortamına kavuşmuştur" diyen Ertuğruloğlu, 1974 gerçeğinin ters yüz edilerek sözde çözüm önerileriyle Kıbrıs’ın Rum ve Helen boyunduruğu altına sokulmaya çalışıldığını söyledi.

***********************************************************
Karaözü ve Çevre Köyleri Derneğinin her yıl düzenlediği ve Avrupa'nın çeşitli bölgelerinden katılımın
olduğu Karaözü Gecesi yapılacagından dolayı Derneğin Tüm yönetim kurulu üyeleri bu cumartesi günü
(17 Mart ) saat 19:00'da Karaözü FM'de Zeki IŞIK'ın konuğu olacaktır.


Dernek Çalışmalarının ,birlik ve beraberliğin, Karaözü'nün ve çevre köylerimizin konusulacağı program
sohbet ve müzik ile saat 19:00'da Zeki IŞIK'ın sunuculuğunda başlayacaktır.

Bu güzel saatleri sizler ile paylaşmak isteriz.



Tarih : 17 Mart Cumartesi
Saat : 19:00
Radyo : Karaözü FM
Program Sunucusu : Zeki IŞIK
Radyo Adresi : Www.Maarifozu.Com


Www.Maarifozu.Com





**********************************************************
Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıma Derneği'nin Serçeşme Dergisi ile dayanışma etkinliği

•X Hasbıhal Topluluğu
•X Dertli Divani
•X Hasan Hüseyin ve Alirıza Albayrak
•X Ulaş Özdemir
•X Antalya Abdal Musa Kültür Ve Tanıtma
Derneği Semah Ekibi

Ayrıca Alevi-Bektaşi inancının Piri Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahının
Postnişini Sayın VELİYETTİN ULUSOY'un konuşmacı olarak katılacağı etkinliğimize tüm dostlarımızı bekliyoruz.

ANTALYA ABDAL MUSA KÜLTÜR ve
TANITMA DERNEĞİ BAŞKANI

GÜLÇİN AKÇA

ADRES :AKM-ASPENDOS SALONU - ANTALYA
TARİH :15/03/2007 perşembe saat:19.30
İrtibat Tel: 0090 242 3456524 0090 242 3352911
Cep Tel. : 0090 532 2837280


***********************************************************
15 Mart 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, İSTANBUL SANAYİ ODASI’NDA:

Mesleksiz bir gencin dahi yetişmeyeceği bir eğitim sistemi gerekli

• Sezer, "Reel sektörün önünü açmadan ekonomik sorunları çözemeyiz" dedi.

İSTANBUL- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, dün akşam İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük’ü ziyaret ederek görüştü.
Oda Yönetim Kurulu toplantısına da katılan Sezer, yaptığı konuşmada "Mesleksiz bir gencin dahi yetişmeyeceği bir eğitim sistemi gerekli" dedi.
Sezer’in ziyaretinde DSP Genel Sekreteri Ahmet Tan, Genel Başkan Yardımcısı Masum Türker, Parti Meclisi Üyesi Emrehan Halıcı ve İstanbul İl Başkanı Mustafa Aslan da hazır bulundu.
Her alanda diyalog ve uzlaşıya dayalı bir sürecin sürdürülmesi gerektiğini söyleyen Sezer, emek ve sermayeyi birbirinin karşıtı değil, tamamlayıcısı olarak gördüklerini, bunu da DSP’nin programında açıkça ifade ettiklerini söyledi.
Üretimi, yatırımı, kalkınmayı öncelikli hedef olarak gördüklerini kaydeden Sezer, "Sosyal devlet, tamam. Ama, zenginlikte sosyal adalet sağlanması lazım. Reel sektörün önünü açmadan ekonomik sorunları çözemeyiz" diye konuştu.
Türkiye’nin, nüfusu en genç ülkelerden biri olduğunu anlatan Sezer, "Ancak, gençlerimizin önemli bir bölümü eğitimsiz, az eğitimli ya da mesleksiz. Bu nedenle meslek eğitimi çok önemli. Mesleksiz bir gencin dahi yetişmeyeceği bir eğitim sistemi gerekli" dedi.
Cumhurbaşkanlığı seçimine de değinen Sezer, "Cumhurbaşkanı’nın uzlaşı ve diyalogla seçilmesi konusunda hepimiz üzerimize düşen görevi yerine getirmeliyiz" diye ekledi.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük de siyasi partilerle görüş alış verişinde bulunmayı yararlı bulduklarını belirtti ve oda olarak sosyal sorumluluklarının gereğini de yapmaya çalıştıklarını söyledi.



***********************************************************
13 Mart 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER’İN 14 MART TIP BAYRAMI MESAJI:

İktidar, başarısızlığını hekimleri suçlayarak gizlemeye çalışmaktadır

• Sezer, "Ücret pazarlığı yapılabilir; ama sağlıkta pazarlık olamaz" dedi. DSP Genel Başkanı Zeki Sezer’in mesajı şöyle:

14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla hekimlerimizi en içten duygularla kutlarım.
Hekimlik uzun eğitim gerektirmesi nedeniyle zor elde edilen bir meslektir. Aynı zamanda hekimlerimiz yoğun iş yükü yüzünden büyük özveriyle çalışmak durumundadırlar. Buna karşılık hekimlerimizin hizmetlerinin karşılığını tam olarak alabildikleri söylenemez.
AKP İktidarı’nın hekimleri incitici ve tehdit edici tutumunu kınıyoruz. AKP, dört buçuk yıla yaklaşan iktidarı döneminde halkımızın sağlık sorunlarının çözümünde ilerleme sağlayamamış; aksine sağlık sistemini tam bir kargaşaya sürüklemiştir. İktidar, başarısızlığını hekimleri suçlayarak gizlemeye çalışmaktadır.
Sağlık hizmetleri, halkımızın ihtiyaçları göz ardı edilerek ticarileştirilmek istenmekte, hastaneler özelleştirmeye hazırlanmaktadır.
DSP İktidarı’nda, her vatandaşın sağlık ve sosyal güvencesi olacaktır. Sağlık hizmetleri, etkili, verimli, kolay ulaşılabilir, çağdaş standartlarda verilecek, bunun için gerekli olan alt ve üst yapı olanakları sağlanacaktır. Tüm çalışanlara, bu arada sağlık çalışanlarına emeklerinin karşılığı verilecek; ücret adaleti sağlanacaktır.
Hekimler için meslek içi sürekli eğitim uygulaması kurumsallaştırılacak; hekimlere eğitimleri sırasında da destek verilecektir.
Hekimlerimizin siyasete aktif olarak daha çok katılmalarının hem hekimlere hak ettikleri değerin verilmesi, hem de halkımızın sağlık hizmetlerinin karşılanmasında önemli katkısı olacağına inanıyoruz.
İnanıyoruz ki, "Ücret pazarlığı yapılabilir; ama sağlıkta pazarlık asla olamaz".
Tüm hekimlerimizi saygıyla selamlarım.

DSP BASIN BÜRÜSUNDAN BİLDİRİLMİŞTİR.
***********************************************************
11 Mart 2007

DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, BURDUR İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU:

Türkiye iki kanatlı yapıya mahkûm edilemez

• Sezer, "Bu dönemde istikrarsızlığın daniskası var" dedi.
• Sezer, AKP’nin vatandaşları borçlandırdığını, şimdi de "AKP iktidar olmazsa faizler artar" diye tehdit ettiğini söyledi.
• Sezer, "Dayatmayla Cumhurbaşkanı olursa, gerginliklerin sebebi olacağını bilmeli. Yasal olur da, halk da ayağa kalkar" diye konuştu.


BURDUR –DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, "Türkiye’nin iki kanatlı yapıya mahkûm edilemeyeceğini" söyledi.
DSP Burdur İl Kongresi’nde konuşan Sezer, "Başbakan mikrofonu eline aldığında mangalda kül bırakmıyor. Ama vatandaşın perişanlığını görmüyor" dedi.

MİLLETİN SENİNLE GÖRÜLECEK HESABI VAR

"Bölücülük aldı başını gidiyor" diyen Sezer, bölücülere "dur" demesi gereken hükümetin ve Başbakan’ın bölücülerin temsilcileriyle Kuzey Irak’ta görüşmeye hazırlandığını söyledi. Sezer,"Sen onunla görüş. Bu milletin de seninle görülecek hesabı var" diye konuştu.

EN İSTİKRARSIZ DÖNEM

Türkiye’de iki kutuplu bir siyasi yapının dayatılmaya çalışıldığını ifade eden Sezer, 4 yılı aşkın bir süredir bu yapının sürdüğünü, ama ülkede en istikrarsız dönemin yaşandığını kaydetti. Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu dönemde istikrarsızlığın daniskası var. İstikrar var ama, istikrar yolsuzlukta, istikrar borç artışında, istikrar işsizlik artışında, istikrar vatandaşın azarlanmasında, istikrar dış ilişkilerde ülkenin geleceğini tehlikeye düşürecek ödünler verilmesinde. Türkiye, bu iki kanatlı yapıya mahkûm edilemez."

BAŞBAKAN BATI’DAN, BAYKAL TÜSİAD’DAN MEDET UMUYOR

İktidarın dış politikayı AB'ye, ABD'ye, terör sorununu Barzani’ye, ekonomiyi IMF ve Dünya Bankası’na havale ettiğini, vatandaşların ise ezildiği söyleyen Sezer,"Başbakan Türkiye’yi ilgilendiren herhangi bir konu gündeme geldiğinde 'Bakalım Batı'dan nasıl ses gelecek’ diye bekliyor. Bir de ana muhalefet var. Başbakan Cumhurbaşkanlığı’na adım adım ilerlerken TÜSİAD’dan medet umuyor" dedi.

FAİZLE TEHDİT

Bu dönemde işçi, memur, esnaf ve çiftçinin bankalara borçlandırıldığını söyleyen Sezer,"Şimdi de ‘AKP iktidar olmazsa faizler artar’ diye tehdit ediyorlar. Türk halkı buna boyun eğmez. Hangi faiz yükselmesinden söz ediyorsun Başbakan. Dünyanın en yüksek faizi Türkiye’de. Enflasyonun iki katı faizle kredi dünyanın neresinde var" diye konuştu.

ÇİRKİN POLİTİK DURUŞ

Başbakan Erdoğan’ın dün, Cumhurbaşkanlığı adayını son ana kadar açıklamayacaklarını söyleyip, "Sen aday ol" demesi ile ilgili olarak, "Başbakan ucuz, basit ve çirkin bir politik duruş gösteriyor. Dayatmayla Cumhurbaşkanı olursa, gerginliklerin sebebi olacağını bilmeli. Yasal olur da, halk da ayağa kalkar" dedi.

BAŞÖRTÜLÜ DE BİZİM BAŞI AÇIK DA

Sezer, Erdoğan ve Baykal’ı kastederek,"Biri başörtüsü üzerinden siyaset yapar; biri de onun açtığı yoldan gider, onun tuzağına düşer. Başörtülü de bizim, başı açık da bizim" diye ekledi.



***********************************************************
PERİNÇEK, 9 BİN FRANK PARA CEZASINA ÇARPTIRILDI

İSVİÇRE MAHKEMESİ TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNE KİN KUSTU


Mahkeme kararından çok harp ilanı gibi olan karar Amerika merkezli Türkiye düşmanı önyargıların taşlaşmış ifadesidir!

TÜM YURTTAŞLARIMIZIN BÜYÜK TEPKİYLE KARŞILADIKLARI KARAR, ANKARA, İSTANBUL, İZMİR VE DİĞER ŞEHİRLERDE KİTLESEL GÖSTERİLERLE PROTESTO EDİLDİ

"Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır" dediği için İsviçre'de yargılanan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in duruşması sona erdi. Mahkeme, Perinçek'i 90 gün hapis cezası karşılığında her günü 100 İsviçre Frangı (yaklaşık 115 YTL) olmak üzere 9 bin İsviçre Frangı para cezasına çarptırdı ve bu cezayı iki yıl tecil etti.

Lozan Mahkemesi, bunun dışında 3 bin İsviçre Frangı para cezasına çarptırdığı Perinçek'in, bu parayı hemen ödemediği takdirde 30 gün hapis yatmasına karar verdi.

Ayrıca Perinçek'in sembolik olarak 1000 İsviçre Frangını İsviçre'deki Ermeni cemaatine ödenmesine karar verildi. Mahkeme masrafı olarak 5873,55 İsviçre Frangı ödemesine hükmedilen Perinçek'in, aleyhinde dava açan Sarkis Şahinyan'a da 10 bin İsviçre Frangı ödemesi istendi.

İP Genel Başkanı Doğu Perinçek duruşma sonrası açıklama yaptı.

Duruşma sonrası açıklama yapan İP lideri Doğu Perinçek, şunları söyledi;
"Türkiye'nin geleceğine karşı kin kustular zaten başından İsviçre basını hakimin taraflı olduğu kanatindeydi, gülüşmeler bakışmalar bunları gördük. Temyiz ediyoruz. Önyargıları temsil eden bir karardır. Benim şahsimda türkiyeyie kin kustular. Karar Doğu Perinçek hakkında bir karar değil. Dünyanın en büyük mahkemelerinin karar vermediği bir konuda son derece tecrübesiz yönlendirilen bir hakimin kararıyla karşılaştık. Kamuoyunda çok güzel bir eğilim belirdi. İsviçre gazeteleri tarih yeniden yazılıyor diye verdiler. Amerika merkezli Türkiye düşmanı önyargıların taşlaşmış ifadesidir. Karar mahkeme kararından çok bir harp ilanı gibi bilgiden yoksun önyargıların söylenmesidir. İsviçrelilere yazık etmişlerdir. İsviçrede insanların ağzına birer polis dikmetedirler. İnsanların tarihi tartışmalarını engellemektedirler. Bu kararda ısrar ederlerse İsviçre zarar görecektir. İsviçre basını bu yargıcın taraflı olduğunu tesbit etmişti. Mücadele devam ediyor. Hiç kimse bu karara bakmasın geldiğimiz nokta çok başarılıdır. Türkiye düşmanı emperyalist kuvvetler de elleri boş durmuyorlar biz bu kararları en sonunda göreceksiniz kaldırtacağız."

Mahkeme kararı İstanbul'da protesto edildi

Mahkeme kararını protesto etmek amacıyla İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Talat Paşa Komitesi Genel Sekreteri Ferit İlsever ile İP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Erkan Önsel ortak bir basın açıklaması yaptılar.

Bugün kararın ardından Galatasaray meydanında parti üyelerinin de katılımıyla yapılan açıklamada Erkan Önsel "dünya hala dönüyor" arkadaşlar Perinçek Lozan’da bunu ifade etmiştir. Bırakınız Lozan Mahkemesi’ni dünyanın hiçbir yerindeki hiçbir mahkeme Türk milletine soykırım yaptınız kararını kabul ettiremez. Bu dava burada bitmeyecek Bu yalanı emperyalist merkezlerde çiğnemeye devam edeceğiz. 2005’te ilan etmiştik ey Avrupalılar hapishanelerinizi büyük yapın yüz binlerce Türk geleceğiz ve bu yalanı çiğnemeye devam edeceğiz demiştik. Sözümüzde durduk." derken, Talat Paşa Komitesi Genel Sekreteri Ferit İlsever ise açıklamasında "Lozan hâkimi kinini kusmuştur. Ancak Avrupa merkezlerinde önyargılar yıkılmaktadır bunu görüyoruz. Amerikan kara parasının aklanma merkezlerine SüperNATO ile emir verilmiştir. Bu mahkeme bu kararı bu baskının altında almıştır." dedi.


Editör

***********************************************************
DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER, KARABÜK İL KONGRESİ’NDE KONUŞTU:

10 Mart 2007

Başbakan, karşımıza çıkıp yaptıklarının hesabını versin

• Sezer, "Başbakan, Cumhurbaşkanlığı’na geçişi kurtuluş olarak görüyor" dedi.

• Zeki Sezer,"Bölücülere prim vererek ayına yıldızına kurban olunmaz" diye konuştu.

• DSP Genel Başkanı Sezer, "Erdoğan, Abdülhamit’ten bu yana tek sansürcü Başbakan'dır"
diye ekledi.

KARABÜK - DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, "Başbakan, siyasî olarak karşımıza çıkıp yaptıklarının hesabını versin. Ondan sonra Cumhurbaşkanı olsun" dedi.

DSP Karabük İl Kongresi’nde konuşan Sezer, Başbakan Erdoğan’ın ekonomiyle ilgili gerçekleri saklamaya çalıştığını söyledi. Sezer, "Gerçeği vatandaştan saklayanlar, seçimlerde acı bir ders alacak. Vatandaşın şamarı çok gerçek olacak" diye konuştu.

YAĞMA YOK

Sezer, Erdoğan’a seslenerek, "Hani sen hesabını bilirdin? Kendi hesabını biliyorsun. Allah daha çok versin. Ama helâlinden versin" dedi.

Cumhurbaşkanı’nın vetosundan sonra yabancı doktor getirilmesiyle ilgili yasanın ilgili maddelerinin TBMM Sağlık Komisyonu’nda metinden çıkarılmasına da değinen Sezer, "Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşıyor ya… Belli kesimlere uzlaşmacı gibi görünüp Cumhurbaşkanlığı’na atlamak istiyor. Öyle yağma yok. Başbakan, Cumhurbaşkanlığı’na geçişi kurtuluş olarak görüyor" diye konuştu.

MİLLETTEN İCAZET ALMALARI LAZIM

En büyük yolsuzlukların bu dönemde yaşandığını ifade eden Sezer, İstanbul’da Dilara adlı çocuğun rögar ağzına düşüp yaşamını yitirmesinden sonra ortaya çıktığı üzere, yandaş şirketlerin korunduğunu; vatandaşların ise Başbakan’ca azarlandığını anlattı.

"Bu dönemde yolsuzluklar besleniyor" diyen Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Başbakan, siyasî olarak karşımıza çıkıp seçimlerde yaptıklarının hesabını versin. Ondan sonra aynı oranda oy alıp milletvekili çıkarırsa Cumhurbaşkanı olsun. Cumhurbaşkanı olmak için öncelikle milletten icazet almaları lazım."

Seçimlerin yaklaşmasıyla siyasîlerin milliyetçilik yarışına girdiğini kaydeden Sezer, Başbakan’ın "Ayına, yıldızına kurban olam" diye afişler astırdığını anımsattı ve "Bölücülere prim vererek ayına yıldızına kurban olunmaz" diye konuştu.

ALIŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR

Son zamanlarda ortaya atılan Abdullah Öcalan’ın zehirlenmesi iddialarıyla ilgili olarak "Bağımsız Kürdistan’a alıştırmaya çalışıyorlar" diyen Sezer, "Bugünkü yönetime bakarak bunlara alışmamızı bekliyorlar. Çok beklersiniz. Sonsuza kadar beklersiniz" diye devam etti.

SANSÜRCÜ BAŞBAKAN

Genelkurmay’ın basınla ilgili değerlendirmelerinin basına yansıdığını anımsatan Sezer, "Erdoğan, Abdülhamit’ten bu yana tek sansürcü Başbakan’dır" dedi.

Başbakan’ın Türk Ceza Yasası ile basına sansür getirdiğini, gazetecileri ve karikatürcüleri mahkemeye verdiğini, televizyon kuruluşlarına maliyecileri göndererek baskı yaptığını, bazı basın mensuplarını işten attırdığını anlatan Sezer, "Başbakan, kendi yaptıklarını görmüyor; basın konusunda ahkâm keser oldu" diye konuştu.

Basın konusunda tek suçlunun Başbakan olmadığını, Ceza Yasası ile RTÜK Yasası çıkarken Baykal’ın da iktidara destek verdiğini ifade eden Sezer, "Basın özgürlüğünü sonuna kadar savunuruz. Demokrasinin gereği sayarız" diye ekledi.

Not: Bu sayfada yayınlanan haber niteliğinden olan yazılar CUMHURiYET ve ATATÜRK ilkelerini,demmokrasiyi laik, sosyal hukuk devleti ile tam bağımsız,ulusal üniter devleti ve anti emperyalist düşünceleri savunan yazılara yer verir.

Editör
**********************************************************
ATATÜRK VE TÜRK KADINI

Kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği konusunda geçen asırdan itibaren batı ülkelerinde ve toplumlarında yoğun mücadelelerin verildiği ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere' nin bu mücadelelerin en şiddetlilerini yaşadığı bilinmektedir. Ülkemizde, gerek Osmanlı İmparatorluğu ve gerek Cumhuriyet döneminde kadınlarımızın kendi hakları konusunda, batı ülkelerindekine benzer şekilde mücadele ettiklerini söylemek mümkün değildir. Ama biz kadınlara birçok batı ülkesinden daha evvel bu hak Atatürk tarafından verilmiş ve hatta adeta sunulmuştur. Cumhuriyet Dönemi ve Kadın Hakları teokratik bir devlet yapısının ve kadın haklarının kısıtlı olduğu bir toplum düzeninin olduğu Osmanlı İmparatorluğu' ndan, kadın-erkek eşitliğinin kabul edildiği modern Türkiye Cumhuriyeti' ne geçiş, bir çok devrimler ile mümkün olabilmiştir. Bu devrimler içinde, kadınların erkekler ile eşit toplumsal varlıklar olarak toplum içinde yerlerini almaları bir uygarlık aşamasıdır ve Atatürk Devrimleri' nin en önde gelenlerinden birisidir. 1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren ve Türk kadınlarını "şeriat" zincirinden kurtaran Medeni Kanun ile, Türk kadınına bin yıl evvel kaybettiği hakların iade edilmesinin temeli oluşmuştur. Artık kadın güçlenmeye, kişiliğini bulmaya başlamış ve erkeğinin yanında sosyal faaliyetlere katılmaya hazırdır. Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Haklarının Verilmesi Medeni Kanun ile erkeklerle eşit haklara sahip olan Türk kadınına, 3. TBMM tarafından 3 Nisan 1930' da kabul edilen bir yasa ile belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. 1931 yılında da Türk kadını ilk kez tıp dünyasında varlığını göstermiş ve ilk kadın cerrahımız çalışmaya başlamıştır. 4 Mayıs 1931' de ilk toplantısını yapan IV. TBMM tarafından 26 EKim 1932' de kabul edilen bir yasa ile Türk kadınına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı tanınmış; ertesi yıl da, 8 Ekim 1934' de kabul edilen ve 5 Aralık 1934'de yürürlüğe giren bir başka yasa ile kadın-erkek eşitliği alanında bütün haklar, "Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı" nın tanınmasıyla verilmiş oluyordu. Atatürk' ün Kadın Hakları Konusundaki Görüşleri ve Gerçekleştirdikleri, bugün dünya aydınlarının ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı 'nın yaymaya çalıştığı kadın hakları ile ilgili görüşler, Atatürk tarafından çok önceleri dile getirilmiş ve çoğunlukla da uygulama alanına sokulmuştur.

Atatürk, Cumhuriyet' in ilanından dokuz ay önce Şubat 1923 'de şöyle demiştir;

"Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı işlemezse, o sosyal toplum felçlidir."

Atatürk, çağdaş bir düşüncenin ürünü olan bu sözleriyle kadının toplumdaki yerini belirlemiştir. Atatürk' ün Türk kadınına beslediği sevgi ve saygı, Kurtuluş Savaşı' ndaki gözlemleri ile iyice perçinleşmiştir. 1923 yılında Konya' da yaptığı bir konuşmada, bu hissiyatını büyük bir içtenlikle dile getirir.

"Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim, diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim."

Atatürk 30 Mart 1923' de Vakit Gazetesi' nde yayınlanan bir beyanatında;

"İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?"

Türkler tarih boyunca, babaerkil denilen aile yapısını gönüllerine yerleştirememişler ve benimseyememişlerdir. İşte Atatürk, milletin geçmişindeki ve özünde var olan fakat özlem haline getirilmiş bir hakkı, bir duyguyu devlet varlığına geçiren devrimci olmuştur.

"Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın"

diyerek, yaptıklarının gerekçesini az, öz ve muhteşem bir ifade ile belirtmiştir. Kadınların giysileri de Atatürk' ün üzerinde çok önemle durduğu bir başka konu olmuştur. Bu konuda Atatürk, 1 Eylül 1925' de İkdam Gazetesi' nde yayınlanan bir beyanatında şöyle dedi:

"Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peştemal veya buna benzer birşeyler asararak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip şekiller, bu vahşi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır".

1925 yılında İnebolu gezisinde Atatürk, örtünen kadınlarla ilgili şunları söyledi:

"Onlar yüzlerini cihana göstersinler ve gözleri ile cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak hiçbir şey yoktur. Önemli olarak şunu ihtar edeyim ki, bu halin muhafazasında inat ve taassup, hepimizi en az kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz.."

31 Temmuz 1932' de Türkiye güzeli Keriman Halis' in, Belçika' da yapılan yarışmada dünya güzeli seçilmesi üzerine Atatürk O'na "Ece" ünvanını verir ve Türk kadınına şöyle seslenir:

"Şunu ilave edeyim ki! Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu tarihten bildiğim için, Türk kızlarından birisinin dünya güzeli seçilmiş olmasını çok tabii buldum. Fakat Türk gençlerine bu münasebetle şunu hatırlatmayı da lüzumlu görürüm: Övünç duyduğumuz tabii güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık olunuz ve bu gelişmelerin aralıksız gerçekleşmesini ihmal etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek faziletle dünya birinciliğini elde tutmaktır."

Atatürk, 18 Nisan 1935' de kendisinin himayesinde İstanbul' da toplanan ve aralarında ünlü nükleer fizikçi Madam Eve Curie' nin de bulunduğu, dünyanın dört bir yanından gelen kadınların katıldığı "Milletlerarası İlk Kadın Kongresi" delegelerine şöyle seslenir:

Türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz."

Ulu önder, Türk kadınlarının hiçbir alanda erkeklerden ve Avrupalı kadınlardan geri kalmayacakları yolundaki inancını da şu sözleriyle belirtmiştir:

"Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip, donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım."

Türk toplumunun gelişip yükselmesinde aile yapısının önemine inanan Atatürk, şöyle demektedir:

"Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir."

Türk kadını, yüzyıllardır özlemini çektiği haklarına sahip olmada; en azimli, inançlı ve güçlü desteği Atatürk' ten almış ve çağdaş ülke kadınlarının önüne geçmiştir. Örneğin; İtalya' da kadınlar ancak 1948 yılında seçimlere girebilmişler. Japon kadınları ise seçim haklarını ancak 1950 yılında alabilmiştir. Medeni Kanun' ları aldığımız İsviçre' de ise, kadınlar haklarını 1971 yılına kadar alamazken, çağdaşlamada örnek aldığımız İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde de durum farklı değilken, Türk kadınına 1935 yılında seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Bu vesile ile bakın Atatürk nasıl seslenir:

"Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki medeni mevkiini selahiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasi hayatla, Belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin birçoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu selahiyet ve lihakatle kullancaktır."

Atatürk hayatta iken yapılan son seçim olan, 1935 yılı seçimlerinde ilk kez seçilme hakkını da kullanan Türk kadını, TBMM' ne onsekiz kadın milletvekili ile girmiştir. Bu onsekiz Türk kadının yüce meclisin çalışmalarına ne ölçüde katkıda bulundukları ve kararlarında ne denli etkili oldukları meclis tutanakları ile sabittir. Ayrıca kişisel tutumları da övünç vesilesi ve geleceğe olan inançları kuvvetlendirici mahiyette olmuştur. Atatürk' ün, çağı ve değişeni değil, değişecek zamanı milletine göstermesi, kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği konularında, "BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi", "İnsan Hakları Sözleşmesi" gibi konular, daha insanlık tarihinin ufkunda bile görünmemişken Türk Kadınına, haklarını vermesinin değeri daha iyi anlaşılır. Bağımsızlık mücadelesi yapan ülkeler nasıl Atatürk' ü örnek bir lider almışlarsa, kadın hakları uğruna uğraş ve savaş verenler de, onu bir devrimci olarak aynı şekilde örnek almak durumundadırlar. Çünkü bütün insanlık tarihi boyunca, tarihin hiçbir döneminde, hiçbir lider kadın hakları konusunda Atatürk kadar önsezili ve öngörüşlü olmamış, onun kadar uğraş ve savaş vermemiştir. Ne mutlu bir Atatürk yetiştiren Türk kadınına, ne mutlu O'na sahip olan Türk milletine...

Alıntı

08.03.2007
***********************************************************
DSP GENEL BAŞKANI ZEKİ SEZER Karabük’te

KARABÜK İL KONGRESİNDE KONUŞACAK


DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, yarın (10 Mart 2007 Cumartesi) saat 11.00’de DSP Karabük İl Kongresi’nde konuşacaktır.


TARİH : 10 Mart 2007 Cumartesi
SAAT : 11.00
YER : Tüccarlar Koop. Düğün Salonu, Zonguldak Cad. KARABÜK

SAYGIYLA DUYURULUR

DSP GENEL MERKEZİ

**********************************************************
9 Mart 2006

RAHŞAN ECEVİT’İN BASINA DEMECİ

DEVLET HİLE YAPAR MI? ELBETTE YAPMAZ.
AMA HÜKÜMETLER DEVLETE HİLE YAPTIRABİLİRLER

Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Hatay ve Kilis çevresindeki mayınlı arazinin temizlenmesi için "Temizle-Kullan" modeliyle ihale hazırlıkları başlatılmış. Temizleme maliyetini karşılayan firma, temizlenen toprakları tarıma açarak kullanma hakkını elde edecek.

Dileriz bu ihaleyi yabancı bir firma kazanmaz. Çünkü Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Hatay ve Kilis illeri sınır illerimiz. "Temizle de sonra sen kullan" demek ne kadar doğru olur? Aslında TSK bu işi üstlenmeye hazır .Gerekli olan malzemeyi almak için Devlet yardımda bulunursa bu işi çok kısa bir zamanda bitirebileceklerini söylüyorlar. Ancak Hükümet bu işin İsrailliler’e verilmesinde ısrarlı. Her ne kadar ihaleye açıyorlarsa da ihalenin şartnamesini İsrailli firmanın imkanlarına uygun hazırladıkları takdirde ihaleyi İsrailli firmanın alacağı muhakkak .Üstelik, şartnamede belirtildiği üzere, temizleme maliyetini karşılayan firma bu toprakları tarıma açma hakkına da sahip olacağı için İsrail bu toprakları 49 yıl işleyecek. Daha sonra bu toprakların akıbetinin Filistin'e benzemeyeceği ne malum.

Bu topraklar vaktiyle vatandaştan alınıp kamulaştırılmış ve mayın döşenmişti. Yıllardır da tarıma kapalı oldukları için kimyasal ilaç ve gübre ile kirletilmemiş ve organik tarıma elverişli özellikler taşıyor. Ayrıca bu bölge GAP çerçevesinde yapılması planlanan sulama kanallarıyla sulanacak ve önümüzdeki yıllarda daha büyük değer kazanacaktır.

Bölge halkı, "Bunlar dedelerimizden kalan topraklardır. Sınırdaki kaçakçılığın önlenmesi için mayın döşenmişti. Biz de karsı çıkmamıştık. Madem mayından arındırılması düşünülüyor, o zaman bu toprakların arındırıldıktan sonra bize geri verilmesi gerekmiyor mu? Biz bu toprakların ihaleye açılmasına karşıyız", diyor.

Ama hükümet ısrarlı. Bu, hükümetin Devleti kendi halkını mağdur ederek yabancıya kazanç sağlamaya teşvik etmesi demek olmuyor mu? Bu ihale ile, hükümetin, Devlete hile yaptırarak onu küçük düşürmesi demek değil mi? Zaten bir toprağın 49 yıllığına kiralanmasının satıştan ne farkı olabilir ki?

Ayrıca, toprak satışlarını eleştirenlere "Paranoyak" diyenler için de "Paramanyak" demek acaba yanlış mı olur?


Kardeş Web Sitesi www.anadolusevgibirligi.org
.: Saat :.

Bookmark and Share
.: İstatistikler :.
  IP Adresiniz: 38.107.191.92
Toplam Ziyaretçi:
274611
 


.: Yararlı Linkler :.